MEDYAJANS
06. 04. 2020
SON DAKİKA HABERLERİ
DHA RSS Video Foto
  • “Yanlış maske korumaktan çok virüsü bulaştırır”

    Buse ÖZEL, İSTANBUL, (DHA)- Koronavirüs salgını sırasında tartışılan konulardan bir tanesi de maske ve eldiven kullanımı oldu. İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Anestezi ve Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Güray Demir, maske ve eldivenler yanlış kullanıldığı takdirde virüsten korumak yerine daha çok virüsü bulaştırabileceği konusunda uyardı.

    Doç. Dr. Demir, bitkisel takviyelerin de koronavirüse karşı koruduğu konusunda uyarılarda bulunarak, zencefil gibi bitkilerin kullanımının ilaç gibi düşünülmemesi gerektiğini ve yanlış kullanımlarda karaciğer hasarına neden olabileceğini belirtti. Yüksek doz C vitamininin koronavirüs konusundaki etkilerine de değinen Doç. Dr. Demir sözlerine şöyle devam etti: "Yüksek doz C vitamini kullanımı daha önce de akut solunum sıkıntısı sendromunda çok tartışılan bir konuydu. Bunun çok fazla bir fayda sağlamayacağına yönelik araştırma sonuçları daha fazla. Şu anda genel yaklaşım C vitamininin mucizevi bir ilaç olamayacağı yönünde. Faydası olsa bile 'kesin, kanıtlanmış' bir fayda sağlamayacağı yönündeki bilgiler daha fazla. Zencefil gibi ya da tedaviye destek olabilecek diğer ürünlerin kullanılmasında çok dikkatli olmak gerekir. Size yarardan çok bazen zarar da getirebilir. Hastalığın ne olduğunu tam olarak bilmediğimiz böyle bir salgın sırasında ise bu tür destekleyici ürünleri kullanmak konusunda çok dikkatli olmak gerekebilir. Ciddi karaciğer ve böbrek yetmezliklerine sebep olabilir bu tür bitkisel ürünler."

    “YANLIŞ MASKE KORUMAKTAN ÇOK VİRÜSÜ BULAŞTIRIR”

    Yanlış maske kullanımının da virüsten korumaktan çok bulaşmasına neden olabileceğini belirten Doç. Dr. Demir, şunları söyledi: "Son günlerde önemli konulardan biri de maskenin yanlış kullanımı. Yanlış maske kullanmak enfeksiyonun daha kolay bulaşmasına neden olabilir. Elimde basit bir cerrahi maske var diyelim. Öncelikle maskeyi yüzümüze doğru oturtturmamız gerekiyor. Maskenin yukardan ve yanlardan hava almaması gerekiyor. Maskenin ön yüzünde küçük hava kanalları var. Bunların büyüklüğüne bağlı olarak ortamdaki partiküller maskenin ön yüzüne yapışır ve sizin solunum yolunuza girmez. Bundan dolayı tıbbi bir maske olmalı."

    "KUMAŞTAN YAPILMIŞ ÜRÜNLER SİZİ KORUMAZ"

    Doç. Dr. Güray Demir. "Kumaştan yapılmış ve kumaş açıklığının ne olduğunu bilmediğimiz ürünler sizi korumaz. İkincisi bunların kullanım ömrü ise basit maskelerde 3 saat ile sınırlıdır. N95, N97 gibi daha özellikli maskelerde ise 6 ila 8 saate kadar korur" dedi ve ekledi: "Bu süre sonucunda maskeler koruyucu özelliğini kaybederler. Bundan sonra, bunun kullanılmaya devam edilmesi üstünde biriken virüsleri ve virüs parçacıklarını sizin daha kolay almanıza neden olur. Ayrıca maske kullanırken virüsün bulaşma şekli sadece hava yoluyla olmaz. Eğer maske kullanırken sürekli maskeye dokunursanız, sürekli takıp çıkarırsanız sizi korumaktan çok daha kolay enfekte olmanıza neden olur. Market gibi riskli ortamlarda maske kullanabilirsiniz ama ortama girdiğiniz zaman maskeyi takmanız ve çıktıktan sonra da bir poşete koyarak ve poşetin ağzını bağlayarak çöpe atmanız gereklidir. Normal çöp gibi atılamaz çünkü tıbbi atık niteliğindedir."

    “ELDİVENDE VİRÜS TUTUNMA OLASILIĞI ELDEN DAHA YÜKSEK”

    Son olarak eldiven kullanımı ile ilgili olarak da yorum yapan Doç. Dr. Demir, "Eldiven de yanlış kullanımda korumaktan öte bulaştırıcılığı arttırıyor. Eldiveni çok uzun süre elinizde tutuyor, eldivenle her yere dokunuyor ve onu yıkamadan yüzünüze, maskenize değdiriyorsunuz. Elde virüs partiküllerinin tutunma olasılığı plastik yüzeylerden daha düşüktür. O nedenle yanlış kullanımı sizi korumaktan öte enfekte olmanıza neden olur" dedi.

     



  • Günde 16 bin öğrenci online eğitimden yararlandı

    İSTANBUL, (DHA)- Koronavirüs salgını sonrası tüm Türkiye'de uzaktan eğitime geçildi. Bahçeşehir Üniversitesi bünyesinde de günde 16 bin öğrenciye uzaktan eğitim verildiğini söyleyen Uzaktan Eğitim Birimi Direktörü Ergün Akgün, “Bu eğitim sistemi, olağanüstü durumların dışında da önümüzdeki dönemde daha önemli hale gelecek. Günümüz dünyasında her şeyi bilen değil alanında uzman bireylere ihtiyaç var” dedi.

    Koronavirüs tedbirleri gerekçesiyle dersler online platforma taşınırken, uzaktan eğitim sistemlerinin altyapısı da bir hayli önem taşımaya başladı. Derslerin etkileşimli ilerlemesi, öğrencinin dilediği zaman ders aldığı öğretim üyesine soru sorması ve ders için gerekli materyallerin kullanılabilmesi gibi konular, başarının anahtarı olarak görülmekte. Günde 16 bin öğrencinin kullanabildiği ve haftalık 2 bin 500 dersin verildiği Bahçeşehir Üniversitesi Uzaktan Eğitim Birimi’nin Direktörlüğü’nü yapan Dr. Öğr. Üyesi Ergün Akgün, online eğitime ilişkin bilgi verdi.

    “UZAKTAN EĞİTİM DAHA ÖNEMLİ HALE GELECEK”

    Olağanüstü durumlarda alternatif oluşturmak adına uzaktan eğitim sistemlerinin önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Ergün Akgün, “Uzaktan eğitim sadece bu gibi ekstrem durumların dışında önümüzdeki dönemde daha da önemli hale gelecek. Artık günümüz dünyasında her şeyi bilen değil alanında uzman bireylere ihtiyaç var. Dolayısıyla birey artık ihtiyaç duyduğu bilgiye hızlı bir şekilde MOOC’lar (kitlesel açık çevrimiçi ders) aracılığıyla ulaşabilmektedir. Bu noktada MOOC’larda öğrencilerin ilerleyişine ve öğrenme hızına bağlı olarak bireyselleştirilmiş öğrenme ortamı sunarak daha etkili ve verimli öğrenme deneyimlerini sunacağız. Tüm bu durum göz önünde bulundurulduğunda çevrimiçi öğrenme ortamlarının en az yüz yüze öğrenme ortamları kadar önemli hale geleceğini söylemek mümkündür” ifadelerini kullandı.

    “ÖĞRENCİYİ 360 DERECE DEĞERLENDİRMEK MÜMKÜN”

    Bahçeşehir Üniversitesi olarak ‘itslearning’ öğrenme yönetim sistemi ve ‘Adobe Connect’ sanal sınıf sistemini bütünleştirici bir tasarımla öğrenciye sunduklarının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Ergün Akgün, “Bu sistemlerimiziçevrimiçi derslerin yanı sıra yüz yüze derslerimizde de öğrenme ve öğretimi destekleyici araçlar olarak uzun yıllardır kullanmaktayız. “Itslearning” platformu içerisinde öğretim üyeleri;yazılı materyal, görsel materyal, video, ses dosyası vb. tüm dijital materyallerini öğrencilerle paylaşabilmekte, öğrenciyi 360 derece değerlendirebilecek ölçme-değerlendirme araçlarını kullanabilmekte, öğrenciye bireysel olarak geribildirim verebilmekte ve öğrenci ile iletişim kurabilmektedir. Öğretim üyesi kamera ve mikrofon aracılığıyla öğrencilere ulaşarak hazırladığı sunuyu ya da bir yazılımda hazırlamış olduğu çizim gibi yüz yüze derste kullandığı tüm içerikleri öğrenciler ile paylaşabilmektedir. Öğrenciler de yine kamera ve mikrofonlarını aracılığı ile yüz yüze derste olduğu gibi hem birbirlerini hem de öğretim elemanı ile etkileşim kurabilmektedirler. Dersin ardından ilgili derse ait video kaydını da öğrencilerimiz izleyerek dersi tekrar etme imkanına sahip oluyorlar ya da herhangi bir nedenden dolayı derse katılamaması durumunda kayıtlar sayesinde dersin anlatımını takip edebiliyor” diye konuştu.

    “SİSTEMİN GÜVENLİĞİ ÇOK ÖNEMLİ”

    Bu süreçte öğrenme yönetimi sisteminin öğrencinin içeriğe hızlı ve kolay bir şekilde ulaşması açısından önem arz ettiğini ifade eden Akgün şunları söyledi:

    “Gerçekleştirdiğiniz video konferansın dışında da öğrenme deneyimini devam ettirebilmek için de bir öğrenme yönetim sitemine ihtiyaç var. Bu anlamda bizler “itslearning” ile öğrencilerimizin öğrenme deneyimini zenginleştirmeye çalışıyoruz. Burada da yine birçok ücretli ve ücretsiz alternatif var. Fakat bu sistem için de en önemli hususlar; güvenlik, destek ve altyapı. Ücretsiz alternatiflerde özellikle güvenliği sağlamak noktasında yetersiz kalındığını yakın zaman örnekleri ile görebiliyoruz. Bu sistemler öğrenciye ait birçok özel verinin tutulduğu yerlerdir. Dolayısıyla bu sistemlerin olabildiğince yüksek güvenlik önlemleri ile dolu olması gerekir.”

    Sistem sayesinde öğrencilere kamera ve mikrofon yetkisi verildiğini karşılıklı görüntülü ya da ‘sohbet/chat’ alanı ile yazılı iletişim kurduklarını söyleyen BAU Uzaktan Eğitim Birimi Direktörü Akgün, sistemin daha fazla kişiye ulaşabileceğini söyledi. Akgün, “Bunun için sağlam bir teknik altyapı ve iyi bir ekip gerekli. Bu ikisi de bizde mevcut. Ancak elbette niceliksel olarak daha çok öğrenciye ulaşmak daha çok öğrencinin öğrenmesine katkı sağlamak olarak düşünülmemeli. Derslerin doğru bir şekilde tasarlanması her zaman ilk adımdır. Ayrıca yalnızca öğrencilerimize değil diğer bireylere ulaşmak için MOOC olarak adlandırdığımız kitlesel açık çevrimiçi derslerimiz mevcut. İsteyen herkes bu sisteme kayıt olarak ders alabilmektedir” dedi.

     “ÖĞRENCİLERİMİZ UZAKTAN EĞİTİM KONUSUNDA DENEYİMLİ”

    BAU öğrencilerinin okula ilk başladığı gün bu sistemlere mobil cihaz ve PC üzerinden ulaşabilmekte olduğunu ve bu sistemi kullandıklarını belirten BAU Rektörü Prof. Dr. Şirin Karadeniz ise şunları söyledi:

    “Akademisyenlerimiz geliştirdikleri içerikleri ve tüm ders kaynaklarını öğrenme yönetim sistemi üzerinden öğrencilerimize açmaktadır. Senkron ve asenkron işlenen uzaktan eğitim dersleri de programlarımızda mevcut olduğu için öğrencilerimiz ve akademisyenlerimiz bu konuda deneyimli. Bununla birlikte, tüm akademisyenlerimizin var olan sistem bilgilerini güncellemek ve dijital pedagojiye göre daha etkin ders tasarımlarını gerçekleştirmeleri için eğitimler yapılmıştır. Tüm kampüslerdeki yarı zamanlı/tam zamanlı öğretim üyelerimize eğitimlerle birlikte süreçte yardımcı olacak kaynaklar hazırlanmış olup eğitim sonrası kendilerine iletilmiştir. Tüm öğrencilerimiz için de ek kılavuzlar hazırlanmıştır. Bunun yanı sıra devam eden online eğitim süreçlerimiz ile birlikte; öğrencilerimizin kariyer, psikolojik ve sosyolojik gelişimlerine destek olmak amacıyla, öğrenci kulüplerimiz aktif şekilde planlamalarına sosyal medya üzerinden online devam etmektedir. Bununla birlikte bireysel psikososyal desteğimizi de online ortamda psikologlarımız aracılığı ile veriyoruz. Alanlarında uzman kişiler ile birlikte online seminerler ve konferanslar gerçekleştiriyoruz. Ülkemizdeki tüm gençlerimiz için sosyal sorumluluk kapsamında ek eğitimler veriyoruz."



  • Koronavirüs 5 milyondan fazla habere konu oldu

    İSTANBUL, (DHA) – Türkiye’de 11 Mart’tan bugüne koronavirüs salgınıyla ilgili yazılı basında 285 bin 526, internette 4 milyon 256 bin 121, televizyon kanallarında ise 189 binin üzerinde haber yapıldı.

    Medya takip kurumu Ajans Press, 11 Mart’tan itibaren koronavirüsün medya karnesini çıkardı. PRNet dijital arşivinden yararlanılarak yapılan çalışmaya göre, koronavirüs son zamanların en çok konuşulan başlığı oldu. Türkiye’de koronavirüs 5 milyondan fazla habere konu oldu. 11 Mart’tan bugüne kadar koronavirüs hakkında yazılı basına 285 bin 526 haber yansıdığı tespit edildi. Online mecralarda 4 milyon 256 bin 121 gibi rekor yansıma elde edilirken, televizyon kanallarında ise 189 binin üzerinde haber yansıması görüldü.

    TÜRKİYE İLK 10’A GİRDİ

    Medya takip kurumunun gisanddata COVİD-19 Sistem Bilimi ve Mühendislik Merkezi (CSSE) Küresel Durumları verilerinden elde ettiği bilgilere göre, 6 Nisan 2020 resmi rakamlarına göre dünyada koronavirüsüne yakalanan 1 milyon 275 bin 542 kişi olduğu tespit edildi.

    Veriler sürekli değişkenlik gösterirken, Türkiye’de açıklanan son rakam27 bin 69 olarak kaydedildi. COVID-19 virüsünün en çok görüldüğü ilk 10 ülke ise; ABD, İspanya, İtalya, Almanya, Fransa, Çin, İran, Birleşik Krallık, Türkiye ve İsviçre olarak sıralandı.

     



  • Koronavirüs sonrası tüp bebek tedavileri askıya alındı

    Prof. Dr. Attar: Tüp bebek tedavisi acil değil, 2-3 aylık kayıp sorun yaratmaz

    İlknur SARGUT/İSTANBUL, (DHA)- Koronavirüs salgını sonrası tüp bebek tedavileri de askıya alındı. Bebek özlemi çeken ailelere seslenen Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erkut Attar, "Tedavilerin yarıda kalması anne adaylarının lehine ve tüp bebek tedavisi acil bir tedavi değil. 2-3 aylık bir ara tedaviye zarar vermez" dedi.

    Türkiye'de ilk koronavirüs vakalarının görülmeye başlanmasıyla birlikte Sağlık Bakanlığı kararıyla acil olmayan girişimsel ve cerrahi işlemler durduruldu. Bu kararın amacının virüsün yayılımını engellemek olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erkut Attar, yarıda kalan tüp bebek tedavileri konusunda önemli bilgiler paylaştı.

    ANNE ADAYLARININ VİRÜSÜ KAPMA RİSKİNİN ÖNÜNE GEÇİLDİ

    Tüp bebek tedavisinin acil bir tedavi olmadığının altını çizen Prof. Dr. Erkut Attar, "Tüp bebek tedavilerini hastanın durumuna göre 1-2 ay hatta daha fazla öteleyebiliyoruz. Bu kısa süreli kayıplar tüp bebek hastalarında hiçbir zaman ciddi risklere yol açmaz ya da bu 1-2 aylık süre içinde yumurtalık kapasitesinin birdenbire tamamen sıfıra inmesi söz konusu değildir. O bakımdan ailelerin içi rahat olsun. Diğer taraftan bu kurala uyulamadığı takdirde gerek hastalar konusunda gerekse hastane ve tedavi eden kurum konusunda enfeksiyonla ilgili sorunlar ortaya çıkabilir. Bu sorundan uzaklaşmak için tüm tüp bebek merkezleri tedavilerini yarıda bıraktı. Bazıları ise sona gelmiş hastaların tedavilerini hızlıca bitirip kapılarını kapattı.Yarım kalan hastalar için bir sorun yok aynı tedavi yeniden başlayabilir. Birkaç gün kullanılan ilaç kayıpları vardır. Burada kar zarar hesabı yaptığınız zaman çok daha avantajlısınız. Çünkü bir enfeksiyonla karşılaştığınızda bunu ailenize taşırsınız. O nedenle tedavilerin yarıda kalması hastanın lehine bir durum" diye konuştu.

    HEM SAĞLIK HEM DE HUKUK AÇISINDAN RİSK VAR

    Dondurulmuş embriyoların süresinin olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Attar, "Embriyo, 5 yıl dondurucuda kalabilir ve ne zaman isterseniz o zaman nakil yapabilirsiniz. Geçmişte SARS ve MERS virüs enfeksiyonu ile olan deneyime bakıldığında baktığımızda gebelerin daha fazla risk altında olabileceğini geçebileceğini söyleyebiliriz. Ancak, hamile bir kadının koronavirüs enfeksiyonunu daha ağır yaşayacağını söyleyemeyiz. Koronavirüs ile karşılaşan gebelerin çok fazla korku içerisinde olmaması lazım. Çünkü, genel olarak genç insanlar virüsü basit bulgular ile atlatıyorlar. Bebeğin anneden virüs kapıp kapmadığı konusunda da elimizde bir bilgi yok. Ancak bebeğin doğum sırasında virüsü alabileceği ifade ediliyor" ifadelerini kullandı.

    Koronavirüse yakalanan bir anne adayının endişeye kapılmadan tedaviye başlaması gerektiğinin altını çizen  Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erkut Attar, şu uyarılarda bulundu:

    "İlgili sağlık kurumlarını bilgilendirmesi yeterli. Buradan sonra hastanın durumuna göre tedavisi planlanacak ve salgının durumuna göre doğumu gerçekleşecektir. Bebeğin durumuna da çocuk doktorlarımız yürütecektir. O nedenle anne adaylarının içleri rahat olsun. Sonuç olarak, tüp benek tedavilerinin yarıda bırakılması sizin lehinize. Bu tedavilere devam etmeniz siz ve çevrenizdeki insanlar için ciddi riskler oluşturabilir. Bunun sağlığın yanı sıra hukuksal açıdan da büyük sıkıntılara neden olabileceğini unutmayın."



  • En çok atıf alan makaleler sıralanmaya başladı

    İSTANBUL, (DHA)- Türk üniversitelerinde görevli akademisyenlerin bilimsel makalelerine yapılan atıf sayısı artıyor. Akademisyenlerinin aldığı atıf sayısına dikkat çeken İstanbul Gelişim Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Abdülkadir Gayretli, "Dünyaca önemli üniversitelerden mezun olmuş ya da görev almış akademisyenlerin, Türk üniversitelerini tercih etmesi öğretim kalitesinin çıtasını yukarıya doğru çekmiş, Q1, Q2 sınıfı dergilerde yayınlarının çıkması diğer öğretim üyelerini de teşvik etmiştir.” dedi.

    Birçok farklı akademik disiplin için kapsamlı atıf verileri sağlayan web sitesi  ‘Web of Science’, alanında en çok atıf alan bilimsel makaleleri sıralamaya başladı.İstanbul Gelişim Üniversitesi (İGÜ) kadrosundaki öğretim üyelerinin yayınladığı bilimsel makalelerinin aldıkları atıf sayılarına dikkat çekti. Üniversite “AB’nin 28 ülkesinde yenilenebilir enerji tüketimi: Kirliliğin azaltılması ve ekonomik sürdürülebilirlik üzerine politika” (Andrew Adewele Alola) , “Çevresel sürdürülebilirlik hedefinde yenilenebilir enerji, göç ve reel gelirin rolü: Avrupa'nın en büyük devletlerinden kanıtlar” (Uju Violet Alola, Andrew Adewele Alola), “Akıllı şebeke teknolojilerindeki kritik konular üzerine bir araştırma” (İlhami Çolak)  başlıklı yayınların kısa zamanda 100’ün üzerinde atıf aldığını belirtti.

    “Çevresel sürdürülebilirlik hedefinde yenilenebilir enerji, göç ve reel gelirin rolü: Avrupa'nın en büyük devletlerinden kanıtlar” başlıklı makalesi hakkında konuşan Dr. Öğr. Üyesi Andrew Adewele Alola şunları söyledi:

    “Çalışmanın amacı, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma konusundaki başarıları göz önüne alındığında çalışmamız, göç politikasının özellikle kıtaların enerji verimliliği başarısında belirgin (pozitif veya negatif) bir rol oynayıp oynamadığını incelemek üzere tasarlanmıştır. Daha da önemlisi, çalışma AB’nin 28 üye ülkesinin serbest giriş göç politikası nedeniyle AB ülkelerinin durumunu ele aldı. Son olarak, AB'nin en büyük üç üye ülkesi: Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık, görünüşte homojenlik özellikleri nedeniyle dikkate alındı. Çalışmamız, incelenen ülkelerdeki göç eğiliminin sürdürülebilir çevreye yönelik gayreti tehlikeye atabileceğini bulmuştur. Ayrıca, ülkeler ekonomik genişleme yaşadıkça, kötüye kullanımın önlenmesi için daha fazla şey yapılması gerektiğini, aksi takdirde ekonomik genişleme ve çevresel sürdürülebilirlik politikası arasında ödünleşmenin kaçınılmaz olacağını fark ettik. Bu çalışma önemli çünkü AB üyesi ülkeler ve diğer benzer devletler için anlayış ve politika rehberliği sağlamaktadır”

    “TEŞVİK EDİYORUZ”

    Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç’ın, “Yabancı Uyruklu Öğretim Elemanı İstihdamıyla İlgili Usul ve Esasları’ yeniden düzenlediğine atıfta bulunan İGÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Abdülkadir Gayretli, “23 farklı ülkeden 53 yabancı öğretim üyemiz var. Öğretim üyelerimizin nitelikli okullardan mezun olmalarına, araştırma ve yayın yapıyor olmalarına önem gösteriyoruz. Üniversitemize geldiklerinde de bu bilimsel yayınlara devam etmelerini teşvik ediyoruz. Dünyada en fazla atıf alacak kaliteli yayınlar çıkarıyorlar. 2019 yılında İGÜ’de Dr. Öğr. Üyesi olarak göreve başlayan Uju Violet Alola, üniversitemizde bir buçuk yıl içinde ürettiği ve uluslararası saygın atıf indeksleri tarafından indekslenen 11 makalesine aldığı 38 atıf ile 3,45 atıf ortalaması yakaladı. Web of Science (WoS) Highly Cited in Field sıralamasında da üst sıralarda yer aldı” diye konuştu.

    “TÜRKİYE CAZİBE MERKEZİ DURUMUNDA”

    Gayretli şunları söyledi:

    “YÖK, yabancı öğretim elemanlarının kalitesini yükseltmek için yeni kriterler getirdi.  Dünyaca önemli üniversitelerden mezun olmuş ya da görev almış akademisyenlerin, Türk üniversitelerini tercih etmesi öğretim kalitesinin çıtasını yukarıya doğru çekmiş, Q1, Q2 sınıfı dergilerde yayınlarının çıkması diğer öğretim üyelerini de teşvik etmiştir. Gelişmiş ülkeler, açtıkları robotik, sanal gerçeklik gibi bölümlere, yurtdışında başarı elde etmiş akademisyenleri ülkelerine getirerek teknoloji ve ekonomide çağ atlamışlardır.  Bizim de Türkiye’de olmayan ve öğretim üyesi bakımından yetersiz, çağımızın güncel mesleklerini yurtdışında alanında başarı elde etmiş öğretim üyelerine açarak eğitimde ve teknolojide geç kalmadan başka ülkelerin geçtiği yoldan giderek çağı yakalamamız gerekiyor.”

    GELECEĞİN MESLEKLERİ

    Sürdürülebilirliği kendisine araştırma ve eğitim önceliği olarak belirlediğine dikkat çeken İGÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Abdülkadir Gayretli, geleceğin mesleklerini şöyle sıraladı:

    “Artırılmış Gerçeklik Geliştiricisi, Sanal Gerçeklik Geliştiricisi, Akıllı Bina Uzmanı, Blockchain Geliştiricisi, Dijital Rehabilitasyon Uzmanı, Drone Pilotu, Yazılım Geliştirici gibi geleceğin meslekleri yakın gelecekte öğrencilerini ve akademisyenlerini bekliyor.  Türkiye yükseköğretimi bu ileri görüşlüğü sayesinde gerek öğrencisiyle gerek akademisyeniyle cazibe merkezi olmuş durumda.”



  • “Gecikmeye bağlı hasarlı kalp vakaları görmeye başladık”   

    İSTANBUL, (DHA)- Son günlerde özellikle hastaneye geç başvurmaya bağlı olarak kalplerinde ciddi hasar oluşmuş vakalarla karşılaştıklarına dikkat çeken Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Servet Kayhan, “Maalesef bu dönemde hekime geç başvurma nedeniyle ağır hastalarla karşılaşıyoruz. Örneğin kalple ilgili şikâyetler, göğüs ağrısı şikâyetleri, kalp krizi riski gibi durumlarda mutlaka hekime gidilmesi gerekiyor. Çünkü vakit kaybı durumunda kalpte önemli hasarlar meydana gelebiliyor” dedi.

    Dünyayı sarsan koronavirüs (Covid-19) salgını, Türkiye’de de alınan etkin önlemlerle durdurulmaya çalışılıyor. Vatandaşların da bu dönemde sosyal izolasyon çağrılarına büyük ölçüde uydukları görülüyor. Diğer yandan yaşanan pandemi nedeniyle insanlarda, virüs bulaşma riski yüksek olan hastanelere gitmekten kaçınıyor. Ancak uzmanlar, hastaneye gitmekten kaçınmanın zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığı hastalıkların tedavisinde geç kalınması ve hastayı kaybetme riskini artıracağı konusunda uyarıyor.

    GEÇ BAŞVURU ORGANLARDA AĞIR HASARA YOL AÇABİLİYOR

    Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Servet Kayhan, son günlerde özellikle hastaneye geç başvurmaya bağlı olarak kalplerinde ciddi hasar oluşmuş vakalarla karşılaştıklarını söyledi. 

    Vatandaşların Covid-19 belirtilerinden şüphelendiklerinde pandemi hastanelerine müracaat edebileceklerini belirten Prof.Dr. Kayhan, “Ancak bunun dışındaki sağlık problemleri ve özellikle de ertelenmesi mümkün olmayan hayati önemdeki hastalıklar için vatandaşlarımızı zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiği konusunda uyarıyoruz” dedi.   

    Yaşanan ölümcül salgın nedeniyle hastanelere gitmekten kaçınmanın kimi hastalıklarda daha ağır sorunlara yol açacağını hatırlatan Prof.Dr. Servet Kayhan şunları söyledi:
    “Maalesef bu dönemde hekime geç başvurma nedeniyle ağır hastalarla karşılaşıyoruz. Örneğin kalple ilgili şikâyetler, göğüs ağrısı şikâyetleri, kalp krizi riski gibi durumlarda mutlaka hekime gidilmesi gerekiyor. Çünkü vakit kaybı durumunda kalpte önemli hasarlar meydana gelebiliyor. Şikâyetleri sonrası hekime geç geldiği için kalbinde hasar meydana gelmiş kalp krizi vakalarıyla karşılaşmaktayız. Kalple ilgili göğüs ağrısı, ritm bozukluğu, tansiyonla ilgili şikayetler varsa mutlaka hekime gidilmeli.”

    TANSİYON VE DİYABET SORUNLARI İHMAL EDİLMEMELİ


    “Covid- 19’u ağır geçiren hastaların çoğunluğunun hipertansiyon hastaları olduğunu göz önünde bulundurursak tansiyonla ilgili problemlerin de geciktirilmemesi gerekiyor” diyen Prof.Dr.Servet Kayhan, “İkinci önemli hastalık da diyabet. Diyabetle ilgili ilaçların mutlaka düzenli olarak kullanılması gerekiyor. Şeker yükselmesi ya da düşmesi risk oluşturabilir. Mutlaka hekime danışılmalıdır. Diğer taraftan bağışıklığı baskılayabilecek tedavilerin de bu pandemi süresince mümkünse ertelenmesi gerekiyor. Bağışıklığı baskılayıcı ilaçlar Covid- 19 açısından riski artırabiliyor” şeklinde konuştu.

    Covid-19 pandemisine karşı açıklanan tüm önlemlerin hastaneler için de geçerli olduğunu hatırlatan Prof.Dr. Servet Kayhan, “Hastane ortamlarında virüs bulaşma riski çok daha yüksektir. Bu yüzden koruyucu önlemlerin hastane içerisinde çok daha titizlikle uygulanması gerekiyor. Gelen vatandaşlarımızın eldiven kullanmaları ve cerrahi maske takmaları özellikle önemli. Kişisel uzak kalma mesafesi olan 1,5 -2 m de mutlaka korunmalı” ifadelerini kullandı. 



  • Prof.Dr. Ercan, entübasyonun salgın sonrası yaşanabilecek olası etkilerine dikkat çekti

    İSTANBUL, (DHA)- Uzmanlar koronavirüs(Covid-19) salgınında hastaların tedavisinde son derece önemli bir uygulama olan entübasyon ve mekanik ventilasyon (solunum) desteğinin solunum yetmezliğine yol açan başka birçok hastalıkta da kullanıldığına dikkat çekiyor.Salgınların bitmesinin ardından artçı etkileri olarak entübasyona bağlı nefes borusu darlıkları ve buna bağlı olarak nefes darlığının ortaya çıkabileceğine vurgu yapan Göğüs Cerrahisi uzmanı Prof. Dr. Sina Ercan, alınacak önlemlerle olası problemlerin önemli ölçüde önlenebileceğini söyledi.

    Dünya koronavirüs salgınıyla amansız bir mücadele içinde. Salgının konuşulmaya başladığı ilk günlerden zamanla pandemi haline gelmesi ve yarattığı etkiler nedeniyle sağlık profesyonelleri dışında toplumun çok fazla bilmediği yeni tanımlamalar da sıkça telaffuz edilir oldu. Bunlardan biri de “entübe etmek” kavramı.

    Yoğun bakımlarda bu tarif edilen entübasyon ve mekanik ventilasyon sürecinin akciğerlerde solunum yetmezliğine yol açan birçok farklı hastalık için uygulanabildiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sina Ercan, bu dönemde sıkça bahsedilir hale gelmesinin sebebini, COVID-19 enfeksiyonu sonrası akciğerlerin çok sık etkilenmesi ve giderek artan sayıda hastanın da entübe edilerek ventilatöre bağlanılmak zorunda kalınması olarak açıkladı. Ercan, bunun da hiçbir ülke sağlık sisteminin bu boyutta bir talebe hazırlıklı olmadığı bir durum olduğuna işaret etti.

     SOLUNUM YETMEZLİĞİ OLAN HASTALARIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU ENTÜBE EDİLİYOR

    Koronavirüsün en karakteristik etkilerinin akciğerler ve kalp üzerinde ortaya çıktığını hatırlatan Prof. Dr. Sina Ercan, “Bunun sonucunda da bazı hastalarda sokak ortasında ani ölümler görülebildiği gibi daha önemli bir sonucu da solunum yetmezliği gelişen hastaların hızla kötüleşerek yoğun bakım ünitelerine nakiller gerekebiliyor” diye konuştu.

    Bu hastaların da önemli bir çoğunluğunun entübe edilerek ventilatöre bağlandığını ifade eden Prof. Dr. Sina Ercan, “Bu hastalar kendileri yeteri kadar güçlü nefes alıp veremedikleri için uyutularak nefes borularına entübasyon tüpü denilen plastik bir boru yerleştirilir. Hastanın ileri derecede ödemli akciğerlerine solunum desteği vermek amacıyla mekanik solunum cihazına bağlanması gerekir. Bu destek hastaların akciğerleri enfeksiyondan temizlenene kadar devam ettirilir.” şeklinde konuştu.

    SALGIN SONRASI İSTENİLMEYEN ARTÇI ETKİLER ORTAYA ÇIKABİLİR

    Bütün salgınların boyutları ve sonuçları değişmekle birlikte benzer bir süreç takip ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sina Ercan,  Covid-19 salgınının da toplumun önemli bir bölümünün bağışıklık geliştirmesinden sonra yavaşlayarak zamanla durma noktasına geleceğini hatırlattı. Ancak salgınların bitmesinin ardından artçı etkilerinin ortaya çıkabileceğine de işaret eden Prof. Dr. Sina Ercan, Covid 19 salgını sonrasında da entübasyona bağlı nefes borusu darlıkları (trakea stenozu) sorunlarıyla karşılaşılabileceğini söyledi.

    Entübasyona bağlı nefes borusu darlıklarının bütün teknolojik ve tıbbi gelişmelere rağmen hala karşılaşılan bir problem olduğunu belirten Prof. Dr. Sina Ercan, salgın sonrasında karşılaşılabilecekler konusunda şu bilgileri verdi: “Bugünkü Covid-19 salgınında da çok yoğun bir entübasyon ve mekanik ventilasyon tedavisi alan hasta grubu bulunuyor. Bu hastaların önemli bir bölümü de gelişmiş tıbbi destek ve tedaviler sonucunda solunum cihazlarından ayırılacak ve iyileşerek taburcu olacaklar. Diğer taraftan tecrübelerimiz bize gösteriyor ki bu iyileşen hastaların bir bölümünde yoğun ve yüksek basınçlı mekanik ventilasyon tedavilerine bağlı olarak akciğer hasarları ve nefes borularında darlık gelişmesi ihtimali yüksek olacaktır.”

    OLASI PROBLEMLERİN ÖNÜNE GEÇMEK MÜMKÜN

    Prof. Dr. Sina Ercan, “Alınacak önlemler, kritik dönemi başarılı bir tedavi sonrası atlatabilen hastaların ilerleyen günlerde trakea (nefes borusu) darlığı ve problemlerinden etkilenme ihtimalinin en aza indirilmesine yardımcı olacaktır” dedi ve ekledi: “Böyle bir salgın dönemi sırasında hastaların öncelikli olarak yoğun bakıma yatırılarak hayatları kurtarılmaya çalışılırken, trakeostomilerin tecrübeli hekimlerce tekniğine uygun şekilde açılması ve hastaların anatomik yapılarına uygun kanüllerin seçilmesi, entübasyon tüpleri ve trakeostomi kanüllerinin balonlarının yüksek basınçla şişirilmemesi, ventilatör setlerinin ağırlığı ve gerginliği ile bağlı oldukları kanüllerin bir tarafa doğru aşırı şekilde çekilmesine müsaade edilmemesi gibi basit önlemlere de dikkat edilmelidir. Bu zorlu dönemde çok yeni tanımaya başladığımız Covid-19 enfeksiyonlarının her gün yeni bir özelliğini keşfediyoruz. Bu düşmanla mücadele ederken eskiden beri bilinen ve basit önlemlerle büyük oranda önlenebilecek sağlık problemlerini de akılda tutmamızda fayda var.”



  • Sabiha Gökçen işletmesi CEO’su Göral: Hiç kimsenin işine son vermeyeceğiz

    İlkay DİKİCİ/İSTANBUL, (DHA)- Dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını havacılık sektörünü de vururken, Sabiha Gökçen Havalimanı İşletmecisi İSG’nin CEO’su Ersel Göral, “Biz, son 6 ayda işe giren arkadaşlarımız dahil hiç kimsenin işine son vermeyeceğiz. Bu bizim açımızdan çok net. Açıkça kimse işini kaybetmeyecek. Aldığımız birçok önlem var, birçok tasarruf tedbiri var” dedi.

    İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı İşletmesi CEO’su Ersel Göral, sosyal medyada bir canlı yayına katıldı. Göral, koronavirüs salgınının yayılmasının önüne geçilmek için alınan tedbirler kapsamında açıklamalarda bulundu. Ersel Göral, “Elbette biz de tüm sektör temsilcileri gibi birçok radikal önlem aldık. Bu beklenmedik kriz ortamından en az hasarla çıkmak adına. Ama bu önlemleri listelerken, çalışan arkadaşlarımızın en az hasar görebileceği modellemeyi kurmaya çalıştık kendi içimizde. Bir kere arkadaşlarımıza şu teminatı verdik; Biz, son 6 ayda işe giren arkadaşlarımız dahil hiç kimsenin işine son vermeyeceğiz. Bu bizim açımızdan çok net. Açıkça kimse işini kaybetmeyecek” dedi.

    İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı İşletmesi CEO’su Ersel Göral şunları söyledi: “Aldığımız birçok önlem var, birçok tasarruf tedbiri var.Ama birçok tasarruf tedbirleri arasında çalışan arkadaşlarımızın hakları, menfaatleri en alt sırada. Biz buna dokunmamayı tercih ettik. Diğer tasarruf önlemleriyle bu zor durumdan çıkartmaya çalışacağız kendimizi. Bu süreçte devletimizin uyguladığı destek paketleri çerçevesinde kısa çalışma ödeneğine de başvurduk. Bu da bize finansal anlamda büyük bir fayda sağlayacak.”

    PİSTİMİZ BAKIMA ALINACAK

     

    Mevcut pistin bakım onarım faaliyetlerinden de açıklamalarında söz eden Ersel Göral, “Pistin bir takım bakım ve onarım ihtiyaçları da var. O nedenle pistimiz hafta içleri yaklaşık üç saat, hafta sonları dört buçuk saat kapalı kalıyordu gece saatlerinde. Geçtiğimiz hafta sonu havalimanı otoritemiz HEAŞ’la bir istişare yaptık. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüze bir başvuruda bulunduk. Zaten nisan ayında uçuş olmayacak bunu biliyoruz. Bari dedik, biz hem mevcut pistin bakımını yirmi dört saate yayalım ve önümüzdeki altı ayda devam etmesi planlanan bakım faaliyetlerini bu bir ayda bitirelim. Bu bizim için büyük avantaj olacak. Aynı zamanda ikinci pistin inşaatı da devam ediyor. Bir aksilik olmazsa bu senenin Kasım ayında ikinci pistimiz hizmete girecek. Bize ciddi bir rahatlık getirecek. Normalde planlamaya göre ikinci pist hizmete girdiğinde mevcut pist bakım için birkaç ay kapatılacaktı. Şimdi bu durum da ortadan kalkmış oldu. Bu bir ay içerisinde bütün bakım faaliyetlerini tamamlarsak hem gece kapanışları sona erecek, mevcut pist yirmi dört saat hizmet veriyor olacak hem de ikinci pist bittiğinde Kasım ayında hizmete girdiğinde iki pistimiz hiç kapanmadan faal olacak.” şeklinde konuştu.

    İKİNCİ TERMİNAL 2022’NİN SONUNDA AÇILACAK

    İkinci Terminal inşaatından da söz eden Göral, “Yatırım planlamalarının bazılarını ötelememiz, kısmen iptal etmemiz bile gerekti bu durumda. Ama ikinci terminal projesi bizim için çok hayati, çok önemli. Dolayısıyla onda herhangi bir iptal ya da küçültme, daraltma söz konusu değil. Hatta tam tersi geçen hafta yine bağlı bulunduğumuz idarede ki havalimanının sahibi kurum Savunma Sanayi Başkanlığımızla video konferans görüşmesi yaptık" dedi ve ekledi:

    "İkinci terminal projemizin takvimini biraz genişletmekle, yaymakla beraber hali hazırda devam ettiriyoruz. İkinci pist bittiğinde hava trafiği kapasitemiz yüzde 60-70 artacak. Hava trafiği kapasitemizin artışıyla beraber mutlaka terminal kapasitesini bu oranda arttırmamız gerekecek. Bizim hedefimiz aslında bu sene Haziran ayında kazmayı vurmaktı. Bir buçuk yıllık inşaat süresi sonrası 2022’nin en geç ikinci çeyreğinde ikinci terminali hizmete almaktı. Ancak şimdi bu sene bu yatırımı başlatmayacağız. Ama 2021’in en geç ikinci çeyreğinde mutlaka ikinci terminal inşaatımıza başlayacağız. 2022’nin sonuna yetiştirmeye gayret edeceğiz.”



  • 'Evde kal Türkiye için çal' yarışması kazandırıyor

    İSTANBUL, (DHA) – Koronavirüs (COVID-19) ile mücadele sürecinde genel tedbirlerle beraber  insani tedbirlerin de alınmasının ardından sosyal hayatı destekleyen etkinlikler internet üzerinden evlere ulaşmaya devam ediyor.  'Evdeki Kare' fotoğraf yarışmasına katılımların yoğun olmasının ardından Tuzla Belediyesi yeni bir uygulama daha başlattı. Sosyal medya üzerinden 'Evde kal Türkiye için çal' videoları paylaşanlar akıllı telefon, dizüstü bilgisayar ve tablet kazanma şansı yakalıyor.  

    Tuzla Belediyesi'nin evde kalanlar ile başlattığı ‘Evdeki Kare’ fotoğraf yarışmasına katılanlar kitap ve kahve gibi hediyeler kazanıyor. 'Evdeki Kare'den sonra evde çekilen videolarla şarkı yarışması ise yeni bir etkinlik oldu. ‘Evde kal Türkiye için çal’ etkinliğine katılmak isteyenlerin #EvdeKalTürkiyeİçinÇal etiketi ile çektikleri videoları sosyal medya hesaplarından paylaşması yeterli oluyor. Yarışmada birinci olan kişi akıllı telefon, ikinci dizüstü bilgisayar, üçüncü ise tablet kazanacak.

    ‘EVDEKİ KARE’ YARIŞMASI İÇİN FOTOĞRAF PAYLAŞILMASI YETERLİ

    ‘Evdeki Kare’ yarışması ile evlerden çekilen fotoğraflara eğlenceli görüntüler yansıdı. Yarışmada her gün üç kişi hijyen paketi kazanırken tebessüm ettiren fotoğraflar güzel bir etkileşim oluşturdu. Halen devam eden etkinliğe katılmak için #EvdekiKare etiketiyle sosyal medya hesaplarında fotoğraf paylaşılması yeterli oluyor.

    Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı tarafından başlatılan kitap kampanyası ile evlerinde kalarak mücadeleye destek olan vatandaşlara talebe göre kitap ve Türk kahvesi dağıtımı yapıldı. Bir anda katılımlarla büyüyen etkinliğe, ünlü yazar ve şairler kitap bağışlarıyla katılırken, elinde okunmuş kitapları olan vatandaşlar da kitap bağışı ve değişimi ile destek vererek paylaşma ruhunu bilgi edinme kampanyasına dönüştürdü.

    Tuzla Belediyesi aldığı tedbirlerle çalışmalarını sahaya yayarken insan merkezli tedbirler ile kesintisiz hayatı desteklemeye devam etttiğini belirtti. ‘Evde Kal’ çağrılarıyla beraber evde kalanların eğitimlerine, işlerine ve sosyokültürel etkinliklerini idame ettirmelerine öncelik verdiğini, dayanışma duygusu ile evlerinden çıkamayan 65 yaş üstü ilçe sakinlerinin tüm gereksinimlerini karşıladığını duyuran Tuzla Belediyesi, psikolojik destek sürecini hayatı normal seyrinde tutma çalışmalarıyla desteklediğini de açıkladı.

    Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı, “Çalışmalarımız son hızıyla devam ediyor. Vatandaşlarımız evlerinde güvendeyken biz sahada mücadelemize devam ediyoruz. Aynı zamanda hemşerilerimizin evlerinde daha iyi vakit geçirmesi için akıllı şehir tabanlı etkinliklerimizi tüm internet mecraları ile evlere taşımaya devam ediyoruz. Gençlerimizin evde kalarak destek vermesi bizi çok sevindiriyor. Ayrıca gençler etkinlikleri ile bizlere destek oluyor. Katılmak isteyen tüm müzikseverler bu etkinliğe iştirak edebilir” diyerek evde kal çağrısıyla beraber evlerde kalarak destek olan herkese teşekkürlerini iletti.



  • “Kısa çalışma ödeneğine başvuruda 3 kolaylık sağlandı”

    İSTANBUL, (DHA)-Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, koronavirüs pandemisi nedeniyle faaliyetine ara veren işyerlerinde çalışanların maaşlarının bir kısmını devletten alması anlamına gelen kısa çalışma ödeneğine başvuruda dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.

    Altınbaş Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, koronavirüs(Covid-19) pandemisinin yol açtığı işsizliğe karşı hükümetin devreye soktuğu kısa çalışma ödeneğinin kullanımıyla ilgili önerilerde bulundu.

    Kısa çalışma ödeneğinin, ekonomik kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerinin kapanması veya faaliyetlerin yavaşlaması durumunda çalışanlara üç aylık süre için İşsizlik Fonu’ndan verilen ödenek olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, bu olanaktan yararlanmak için şirketlerin Covid-19 pandemisi nedeniyle faaliyetlerinin aksadığını belgeleyerek İŞKUR’a e-posta yoluyla başvurması gerektiğini belirtti. Ataman, başvuruya kısa çalışma ödeneğinden yararlanacak kişilerin listesinin de eklenmesi gerektiğini vurguladı ve listede adı bulunan kişilerin son 60 günde kesintisiz hizmet akdine bağlı olarak çalışmış ve son üç yılda 450 gün prim ödemiş olması gerektiğine dikkat çekti.

    UYGUNLUK TESTİ ASKIYA ALINDI

    Normal işleyişte bu aşamadan sonra iş müfettişlerinin işyerine giderek uygunluk testi yapmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, ancak Covid-19 pandemisi kapsamında bunun kaldırıldığını, şirketin faaliyetlerinin Cumhurbaşkanlığı, Bakanlıklar veya ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca faaliyetleri durdurulanlar arasında bulunduğunu gösteren belgelerin sunulmasının yeterli olduğunu ifade etti.

    Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman’ın verdiği bilgiye göre belge denetimlerinin iş müfettişleri tarafından yapılmasından sonra kısa çalışma ödeneğinden yararlanacak kişilerin isimleri işyerine bildiriliyor.  Şirket de ödenekten yararlanacak kişilere yazılı bildirimde bulunuyor.

    Belgelerin tam olması durumunda başvuru sürecinin hızlı ilerlediğini belirten Ataman, süreci şöyle anlattı: “İşveren zorlayıcı nedenle başvuru yaptıktan sonraki iki hafta içinde ödemeler başlamaktadır. Örneğin işveren 20 Mart’ta işyerini kapatmışsa 27 Mart’a kadar çalışanına yarım ücret ödeyecektir. Kısa çalışma ödeneğine başvurusu kabul edilen işyerlerinde ödemeler 28 Mart’ta başlatılmak üzere hesap edilecek ve ilk ödeme 5 Nisan’da İŞKUR tarafından PTT Bank aracılığıyla yapılacaktır.”

    MAAŞIN NE KADARI?

    Kısa çalışma ödeneği almaya hak kazananlara üç ay boyunca İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ödeme yapılacağını belirten Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, ödenecek tutarın nasıl hesaplanacağını da şöyle anlattı: “Ödenecek ücret sigortalının son 12 aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde 60’ı kadardır. Bu şekilde hesaplanan kısa çalışma ödeneği miktarı aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde 150’sini geçemez. Buna göre 2020 yılı için ödenecek bir günlük kısa çalışma ödeneği en az 58,86 TL, aylık ödeme tutarı ise en fazla 4,414,40 TL olacaktır. Kısa çalışma ödeneğinden yararlanan işveren ekonomik durumu elveriyorsa ücretin kalan yüzde 40’lık kısmını işçiye ödemeye devam edebilir”

    Kısa çalışma ödeneğinden yararlanan bir şirketin işleri bir süre sonra düzeldiği için normal faaliyetlerine devam etme kararı alırsa, işverenin bu durumu İŞKUR'a ve çalışanlarına altı işgünü önce yazılı olarak bildirilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, geç bildirimlere ilişkin oluşan yersiz ödemelerin yasal faizi ile birlikte işverenden tahsil edileceğini vurguladı.

    “ESNEKLİKLER 3 BAŞLIKTA İNCELENEBİLİR”

    Prof. Dr. Ataman, Covid-19 pandemisi nedeniyle Hükümetin kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşullarında sağladığı esnekliklerin üç başlık altında toplanabileceğini belirterek şöyle dedi: “İlk olarak prim ödeme gün sayısı azaltılmıştır. Kısa çalışma ödeneğinden yararlanmaya hak kazanmak için kısa çalışmanın başladığı tarihten önceki son 120 gün çalışmış ve son üç yıl içinde en az 600 gün süreyle işsizlik sigortası primi ödemiş olması gerekir koşulu Covid-19 kapsamında 60 gün boyunca çalışmış ve son üç yıl içinde 450 gün işsizlik sigortası primi ödenmiş olmak üzere gevşetilmiştir.

    İkinci olarak İŞKUR’a başvurunun online yapılması sağlanarak süreç hızlandırılmıştır. Öte yandan Covid-19 kapsamındaki kısa çalışma ödeneği başvuruları özelinde iş müfettişlerinin denetim için işyerine gitmesi koşulu kaldırılmış ve işyerinin Cumhurbaşkanlığı, Bakanlık veya ilgili kurumlarınca faaliyetlerinin durdurulmuş olmasının belgelenmesinin yeterli olması kabul edilmiştir.

    Üçüncü esneklik ise 3 ay olan kısa çalışma ödeneğinin Cumhurbaşkanı yetkisiyle altı aya kadar uzatılabileceğidir. Ancak kısa çalışma ödeneği için verilen ek üç aylık süre işçinin hak ettiği işsizlik sigortası süresinden kesilmektedir. Örneğin işçi başka bir nedenle işten çıkarılır ve işsizlik sigortasından yararlanmak isterse, 10 aylık süreden kalan 7 ay için işsizlik ödeneği alabilecektir. Kısa çalışma ödeneğinin İşsizlik Sigortası ödeneklerinden mahsup edilmemesine yönelik düzenleme yapılması yetkisi de Cumhurbaşkanı’ndadır.”

    ŞARTLARI SAĞLAYAMAYAN ŞİRKETLER VAR

    Sağlanan esnekliklerin daha fazla işletmenin kapsama girmesini getireceğini belirten Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, bununla birlikte Türkiye’de iş devrinin fazla olması nedeniyle prim ödeme gün sayısının yerine getirilememesinin yüksek olasılık olduğu uyarısı yaparak, “Öte yandan işletmelerin yüzde 95’i küçük işletmelerdir ve formel piyasa koşullarından bağımsız çalışabilmektedir. Bunlar kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilecek işletme sayısına sınır koyacaktır” diye konuştu.

    Covid-19 pandemisinin yarattığı ekonomik krizin ağırlaşmasının beklendiğini ifade eden Ataman, şöyle devam etti: “Bu durumunda kısa çalışma ödeneğinden yararlanacak işletme ve kişi sayısını arttırmak için ek önlemlere ihtiyaç duyulacaktır. Bu çerçevede korona salgını nedeniyle kapatılan kafe, eğlence sektörü, AVM’ler, kuaför, küçük işletme, start-up, çalışanlarının kısa çalışma ödeneğinden yararlanması için özel düzenlemeler yapılabilir. Kısa çalışma ödeneği kapsamını genişletmek için işletmenin düştüğü ekonomik zorluk seviyesine göre 3 aylık süre kısaltılarak yararlanan çalışan sayısının arttırılması bir çözüm olabilir.

    Kısa çalışma ödeneği ile amaç zor durumdaki işletmelere en fazla üç aya kadar destek vererek mevcut istihdamı korumaktır. Diğer bir deyişle işten çıkarmaların önüne geçmektir. Bu anlamda yeni işsizler yaratmama açısından kısa çalışma ödeneği işlevseldir. Ayrıca zorlayıcı nedenler ortadan kalkınca işletmenin daha hızlı bir şekilde normal faaliyetlerine dönmesini sağlaması bakımından da kısa çalışma ödeneği destekleyicidir. Ancak kriz uzun sürerse kısa çalışma ödeneği gibi kısa vadeyi kurtaran önlemler yetersiz kalacaktır.”

     



  • “Bu dönemde dayanışma çok önemli”

    İSTANBUL, (DHA) KORONAVİRÜS salgını nedeniyle tüm dünya genelinde insanlar evlerine kapandı. Virüsten korunmak amacıyla Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) kararıyla üniversiteler de online eğitime geçti. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut bu sürecin tarihi bir süreç olduğunu ve dayanışmanın önemli olduğunu vurguladı.

    İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut, son 100 yılın en büyük felaketlerinden biriyle karşı karşıya olduğumuzu belirterek şunları söyledi: “Önceliğimiz üniversitemizin öğrencilerinin en iyi şekilde bu süreci eğitim kalitesini düşürmeden, onlara verdiğimiz iyi eğitim sözünün gereğini yerine getirmek üzere bilgilendirme ve varsa sıkıntılarını dinlemektir. Çok özel bir dönemden geçiyoruz şu anda dünyanın 180'e yakın ülkesinde son 100 yılın belki en büyük felaketlerinden biriyle karşı karşıyayız. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra belki en önemli sıkıntı ve bildiğiniz gibi YÖK kararı ile eğitim uzaktan yapılıyor. 30 Mart itibari ile eğitime başladık. 1'inci haftamızı tamamladık. Güzel bir süreç yaşadık tüm hocalarımız sistemi etkin şekilde kullandı. Bu sistemin çok iyi çalıştığını gördük. Önümüzde sınav dönemleri var ve öğrencilerimizin de kaygıları var. Soruları olabilir. Bu konuşmalardan öğrencilerimizin sağlıklı geçirmesi için uğraşıyoruz. Sonra da iyi bir eğitim süreci planladık. Tabii bunlara rağmen öğrencilerimizin etkili ve verimli eğitim alması için duayen hocalarımız öğrencilerimize belli bir konu ile ilgili deyim yerindeyse entelektüel ziyafet sunmuş olacaklar.”

    “TEORİK EĞİTİMİMİZİ EN İYİ ŞEKİLDE YAPACAĞIZ”

    Müfredat ve online eğitimin içeriği ile de ilgili bilgi veren Prof. Dr. Mehmet Bulut, “Her dönem başında tüm öğretim görevlilerimiz bir ders tasarımı hazırlar kendi dersi ile ilgili. Bu tasarımda alanı ile ilgili dünyada bütün gelişmeleri derleyip toparlar ve 15 haftalık müfredat hazırlar. Burada haftalık her öğrencimizin her ders ile ilgili okumaları var. Bunlarla ilgili kaynaklar belirlenir ve sistemimize yüklenir. O sistemden zaten öğrenciler okuma yapmak ve derse hazır gelmek zorunda. Bu anlamda teorik eğitimle ilgili hiçbir sıkıntımız yok. Sadece tarihi ve doğal kampüsü özlüyoruz. Onun dışında eğitimi takip edebiliyorlar ve hocalarımız canlı olarak kurduğumuz sistem ile dersleri anlatıyorlar. Öğrencilerimiz de canlı olarak soru sorabiliyor. Ayrıca videoya alıyoruz ve tekrar tekrar dersi takip edebiliyorlar. Dolayısıyla bu anlamda canlı bir etkileşim içinde ders yapılıyor.Sistemimiz buna odaklı ve önceki müfredat neyse hocalarımız yeni kaynaklar ile öğrencilerimizi ekstra desteklediler. Ek makaleler ve özellikle YÖK başta olmak üzere burada yer alan kaynaklardan yararlanıyorlar. Dolayısıyla teorik eğitimimizi en iyi şekilde yapacağız” dedi.

    Sınavlara ilişkin olarak da konuşan Prof. Dr. Bulut, "Sınavlarımız ile ilgili çokça soru alıyoruz. Burada fakültenin ve dersin niteliğine göre test ya da klasik yöntemle soru cevapları alacak ya da ödev şeklinde açık sistem ile ödev hazırlanacak. Bu dersin niteliğine göre vize sınavlarımız yapılacak. Pratik ile ilgili aldığımız tedbirler de yazın yapılacak olması. Sağlık Bilimleri Fakültesi gibi bölümlerimizin pratiklerinin yazın yapılmasını planlıyoruz. Hem öğrencilerimiz için hem de ülkemizde tüm kesimler virüs ile karşı karşıya burada en önemlisi bu çok özel bir dönem ve sağlıklı şekilde atlatmak için Sağlık Bakanlığı’nın verdiği tavsiyeleri öğrencilerimiz yakinen izlemeli. Evden çıkmamalı ve süreçleri takip etmelerini önemsiyoruz” diye konuştu.

    “TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİREN SALGINLAR OLDU”

    Salgınların dünya tarihinde önemli bir yer tuttuğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Bulut şunları söyledi: “Tarihin akışını değiştiren birçok salgın oldu ve ben bu salgının da böyle olduğunu düşünüyorum. M.S. 160 yılında Çin vebası bir sistemi sonlandıran salgın oldu. 15. Yüzyıl sonuna doğru Avrupalılar Amerika’ya çiçek hastalığını taşıdı ve kıtayı kontrol altına aldılar. Avrupalılar tarihte tüfekten ve silahtan çok daha fazla taşıdığı bu mikrop ile oraları kontrol altına aldılar. Avrupa ABD ve Afrika ve Asya bu coğrafyalar tarihte bu salgınlar ile karşılaştığında büyük nüfus kayıpları yaşadılar. Justinyen zamanında Bizans'ta İstanbul nüfusunun yüzde 40'ı ölmüştü. Kara vebada 1350'lerde 25 ile 50 milyon arasında insan öldüğüne dair elimizde veriler var. İspanyol Gribi sırasında 20 milyona yakın insan öldü. Yine modern veba diye tabir ettiğimiz Çibn'de çıkan salgında 10 milyona yakın insan öldü. Fakat enteresan şekilde İslam dünyası bu salgınlardan en az hasarla çıkmış olan medeniyet coğrafyası. Bunun da nedeni belki de inancımızın öngördüğü temizlik anlayışı. İslam aynı zamanda bir su medeniyeti. Müslümanların avantajı budur” 

    “DAYANIŞMA İÇİNDE OLMAMIZ GEREKİYOR”

    Ekonomik açıdan da süreci değerlendiren Prof. Dr. Mehmet Bulut, “Bu süreçte dayanışma çok önemli 83 milyonun işçisi ve işvereniyle birliktelik çok önemli. Özellikle firmalara fedakarlıklar ve görevler düşüyor. Çalışanların işten çıkarılması konusu çok önemli istihdama ayrı önem vermek gerekiyor. 3 ay süreyle çalışan maaşına yönelik kısa çalışma ödeneği yayınlandı. Bu dayanışma son derece önemli. 'Biz Bize Yeteriz Türkiyem' kampanyası da dahil olmak üzere bir ve beraber olmamız gerekiyor. 83 milyonun burada politikadan arınmış şekilde dayanışma içinde olmamız gerekiyor. Bu tür zorlu günleri aşma noktasında en önemli güç bu birlik ve beraberliktir” şeklinde konuştu.



  • Sosyal izolasyondakilere sıcak yemek servisi

    İSTANBUL, (DHA) - Koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle vatandaşların sokağa çıkamadıkları bu günlerde Beşiktaş Belediyesi, ‘Dost Eller Mutfak’ hizmetiyle ihtiyaç sahibi ve ileri yaştaki komşularının evlerine sıcak yemek ulaştırıyor.

    Tüm dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan KORONAVİRÜS (Covid- 19) salgınına karşın belediyeler hizmetlerine aksatmadan devam ediyor. Beşiktaş Belediyesi de ‘Dost Eller Mutfak’ hizmetiyle, sosyal izolasyonun büyük bir önem kazandığı bu günlerde evinden çıkamayan ihtiyaç sahibi ve 65 yaş üstü vatandaşların evlerine sıcak yemek dağıtıyor. İleri yaştaki Beşiktaşlı komşularını korumak ve ihtiyaçlarını karşılamak için her zaman onların yanında olduğunu vurgulayan Başkan Rıza Akpolat, çalışmaları titizlikle takip ediyor.

    ‘Dost Eller Mutfak’ hizmetinin içeriğiyle ilgili açıklamalarda bulunan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, “Menülerin uzman diyetisyen ve gıda mühendisleri tarafından hazırlandığı mutfağımızdan çıkan yemekleri her gün ileri yaştaki ihtiyaç sahibi komşularımıza ulaştırıyoruz. Evden çıkamadıkları şu günlerde, büyüklerimizin yanındayız” ifadelerini kullandı.

     



  • Başakşehir Belediyesi, semt pazarlarında ücretsiz maske dağıttı

    İSTANBUL, (DHA) - Başakşehir Belediyesi, koronavirüsle (COVID-19) mücadele kapsamında ilçe genelindeki tüm pazar yerlerinde denetimlerini sıklaştırırken, zabıta ekipleri de vatandaşlara ve pazar esnafına ücretsiz maske dağıttı.

    Başakşehir Belediyesi, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan, “Pazar yerleri ve marketler gibi insanların toplu şekilde bulunduğu tüm alanlarda herkesin maske takması zorunlu olacak” talimatı üzerine harekete geçti. İlçe genelindeki tüm pazar yerlerinde denetimleri sıklaştıran zabıta ekipleri, hem pazara gelen vatandaşlara hem de pazar esnafına ücretsiz cerrahi maske dağıttı.

    SOSYAL MESAFE KURALLARI UYGULANIYOR

    Başakşehir’de, maske dağıtımının yanı sıra, sokaklar dahil tüm kamuya açık mekanlarda kalabalık oluşturacak şekilde asla bir arada bulunulamayacak, sosyal mesafeye en az 3 adım olarak mutlaka riayet edilecek genelgesinin de titizlikle uygulandığı belirtildi.

    DEZENFEKTE İŞLEMLERİ TÜM HIZIYLA SÜRÜYOR

    Diğer yandan önlem amaçlı dezenfeksiyon çalışmaları da sürüyor. Pazar yerlerindeki asansör ve tuvalet gibi ortak kullanım alanları, özel kıyafetli ve maskeli personeller tarafından püskürtme yöntemiyle ilaçlanarak detaylı bir şekilde dezenfekte edildi.

    Bahçeşehir Pazartürk Fuar ve Sergi Alanı Sorumlusu Birol Memiş, “Başakşehirliler, koronavirüsle mücadele kapsamında aldığımız tedbirlerden dolayı çok memnun olduklarını dile getiriyorlar” dedi.

    Pazar esnafı Haydar Akyüz de salgına karşı kapsamlı önlemler alan Başakşehir Belediyesi ve Başkan Yasin Kartoğlu’na teşekkür ederek, “Bu güzel tedbirlerin artırılarak devam etmesini istiyoruz” diye konuştu.



  • Kağıthane'de sokak hayvanları anlamlı günde unutulmadı

    Burçak BOZKUŞ-Doğan GÜNDOĞDU/İSTANBUL (DHA)- Kağıthane Belediyesi, 4 Nisan Sokak Hayvanlarını Koruma Günü’nde belirli noktalardaki sokak hayvanlarını yerinde muayene etti. Hasta ve bakıma muhtaç olanların ise rehabilitasyon merkezinde tedavileri sağlandı.Sokak hayvanlarının besleme çalışmalarını da üstlenen Kağıthane Belediyesi ayrıca, hayvanseverlere de mama desteğinde bulundu.

    Kâğıthane’de vatandaşlar ‘evde kal’ çağrılarına uyarak zorunlu haller dışında evden dışarı çıkmıyor. Bu nedenle sokakta yaşayan hayvanların yemek bulmakta güçlük çekmesi, Kağıthane Belediyesi’ni harekete geçirdi. Belediye ekipleri sevimli dostların aç kalmaması için besleme çalışmalarını artırdı.

    Kâğıthane Belediyesi’ne bağlı ekipler her gün ilçedeki 150 farklı noktaya mama ve su bırakıyor. Sokak hayvanlarının yaşadığı kulübeler de ekiplerce düzenli olarak yıkanarak temizleniyor. Belediye ekipleri son bir ayda 2 bin 200 kilo mama dağıtımı yaptı. Talepte bulunulması halinde hayvanseverlerde besleme yapmak için belediyeden mama alabiliyor. Yanı sıra ekipler sokaklarda denetimler yaparak hasta ve bakıma muhtaç sokak hayvanlarını toplayarak rehabilitasyon merkezinde muayene ve tedavi etti. Son bir ayda 385 sokak hayvanı tedavi edildi.

     “YARDIMLARIMIZ ARALIKSIZ DEVAM EDİYOR”

    Kâğıthane Belediyesi Veteriner Hekimi Ömer Faruk Öztürk, Sokak Hayvanlarını Koruma Günü’nde sokakta yaşayan can dostları unutmadıklarını ifade etti. Sadece bugün değil, her zaman çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini belirten Öztürk, “Bugün 4 Nisan Sokak Hayvanları Koruma Günü. Bizler zaten her zaman çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bugün de biraz daha farkındalık olması amacıyla da çalışmalarımızı göstermek istedik. Onların bir gün değil, her gün bakıma ve korunmaya ihtiyacı var. Kağıthane’de 150 tane besleme noktamız var. Her gün oraya düzenli olarak mama ve su konuluyor. Ayrıca dezenfekte işlemleri de yapılmaktadır. Koronavirüs nedeniyle insanlar panik halinde. Bu paniği hayvanlara karşı da görüyoruz. Bizler bu süreç başlamadan önce de bu şekilde çalışıyorduk, bu süreçten sonra da çalışmalarımız aralıksız sürecek” şeklinde konuştu.



  • Sancaktepe'de 'Evlere kitap servisi' başladı

    İSTANBUL, (DHA) - Sancaktepe Belediyesi, koronavirüs salgını nedeniyle evlerinden çıkamayan ilçe sakinlerine 20 bin kitap dağıtımıyla ‘Evlere kitap servisi’ uygulamasına başladı.

    Sancaktepe Belediyesi sosyal medya hesaplarından ‘Evde kal, kitapsız kalma’ çağrısına uyan vatandaşlara ‘Evlere kitap servisi’ uygulaması başlattı.

    Sancaktepe Belediye ekipleri hijyenik ortamda Prof. Dr. Necmettin Erbakan Külliyesi’nde hazırlayıp paketledikleri eserleri, kitap talebinde bulunan ilçe sakinlerinin evlerine sosyal mesafe kuralları içerisinde dağıtmaya başladı.

    Sancaktepe Belediye Başkanı Av. Şeyma Döğücü konu ile ilgili şunları söyledi: “Şu anda ülkemiz dahil tüm dünya koronavirüs salgınıyla mücadele etmektir. Bu hastalıkla mücadelenin en önemli tedbiri kişisel hijyen ve evde kalarak bireysel izolasyonu sağlamaktır. Elbette ki evlerimizde geçireceğimiz bu süreci aile bağlarımızı güçlendirmek için bir fırsat olarak görmeli ve birlikte geçireceğimiz zamanın kıymetini bilmeliyiz. Sosyal izolasyonu elimizden geldiğince sağladığımız bu dönemde kültür ve sanat alanlarından uzaklaşmamak için gerekli tüm koordinasyonu sağlıyor, vaktinizi verimli geçirmek için vatandaşlarımıza destek olmaya çalşıyoruz. Sevgili Sancaktepeli vatandaşlarımızın evdeki vakitlerini daha verimli geçirmeleri adına evde kalma sözü veren 20 bin kitap arasından seçtikleri bir kitabı hediye ediyoruz. Seçilen her kitabın büyük bir keyifle okunması dileği ile çağrımıza destek veren tüm vatandaşlarımıza sevgi dolu, sağlık dolu günler diliyorum” 



  • “İstanbul’da koronavirüsün yayılma hızını sıkışıklık endeksiyle hesaplayabiliriz”

    İSTANBUL, (DHA) - Küresel salgın haline gelen koronavirüsle (COVID-19) mücadelede tüm Türkiye’ye ‘Evde kal’ çağrıları yapılıyor. Riskleri en aza indirmek adına önlemler hız kesmeden devam ediyor. Prof. Dr. Onur Başer, ABD’de uygulanan sıkışıklık endeksinin İstanbul’da virüsün neden daha fazla yayıldığını net bir şekilde ortaya koyduğunu açıkladı. İstanbul’da yaşayan her birey bir kilometrelik alanda en az 17 bin kişiyle yaşıyor.

    “KORONAVİRÜSÜN YAYILMASINDA SIKIŞIKLIK ENDEKSİNE BAKILMALI”

    Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın İstanbul, Ankara, İzmir ve Kocaeli illerini en yoğun koronavirüs görülen şehirler olarak açıklanmasının ardından gözler İstanbul ve ilçelerine çevrildi.

    ABD’de 2010 yılından itibaren uygulanmaya başlayan sıkışıklık endeksiyle ilgili bilgiler veren MEF Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanlığı’nın yanı sıra Colombia ve Michigan Üniversitelerinde de misafir araştırma görevlisi olan Prof. Dr. Onur Başer, “Bir şehrin, bir ilçenin kalabalığına genelde metrekare başına düşen insan sayısına göre bakarız. Bu sayılar koronavirüs (COVID-19) gibi insan temasıyla yayılan pandemilerde doğru bilgiyi vermiyor. Bu tip durumlarda bakılması gereken ülkenin, şehrin ya da ilçenin sıkışıklık oranıdır. Bu endeks 2010 yılından beri ABD’de uygulanıyor, Newyork ve Losangeles arasındaki vaka sayılarının en önemli açıklayıcısı olarak gösteriliyor. Sıkışıklık endeksi dediğimiz şey ortalama bir insanın bir kilometrelik çevresinde kaç kişiyle yaşadığını gösteren sayıdır. Biz de bu endeksi Türkiye’deki iller ve ilçeler için uyguladık, İstanbul tabi ki en sıkışık şehir çıktı. Ortalama bir İstanbullunun 1 kilometrelik çevresinde 17.000 kişiyle yaşadığını hesapladık. İstanbul’u İzmir, Ankara ve Kocaeli takip ediyor zaten iller bazında vaka sayılarının açıklanmasının ardından bu sıralamalar doğrulanmış oldu” dedi.

    39 ilçesi bulunan İstanbul’un 29 ilçesinin Newyork’tan bile yoğun olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Onur Başer, Çatalca, Şile, Adalar, Silivri, Büyükçekmece, Beykoz, Sarıyer, Başakşehir, Arnavutköy ve Tuzla gibi yoğunluğu az olan ilçelerin diğerlerine oranla daha az risk taşıdığını söyledi. Başer, örnek olarak verdiği Çatalca’da bir kişinin kilometre başına 408 kişi ile yaşadığını belirterek, çalışmalarını aynı zamanda İzmir ve Ankara için de genişlettiklerini iletti.

    SIKIŞIKLIK ENDEKSİ DÜŞÜK İLÇELERDE DE ÖNLEMLER ÜST DÜZEYDE

    Prof. Dr. Onur Başer’in araştırmasında sıkışıklık endeksi düşük ilçeler arasında çıkan Tuzla, önlemlerini en üst düzeyde tutuyor. 

    Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı, “Sahada devam eden ilaçlama, dezenfekte, yıkama çalışmalarıyla beraber kararlılıkla sürdürülen kontrol ve denetimler neticesinde Tuzla’nın risk seviyesi en düşük ilçelerden birisi olarak ulusal medyada yer alması, tüm ekiplerin özverili çabalarının neticesidir.

    Öte yandan devam eden kültür, sanat, eğitim benzeri çalışmaları kapsayan etkinliklerin e-belediye uygulamalarıyla sosyal hayata yansımasıyla da günlük hayatımızda da en az etkilenen ilçelerden birisi olduk. Bugüne kadar hep önce insan diyerek çalıştık. Güçlü altyapımızı halkımız için seferber ettik. Bu süreci hep beraber atlatacağız. Hemşerilerimizden evlerinde kalarak bizlere desteklerini sürdürmesini istiyoruz. Biz sizin için her yerdeyiz” sözleriyle evde kalma mesajını da yinelemiş oldu.



  • Behzat Gerçeker ve ENBE Orkestrası canlı konserle evlere konuk oluyor

    İSTANBUL, (DHA)-Sevilen şarkılarıyla Behzat Gerçeker ve ENBE Orkestrası, Demirören Medya’nın ‘#EvdeKal#MüzikleKal’ projesi kapsamında ev konseriyle canlı yayına katılıyor. “Evde kalın ama müziksiz kalmayın diyen” Gerçeker, verecekleri konserle moral olacaklarını söylüyor.

    ENBE Orkestrası sosyal medyada yapacakları canlı yayınla Demirören Medya aracılığıyla yüzbinlere ulaşacak. Demirören Medya’nın Koronavirüs (Covid-19) salgınını önleme mücadelesine katkıda bulunmak amacıyla düzenlediği ‘#EvdeKal#MüzikleKal’ projesine destek veren Behzat Gerçeker ve ENBE Orkestrası sevilen şarkılarını canlı yayında söyleyecek.

    "Sağlığımız için evde kalmalıyız" diyen Behzat Gerçeker, “Evde kaldığımız süreçte hepimizin pozitif düşünmeye, moralleri yüksek tutmaya ihtiyacı var. İşte tam da bu noktada şarkılarımızla kısa bir süre de olsa bir arada olmayı hissedeceğimizi düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

    CANLI YAYIN YARIN 

    Canlı yayın, 5 Nisan Pazar günü 21.05’te @behzatgerceker Instagram hesabından yayınlanacak. Yayında ENBE’nin sevilen şarkıları başta olmak üzere; Fransız şansonlarından Napoliten ezgilere ve Arjantin tangolarına kadar geniş yelpazede dünya müziğinin örneklerine yer verilecek. Enbe Orkestrası solistlerinden; Elvan Günaydın, Benjamin Kaggwa, Çağlar Ökten, Dilek Ciyas, Ali Erenus, Eda Tuna Arslan, Erdem Seyhan, Egemen Akkol, Selçuk Erkalaycıoğlu ve Onur Turan canlı yayına bağlantılarla katılacak.

    ‘#EvdeKal#MüzikleKal’ projesine Demirören Medya’nın tüm dijital platformları ve sosyal medya kanallarından destek veriliyor.



  • Maskeyi çıkardıktan sonra yüzünüzü nemlendirin

    İlknur SARGUT-Ömer HASAR/İSTANBUL, (DHA)- Koronavirüsten korunmak adına maskenin düzenli olarak kullanılması gerektiğinin altını çizen Dermatoloji Uzmanı Dr. Hasan Alakbarov, ciltte oluşacak egzama ve alerjik bazı rahatsızlıklara karşı uyardı. Alakbarov, "Maskeyi çıkardığınızda yüzünüzü düzenli olarak nemlendirin" dedi

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Pazar yerleri ve marketler gibi insanların toplu şekilde bulunduğu tüm alanlarda herkesin maske takması zorunlu olacak'' açıklamasını yapmasının ardından maske kullanımıyla ilgili yeni bir düzenlemeye gidildi. Uzmanlar tarafından koronavirüsten korunmak adına tavsiye edilen maskenin cilt rahatsızlıklarına yol açmaması adına bazı önlemler alınması gerekiyor. Oluşacak tahrişle baş etmenin cilt sağlığını korumak adına önemli olduğuna dikkat çeken İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medicalpark Florya Hastanesi'nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Hasan Alakbarov önemli uyarılarda bulundu.

    Koronavirüsle birlikte maske kullanımının arttığını ve bunun sağlık açısından gerekli bir uygulama olduğunu anlatan Uzm. Dr. Hasan Alakbarov, "Maskeyi uzun süre yüzümüzde tutuyoruz. Bu belli deri rahatsızlıklarına yol açabilir. Daha önceden deride herhangi bir rahatsızlığı olmayan kişilerde maskenin uzun süre yüzde kalmasına bağlı olarak maskede kullanılan malzemeye karşı bir reaksiyon ya da tahriş gelişebilir. Kişiler gün içinde ya da akşam maskeyi çıkardıklarında bu durumu fark ediyor. Bu durum maskenin kalitesine göre değişiklik gösteriyor. Hastalar bazen ciddi reaksiyonlar ile de gelebiliyor" diye konuştu.

    "MASKENİZİ ARALIKLARLA DEĞİŞTİRİN"

    Maskenin muhakkak kullanılması gerektiğini anlatan Uzm. Dr. Hasan Alakbarov, cildi korumak için alınacak önlemleri ise şöyle sıraladı:

    "O nedenle özellikle eve gittiğinizde ciltte oluşan tahrişe karşı cildinizi size uygun bir kremle nemlendirin. Şikayetleriniz daha da artarsa hekiminize başvurabilirsiniz. Yüzünüzde oluşan egzamaya yönelik bir tedavi uygulayabilirsiniz. Öncesinde atopik dermatit deri hastalığı olan kişilerde sürekli maske kullanımına bağlı olarak kuru cilt hastalığının semptonlarında artış görüyoruz. Uygun önlemlerle hekime başvurulabilir. Bu dönemde sıklıkla kullandığınız maskeler egzamanızı artırabilir. Hiçbir rahatsızlığı olmayan kişilerde ise maskenin yapımında kullanılan belli malzemelere karşı derinin tepkisi oluşabilir. Kontakt dermatit dediğimiz hastalık ortaya çıkabilir. O nedenle maskeyle dışarıya çıkıp örneğin alışverişinizi yapıp eve döndükten sonra evde bir hastalık riski yoksa maske takmanız gerekmez. Kalabalık olmayan ortamlarda maske takmanıza gerek yok. Sürekli dışarıda olmak zorundaysanız ve maske kullanıyorsanız belli aralıklarla bunu değiştirmeniz gerekiyor."

    "SU VE SABUN YOKSA DEZENFEKTAN KULLANIN"

    Dezenfektanların su ve sabuna göre daha fazla egzama riski oluşturduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hasan Alakbarov, "İçeriğinde bulunan PH değerleri ciltte kurumalara ve egzamaya yol açıyor. Son zamanlarda egzama şikayetiyle gelen hasta sayımızda da bir artış var. Burada önemli olan şey su ve sabuna ulaşımınız varsa ellerinizi 20 saniye boyunca bununla yıkamanız. Su ve sabuna ulaşamazsanız kolonya ya da dezenfektan kullanmalısınız. Evde ise ellerinizi mutlaka düzenli olarak nemlendirin. Dışarıda hijyen açısından sıvı sabun kullanmalısınız. Ancak evinizde kalıp sabun kullanabilirsiniz" uyarısında bulundu.

     



  • “Koronavirüs  bazı iş alanlarını sona erdirecek, yeni iş alanları oluşacak”

    Koronavirüs ekonomide büyük dönüşüme yol açacak

    Gökçe KARAKÖSE/ İSTANBUL, (DHA)- Dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını sonrası dijital para birimlerinin daha çok hayata gireceği ve yeni iş alanları oluşacağı öngörüsünde bulunan  Öğretim Görevlisi Dr. Levent Sümer, virüsten sonra ülke ekonomilerinin nasıl etkileneceğiyle ilgili konuştu.Sümer, “Koronavirüs sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Belki de bu dönüşüm dünyada yeni bir çağın başlangıcı olacak. Bu yılı atlatabilenler ancak 1-2 yıllık bir zaman diliminde toparlanabilecektir. Büyük plazalar belki yerlerini paylaşım esaslı sanal ofislere bırakacak. Tüm bu süreçler bazı mevcut iş alanlarını yok ederken beraberinde yeni iş alanları oluşturacak” dedi.

    Çin’in Vuhan kentinde Aralık ayının sonunda ortaya çıkan, dünyaya yayılan yeni koronavirüs (COVID-19) salgını aralarında gelişmişlerin de olduğu ülke ekonomilerini vurdu. Dünya ekonomilerini zor durumda bırakan koronavirüs sonrası İstinye Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Levent Sümer de virüsün dünya ekonomisini nasıl etkileyeceğiyle ilgili öngörülerini Demirören Haber Ajansı(DHA) ile paylaştı. 

    “ÜLKELER HAZIRLIKSIZ YAKALANDI”

    Koronavirüs salgınına ülkelerin hazırlıksız yakalandığına dikkat çeken Sümer, “Aslında 2008 finansal krizinden sonra dünyada artmaya devam eden ve 278 trilyon dolara (dünya ekonomik büyüklüğünün 3 katı) ulaşan borç sarmalı dünyanın finansal sisteminde büyük bir kırılma yaşanacağının sinyallerini veriyordu. IMF, 9 Ocak 2020’de küresel ekonomik büyüme beklentisini yüzde 2,9’dan yüzde 3,3’e yukarı yönlü revize ettikten çok değil 2.5 ay sonra dünyanın bir resesyona girdiğini açıkladı” dedi.

    “Kimse Çin’de başlayan bu salgının dünyaya bu derece hızlı yayılacağını, dünyanın içinde bulunduğu borç yükü, gelir dağılımında artan uçurum ve geçmiş krizlerden alınması gereken derslere rağmen tahmin edemedi” diyen Sümer, sözlerine şöyle devam etti:

    “Belki de borç eksenli büyümenin oluşturması muhtemel finansal kırılmanın dünyanın dört bir yanına ulaşan bir virüsle başlayacağı kimsenin aklına gelmedi. ABD ve İngiltere başta olmak üzere ilk reaksiyonlar da hep bu virüsün grip benzeri bir etkiye sahip olacağı öngörüsü üzerinden çok yumuşaktı ve ne toplumsal yansımaları ne de ekonomik etkileri anlamında bir ön hazırlık yapılmadı. Ancak Çin’den sonra İran, İtalya, İspanya ve Fransa’yı şimdi de ABD’yi vuran ve son dönemlerdeki hızlı artışla ülkemizi de ciddi olarak tehdit eden bu salgın dünya ekonomilerinde ciddi bir daralmaya sebebiyet verdi. AB ve ABD için çok daha vahim. Borsada etkilenen sektörler açısından bakıldığında, McKinsey’nin 25 Mart 2020 tarihli raporuna göre enerji sektörünün yüzde 48, havacılık sektörünün yüzde 44, sigortacılığın yüzde 33, otomotiv sanayiinin yüzde 32 ve lüks tüketim hizmetlerinin yüzde 28 değer kaybettiğini görüyoruz.”

    “BU YILI ATLATABİLENLER ANCAK 1-2 YILLIK ZAMAN DİLİMİNDE TOPARLANABİLECEKTİR”

    Bu yılı atlatabilenlerin ancak 1-2 yıllık bir zaman diliminde toparlanabileceği öngörüsünde bulunan Sümer, “Enerji fiyatlarındaki düşüşün arzın kısılmasıyla toparlanamayacağını çünkü ülkelerin daralan ekonomilerinde yavaşlayan üretim sebebiyle enerji talebinde de bir azalma olacağını söylemek gerek. Öte yandan gıda, hatta ilaç ihracatının yasaklanması bazı ülkelerin gündemine girdi bile. Rusya, Kazakistan, Ermenistan, Belarus ve Kırgızistan Haziran sonuna kadar gıda ihracatı yapmama kararı aldı. Tüketici ve ticari kredilerinde ilerleyen süreçte ciddi sıkıntı bekleyebiliriz, daralan hane halkı gelirleri sebebiyle takipteki kredi oranlarının artması ve birçok şirketin temerrüde düşerek ya re-finansmana ya da ilave krediye başvurması kuvvetle muhtemel. Dünyada otomotiv sanayii özellikle Çin’e bağımlı tedarik zinciri sebebiyle ciddi zarar görecek. Aynı şekilde tekstil sektörünü de benzer sorunlar bekliyor. Ulaştırma ve turizm sektörlerinde ciddi iflaslar beklemek mümkün. Dünyada şu anda tedarik zinciri kırıldı, lojistik ve uluslararası taşımacılık oldukça zor bir döneme girdi. İşsizlik oranlarının hızla artacağı, bankaların yüklerinin fazlalaşacağı, toplumsal kaygıların büyüyeceği ve hükümetlerin ciddi olarak zorlanacağı puslu bir döneme girdiğimizi söylemek mümkün” diye konuştu.

    HANGİ ÜLKELER DAHA ÇOK ETKİLENECEK?

    Koronavirüs kaynaklı ekonomik krizden tüm ülkelerin etkileneceğini dile getiren Sümer, şunları söyledi:

    “Teknolojinin ilerlemesiyle tüm dünya birbirine bağlı. Ancak bu gibi kriz ortamlarında insanların aradıkları temel ihtiyaçlar; sağlıklarını koruyabilme ve gıda ihtiyacını sağlayabilmedir. Tarım ve hayvancılık alanlarında kendi kendine yetebilen, teknolojisi ilerlemiş, sağlık sistemleri oturmuş, sosyal devlet anlayışını uygulayabilen ve bu gibi kriz durumlarında kullanabilecekleri rezervleri olan (Norveç Varlık Fonu gibi) ülkeler diğer ülkelere göre daha şanslı. Bu çerçeveden bakıldığında sağlık sistemi sürekli tartışılan ABD, nüfusunun refah seviyesini koruyup geliştirebilmek için her yıl yüzde 6-7’nin üzerinde büyümek zorunda olan Çin, Brexit’le bir arayış içerisinde olan Birleşik Krallık, ekonomisi petrol ve doğalgaz fiyatlarına bağlı olan Rusya ve Körfez ülkeleri, turizm gelirleri ilk sıralarda yer alan İspanya, İtalya, Fransa, Türkiye ve Yunanistan en çok etkilenecek ülkeler arasında olacaktır. Aslında bu durum İtalya’nın beklediği yardımları almaması sebebiyle Avrupa Birliği’nin de kendi içinde birliği sorgulamasına yol açacaktır.”

    ÜLKELERİN İZLEMESİ GEREKEN POLİTİKALAR NELERDİR?

    Ülkelerin izlemesi gereken politikalarla ilgili de Öğretim Üyesi Dr. Levent Sümer, “Aşının bulunabilme, üretilebilme ve kitlelere ulaştırılabilme süreci, yayılmanın azalarak artması ve daha çok kişinin daha kısa sürede test edilerek genel tablonun ortaya konması belirsizliği azaltabilir. Bu süreçten sonra hasarın tespiti ve atılacak adımlar daha da netleşir. Ancak şu aşamada ülkelerin vatandaşlarını gerek fizik ve moral açısından gerekse finansal açıdan ayakta tutacak adımları atması gerek. Yani süreç insan odaklı yürütülmelidir.İşsizliğin artmaması ve üretimin devam etmesi için ilk etapta öncelikli ihtiyaç olan ürünlerde iç tüketim odaklı bir politika benimsenebilir. Orta ve uzun vadede kalıcı çözüm ise gerek devletlerin gerekse şirket ve bireylerin aşırı borçlanmaktan vazgeçerek üretim-tüketim dengesini gözetmesi, paylaşım ekonomisine değer vermesi, empati duygusunun gelişmesi, ülkeler, toplumlar ve bireylerin gelir dağılımları arasındaki uçurumu kaldırması, ortaklık mefhumunun sadece toplumsal bir hareket olarak değil aynı zamanda bir iş ve hayat kültürü olarak benimsemesi ve tüketici toplumdan üretici topluma geçmesi ile mümkün olacaktır” diye konuştu.

    “BAZI İŞ ALANLARI SONA ERECEK, YENİ İŞ ALANLARI GELECEK”

    Tüm bu süreçlerin bazı mevcut iş alanlarını yok ederken beraberinde yeni iş alanları oluşturacağına dikkat çeken Sümer, “Online toplantılar, eğitimler, temassız kartlarla daha çok alışveriş, işi evden yönetme gibi kavramlarla tanıştık ya da daha önce tanışanlarımız bunu birkaç adım ötesine götürdü. Teknoloji bu dönüşümün anahtarı aslında. Yakın gelecekte globalleşme en azından uzunca bir süre tersine dönerken dijital dönüşüm daha hızlı bir şekilde gerçekleşecek. Dijital para birimleri, finansal teknolojiler, sonu “tech” olan birçok kavram hayatımızda daha da çok yer kaplayacak. Kapitalizm sorgulanmaya başlandı ancak çöküşü o kadar da kolay değil. Hatta virüsün etkisi kısa vadede yok olursa ki temennimiz bu yönde mevcut düzende bir değişiklik olmaz, ileride daha da büyük krizler doğurur.

    Eskiden haftanın tamamını ofiste ve bu sürenin belki de önemli bölümünü verimsiz geçirmek zorunda olan çalışanlar uzaktan daha verimli  bir çalışma düzenine geçecek. Büyük plazalar belki yerlerini paylaşım esaslı sanal ofislere bırakacak, insanların sosyal mesafe algıları satın alacakları evlerin mimarisine ve büyüklüğüne yansıyacak, tatil anlayışları, temizlik kavramları, alışveriş kültürleri, online alışverişler de ciddi olarak artacak, değişime uğrayacak, savunma sanayinin sadece askeri silah üretmek olmadığı görülecek ve biyolojik savaşlara karşı tıbbi cihazların daha da geliştirilmesi gerekecek. Tüm bu süreçler bazı mevcut iş alanlarını yok ederken beraberinde yeni iş alanları oluşturacak. Özetle koronavirüs sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, belki de bu dönüşüm dünyada yeni bir çağın başlangıcı olacak” öngörüsünde bulundu.

     



  • Anne adayının koronavirüs endişesi bebeğini de etkileyebilir

    İSTANBUL, (DHA)- Koronavirüse yakalanma endişesinin hamilelerde erken doğum ya da düşük riskine yol açabileceğini belirten Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Erkut Attar, anne adaylarına önemli uyarılarda bulundu.

    Önceki yıllarda yaşanan SARS, MERS salgınlarından elde edilen deneyime dayanarak koronavirüsün (COVID-19) hamilelerde daha ağır seyredebileceğine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erkut Attar, asıl önemli noktanın hamilelerdeki endişeye bağlı olarak yaşanabilecek sorunlar olduğunu söyledi.

    "HASTALIĞI AĞIR GEÇİRME RİSKLERİ YÜKSEK"

    Virüsün özellikle hamilelik dönemindeki kadınlar ve bebekler üzerindeki etkisi ile ilgili olarak henüz çok az şey bilindiğine değinen Prof. Dr. Erkut Attar, "Gebelik döneminde yaşanabilecek her türlü sorunun hem anne, hem de bebeğin sağlığı açısından önem taşıdığı için enfeksiyondan korunabilmek adına gebelerin çok daha dikkatli olması gerekiyor. Gebelerin Covid-19’a yakalanma riski genel popülasyonuna göre daha yüksek görünmez. Ancak hastalığı ağır geçirme risklerini daha yüksek" dedi.

    "VİRÜSÜN ANNE KARNINDAN BEBEĞE GEÇTİĞİNE DAİR KANIT YOK"

    Dünyada Covid-19’lu bir yeni doğan vaka görüldüğünü ancak bebeğin anne karnından koronavirüs alıp almadığına dair henüz bir veri olmadığını belirten Prof. Dr. Erkut Attar, söz konusu vakanın anne karnından mı virüsü aldığı, yoksa doğumdan sonra temasla ya da emzirme ile mi kaptığının henüz net olmadığını işaret etti.  Prof. Dr. Erkut Attar, “Belirti göstermeden covid-19 hastası olan gebelerde de anne karnındaki çocuk için bir risk bulunmuyor.  Ancak test sonucu pozitif olan annelerin bebeklerine de mutlaka test  yapılması  gerekiyor. Virüs pozitif annelerin bu konuda hekimlerini ve sağlık ekiplerini de mutlak bilgilendirmeleri gerekmekte. Aksi takdirde, doğum sırasında veya sonrasında bebeğe ya da sağlık ekibine bulaştırma riskleri bulunuyor" ifadelerini kullandı.

    "HASTALIK ENDİŞESİ BEBEĞİ DE ETKİYOR"

    Covid-19 olan hamilelerde dünyada erken doğuma yol açtığına dair vakalar görünse de bu konuda bilimsel verilerin henüz bulunmadığının altını çizen Prof. Dr. Erkut Attar, şöyle devam etti:

    "Bu dönemde asıl önemli nokta anne adaylarının yaşadığı endişe. Hastalığa yakalanma endişesi erken doğum ya da düşük riski gibi tehlikeli olasılıklara yol açabiliyor. Bununla birlikte Covid-19 pozitif olan bir anne adayının ilk 10 hafta ilaç kullanması çocuk için risk oluşturabiliyor, ancak 10. haftadan sonra böyle bir risk oluşturacağına dair bir kanıt bulunmuyor."

    "GEBELİK TAKİBİ ARALIKLARI UZADI"

    Genel sosyal izolasyon kurallarının bu dönemde hamileler için de diğer bireylerde olduğu gibi geçerli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Erkut Attar, "Mümkün olduğunca takipleri için çok gerekli değilse kontrole çağırmıyoruz ya da kontrol aralıklarını uzatıyoruz. Ancak bu arada koronavirüsten korunmak adına bazı önemli gelişmelere yol açabilecek sorunları da göz ardı etmemek gerekiyor. Bu anlamda gebelikte 12. hafta çok önemlidir. 16. ve 20. haftalar da keza gebelik takibinde önemli dönemlerdir. Bu haftalarda takiplere gelebilirler. 34. haftaya kadar ayda bir olan kontrolleri 1,5 ayda bire, 34. haftadan sonra 2 haftada bir yapılması gereken kontrolleri uzun aralıklarla örneğin 3 haftada  bire çıkartarak gebelerin hastane ortamına çok girmemesine özen gösteriyoruz. Ancak hastaneye geldiklerinde de biraz önce de vurguladığım gibi kontrollerini diğer hastalarla ve çalışanlarla temas ettirmeden özel alanlarda yapıyoruz." diye konuştu.

    "SAĞLIK ALT YAPIMIZ GÜÇLÜ"

    Covid-19’lu bir anne adayının rutin kontrolleri ve doğum yapabilmesi için Türkiye'de sağlık alt yapısının da doğumhanelerin de buna uygun olduğunu aktaran Prof. Dr. Erkut Attar şunları söyledi: "Diğer birçok ülke buna hazırlıksız yakalanmış olsa da, ülkemize nispeten daha geç gelmesinden dolayı daha hazırlıklıydık. Koronavirüs testi pozitif olan ve akciğer tutulumu ya da solunum sıkıntısı olan anne adaylarında doğum sırasında yaşanabilecek zorlanmalar nedeniyle sezaryene gitmek zorunda kalabiliriz. Genel anestezide çıkabilecek sorunları da göze alarak epidural anestezi tercih ediyoruz. Covid-19 hastası bir anne normal doğum da yapabilir ancak doğum sırasında ve hemen sonrasında annenin temasla bebeğe hastalık geçirme riski bulunuyor. Bunun için de doğum öncesinde hazırlıkları çok iyi yapıyoruz."