MEDYAJANS
21. 08. 2019
SON DAKİKA HABERLERİ
DHA RSS Video Foto
  • (Görüntülü) Kıkırdak hasarı olan hastalara nakil umudu

    İSTANBUL, (DHA)- Karaciğer ve böbrek nakillerinde olduğu gibi organlarını bağışlayan donörün kıkırdağı, ihtiyacı olan hastalara nakledilebiliyor. Sağlık Bakanlığı'ndan konuyla ilgili gerekli izinlerin alındığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Meriç, "Tedavi genç hastalar ve kıkırdak hasarının fazla olduğu kişilerde diğer tedavi yöntemlerinin başarısız olduğu durumlarda uygulanıyor" dedi. Tedavi edilmediği takdirde eklemlerin bozulmasına neden olan kıkırdak hasarı, diğer organlarda olduğu gibi donörden yapılan nakille tedavi edilebiliyor. Türkiye'de 5 bin kişiyi yakından ilgilendirecek olan tedavinin gerçekleştirilebilmesi adına Sağlık Bakanlığı'ndan gerekli izinler alındı. Tedavinin yüzde 80 oranında başarılı olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Meriç, 'Donörden Kıkırdak Nakli' hakkında önemli bilgiler verdi. TEDAVİ TEK SEANSTA GERÇEKLEŞTİRİLİYOR Önceki tedavilerde, hastadan aldıkları kıkırdak örneğinin laboratuvar ortamında üretilip bir zar gibi kıkırdağın hasarlı bölgesine yerleştirildiğini belirten Doç. Dr. Gökhan Meriç, donörden nakille tedavinin tek seansta gerçekleştiğini söyledi. Donörden alınacak canlı kıkırdak dokusunun hasarlı bölgeye yerleştirilmesi esasına dayanan yöntemle ilgili Doç. Dr. Gökhan Meriç, şu bilgileri verdi: "Kıkırdak nakli, donör yani vericiden, hücreler canlılığını korurken kıkırdağın alınıp kıkırdakları, hasarlanan kişilere nakledilmesidir. Bu tedavi özellikle genç hastalarda, kıkırdak hasarının fazla olduğu kişilerde, diğer tedavi yöntemlerinin başarısız olduğu durumlarda uygulanır. Organlarını bağışlayan donörden karaciğer ve böbrek naklini gerçekleştiriyoruz. Sağlık Bakanlığı’ndan bu konuda iznimizi aldık." SPORCULARIN ESKİ HALLERİNE DÖNÜŞ ORANI YÜZDE 70 Donörden kıkırdağı aldıktan sonra uygun şartlarda 3 hafta sakladıklarını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Meriç, ameliyat süreci hakkında şu bilgileri paylaştı: "Hücreleri canlı olarak nakledebilmek bizim için çok önemli. 3 hafta içinde hastalarımızın gerekli testlerini yapıyoruz. Ameliyat 45 dakika ila bir saat arasında sürüyor. Ameliyat sonrası hastanın 2 gün hastanede kalması bizim için yeterli oluyor. Sonrasında ise fizik tedavi uygulanıyor. Hasta 4-6 hafta sonra günlük hayatına tam anlamıyla dönebiliyor. Hastaların nakil sonrasında böbrek ve karaciğer naklinde olduğu gibi bir ilaç kullanmasına gerek olmuyor. Kıkırdak eklem sıvısından besleniyor. Nakil sonrası sporcuların kıkırdak hasarı öncesindeki performanslarına dönüş oranı yaklaşık yüzde 70." GENÇ HASTALARDA DAHA BAŞARILI OLUYOR Yurt dışından kıkırdak getirilerek de nakil işlemi yapılabildiğini ifade eden Doç. Dr. Gökhan Meriç, "Yurt dışından kıkırdak getirilerek yapılan nakiller maliyetinin yanı sıra, kıkırdaklar donmuş olduğu için canlılığını kaybedebiliyor. Bu durum da naklin başarısını düşürebiliyor. Biz Sağlık Bakanlığı izniyle canlı kıkırdak hücreleri tazeyken ve canlılığını kaybetmeden alacağımız için başarı şansımız da çok daha yüksek olacaktır" diye konuştu. Tedavinin uygulanacağı hasta grubu hakkında da bilgi veren Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Meriç, şu bilgileri verdi: "Özellikle 45 yaş altındaki kıkırdakları hasarlanmış kişilere uyguluyoruz. Yapılan diz ameliyatlarının yüzde 30’unda kıkırdak hasarı görülüyor. Bu hastaların yüzde 15-20’sinde geniş kıkırdak hasarı olabiliyor. Bu kişiler nakil gereken hastalardır bizim için. Bu kişilere kıkırdak nakli uygulayabiliriz. Özellikle genç hastalarda tedavide daha başarılı sonuçlara ulaşılıyor. Düşme ve çarpma sonucu travma yaşamış bir hasta ya da spor yaralanması sonrasında kıkırdak hasarı gelişen, özellikle geniş kıkırdak hasarı olan hastalar da donörden kıkırdak nakli için uygundur. Bunun yanı sıra daha önce tedavi görmüş, ameliyatlar yapılmış ancak başarılı olamamış hastaları da tedavi imkânımız var." SAĞLIK BAKANLIĞI’NDAN NAKİL AÇIKLAMASI Sağlık Bakanlığı ise kıkırdak nakli hakkında yazılı açıklamada bulundu: "Türkiye’de kıkırdak nakli talebi, nakil yapacak hekim tarafından Sağlık Bakanlığı’na ulaştırılan vaka başı hasta başvurusu ile değerlendirilmeye alınıyor. Başvuru ilgili Bilimsel Danışma Kurul hekimleri tarafından incelendikten sonra nakle ihtiyaç duyulan hasta adına nakil izni veriliyor. Kadavradan temin edilerek hastada kullanılacak olan kıkırdak dokusu; Türkiye’de faaliyet izni bulunan doku merkezi aracılığıyla ya da ithal izni verilen kıkırdak dokusu temini ile sağlanıyor."



  • (Görüntülü) Öğretmenler yabancı dil eğitimi için buluştu

    İSTANBUL, (DHA)- Türkiye’nin dört bir yanından 400’e yakın öğretmen yabancı dil eğitimi için bir araya geldi. Yabancı Diller Koordinatörü İpek Bulduk, veri analizleriyle ihtiyaca yönelik eğitim planladıklarını söyledi. Türkiye’nin farklı illerindeki 17 kampüs ile hizmet veren İSTEK Okulları, yabancı diller öğretmenlerini 4 gün sürecek İSTEK Yabancı Diller Çalıştayı’nda buluşturdu. Ulusal ve uluslararası eğitmenlerle düzenlenen program hakkında bilgi veren İSTEK Okulları Yabancı Diller Koordinatörü İpek Bulduk, “Farklılaştırılmış eğim modelleri hazırladık. Bir kişinin ihtiyacı ile diğerlerinin ihtiyacı bir olmuyor. Bunun için sınıf içinde kullanılabilecek yöntemler, teknikler, öğretmenlerimizin ihtiyaçları belirlendi. İlkokul öğretmeninin ihtiyacı, ortaokul öğretmeninden çok farklı oluyor. Bunun için 32 oturum hazırladık. Uluslararası anlamda gerçek isimleri davet ettik” dedi. YABANCI DİL EĞİTİMİ İHTİYACA YÖNELİK YAPILMALI “Öğrencilere alt, üst, orta seviye demeden ve ayrıştırmadan aynı çatının altında ihtiyaçlarına yönelik yabancı dil eğitimi yapabilmek önemli” diyen Bulduk, “Pek çok sektörde bir matematik var. Ama yabancı dilde uzun yıllardan itibaren maalesef ülkemizde veri yok. Çok iyi niyetli çalışmalar yapıyoruz. Kitaplar yazıyoruz ancak dünyanın en iyi kitaplarını kullanan öğretmenler hazır olmadıktan sonra öğrencinin gelişimini veri ile takip edip, ona göre aksiyon planları almadıktan sonra yapılan her şey havada kalıyor” ifadelerini kullandı. HEDEF: DİLİ İÇSELLEŞTİRMİŞ ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK Bulduk, hedeflerinin iyi öğretmenlerin yetiştirdiği öğrenciler mezun etmek olduğunu dile getirdi. Bulduk, “Bu çocuklar da dil bilen, dile hakim, dili içselleştirmiş özgür çocuklar olacak. Bir başkasının yardımı olmadan kendini ifade edebilmek çok büyük bir özgürlük. Öncelikle öğretmenler bu lisana hakim olmalı ki öğrencinin karşısına çıktığı zaman yabancı dil bilen bir şahsiyet olabilsin. Artık internet dünyasında araştırma yapmak mümkün. Öğretmenler, sürekli kendini geliştirmeye, uluslararası makaleler okumaya ve modellemelere yer verebilirler. Bir kişi bir işi tatbik etmeden öğrenemez. Bu yüzden her fırsatta birbirlerinden öğrenme, akran öğrenmesi, gibi kapılarını açık tutmalılar” diye konuştu. Öğretmenlerin branşlarına ve seviyelerine göre bir araya geldikleri eğitim programındaki eğitmenlerden bazıları ise şöyle: “Lisa Broomhead, Teresa Doğuelli, Laura Moulton, John Barth, Alicia Dela Antonia, Paul Seligson, Anette Laukhart, Chris Morris, Gregor Volaric”



  • Domuztepe'de 8 bin yıllık leopar maskesi figürü bulundu

    Ömer KOÇ/KAHRAMANMARAŞ, (DHA)- KAHRAMANMARAŞ'ın Türkoğlu ilçesindeki Domuztepe Höyüğü kazılarında çıkarılan 8 bin yıllık boyalı çanak çömleklerde Şaman motiflerine rastlandı. Kazı Başkanı Doç. Dr. Halil Tekin, bu yıl ortaya çıkarılan eşyaların üzerindeki motiflerin arasında en ilgincinin 'leopar maskesi' olduğunu belirterek, "Mezopotamya'da ya da bu coğrafyada, yakın doğuda ilk kez karşımıza çıkıyor" dedi.
    İlçeye bağlı Kelibişler Mahallesi'nde bulunan Domuztepe Höyüğü'nde ilk kazılar 1996'da İngiliz-Amerikan ekibi ile tarafından başlatılırken, 2013'te Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halil Tekin'in başkanlığında devam etti. 2019 kazılarını tamamlayan ekip kazı alanının üzerini kapattı ancak, Halil Tekin bu yılki kazılarda önemli bulgular elde ettiklerini söyledi.
    'BU COĞRAFYADA, YAKIN DOĞUDA İLK KEZ KARŞIMIZA ÇIKIYOR'
    Höyüğün taş çağına ait olduğunu ve topluluğun 9 bin yıl önce yerleştiğini belirten Tekin, Domuztepe ile ilgili en önemli veri kaynağının boyalı çanak ve çömlekler olduğunu kaydetti. Bu objelerden o dönem yaşamış toplumda Şaman inancını gördüklerini ifade eden Tekin, bu yıl bulunan 8 bin yıllık çanak ve çömleklerde ilginç Şaman figürlerini gördüklerini belirterek şöyle devam etti:
    "Bu boyalı çanak çömleklerin üzerindeki motiflere baktığımızda ise bir öykülerinin olduğunu, anlatmak istedikleri bir konularının olduğunu görüyoruz. Bu konunun başında da Şaman geliyor. Bizim değerlendirdiğimiz bu ama onlar ne diyorlardı bilemiyoruz, yazılı belge henüz yok. Şaman olarak değerlendirdiğimiz motifler görüyoruz. Şaman, ölümle ilgili veya sağlıkla ilgili bölümlerde sıklıkla karşımıza çıkıyor. Özellikle 2019 kazılarında gün ışığına çıkarttığımız parçalar arasında kafataslarını anımsatan ama aslında bir maske şeklinde görülen parçalar var. Bunlardan geçmiş yıllarda hem yabancı heyet hem de biz bulmuştuk ama bu yıl ilk kez böyle kedigiller ailesine mensup olduğunu düşündüğümüz bir mask, maske var. Parçalar maalesef çok küçük sahnenin tümünü anlayamıyoruz ama görünen o ki zaten evrensel olarak Şaman, ruhlarla temas kurarken, trans hale geçerken bazen trans haline geçmek istediği hayvan şekline bürünür. Bu, vücuduna tüyler takabildiği gibi çoğunlukla yüzüne geçirdiği maskla olur. Bu figürün leopar olduğunu düşünüyoruz ki Anadolu leoparı bu dönemde yaşıyor bunu pek çok yerden biliyoruz, bunları görebiliyoruz. Bir Şaman'ın leopar maskı takması, Mezopotamya'da ya da bu coğrafyada, yakın doğuda ilk kez karşımıza çıkıyor. Bu yıl ki, 2019'daki en önemli bulgularımızdan bir tanesi bu. Yani Şaman daha önce boğa veya doğrudan insan maskı şeklinde kendini gösteriyorken ilk kez burada leopar veya o aileye mensup bir hayvan şeklinde kendisini gösteriyor."
    'DOMUZTEPE, GÖBEKLİTEPE İLE SÜMER UYGARLIĞI ARASINDAKİ ÖNEMLİ HALKA'
    Halil Tekin, Göbeklitepe terk edildikten sonra topluluğa ne olduğunun sorusunun cevabının da bu yıl ki kazılarda ortaya çıktığını belirterek şunları söyledi:
    "Kafamızdaki soru şuydu, Göbeklitepe ve çağdaşları terk edildikten sonra bu topluluklara ne oldu, burayı neden terk ettiler, yaşam biçimleri değişti mi? Bunları aslında biz burada bulabiliyoruz. Domuztepe'de şunu gördük aslında buradan çok uzaklaşmamışlar. Toros dağlarının güneyinden uzaklaşmamışlar. Benzer yaşam biçimini devam ettirmişler. Güçlü bir tarımcılık yok, hala toplayıcılık, hayvancılık, ok önemli bir yer tutuyor. Göbeklitepe'den bin yıl sonra iskan burada başlıyor ve yaklaşık 1400 yıl boyunca da değişmeksizin devam ediyor. 1400 yıl sonra ne oluyor, yani günümüzden 7 bin 400 yıl sonra ne oluyor? Terk ediliyor. Bu da çok enteresan. Burası terk edildikten sonra da güneye doğru, bu sefer Mezopotamya'daki o büyük Sümer uygarlığının yaratıcıları olduğuna dair elimizde çok güçlü veriler var. Yani burası Göbeklitepe ile Sümer uygarlığı arasındaki önemli halka, o önemli bilgiyi sunacak bir potansiyele sahip kazı alanı olarak yorumlayabiliriz."

    FOTOĞRAFLI



  • 'Anne adayları hazır gıdalardan uzak durmalı'

    KAYSERİ, (DHA) - MEMORİAL Kayseri Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Doç. Dr. Semih Zeki Uludağ, tüp bebek sürecindeki anne adaylarına beslenme konusunda uyarılarda bulundu. Doktor Uludağ, anne adaylarının hazır gıdalardan uzak durması gerektiğini ifade etti.
    Memorial Kayseri Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Doç. Dr. Semih Zeki Uludağ, tüp bebek sürecindeki anne adaylarına beslenme konusunda bazı uyarılarda bulundu. Yaşam tarzı ve diyet alışkanlıkları, hem doğal yolla oluşan hem de tüp bebek tedavisiyle gerçekleşen gebeliklerin sonuçlarını olumlu ya da olumsuz etkileyebildiğine dikkat çeken Uludağ, şöyle konuştu:
    "Dengeli ve doğal beslenmenin tüp bebek tedavisine olumlu etkileri bulunmaktadır. Bu süreçte anne adayları ideal kilosunu korumalı, bol sıvı almalı ve tedaviyi olumsuz etkileyecek hazır gıdalardan uzak durmalıdır. Mümkün olduğunca doğal gıdalar ve mevsiminde yetişen meyve ile sebzeleri tüketmek önemlidir. Folik asit ve D vitamininden zengin besinler, omega-3 içeren unsature yağlar, tam tahıllı gıdalar, süt ve süt ürünleri ile balık tüketmek ve zeytinyağı ağırlıklı Akdeniz diyeti tüp bebek tedavisinde başarı ihtimalini artırmaktadır. Yüksek glisemik içeriğe sahip karbonhidratlar ile aşırı kırmızı et ve içeriğinde trans yağları bulunan gıdaları tüketmek, fast food tarzı beslenme alışkanlıkları tüp bebek tedavisini olumsuz etkilemektedir."
    Sağlıklı gebelik için önemli uyarlarda bulunan Doç. Dr. Semih Zeki Uludağ, "Folik asit kadınlarda yumurta gelişimi, döllenme ve embriyo gelişimde rol oynayan önemli bir vitamindir. D vitamininin sadece kemiklere değil, üreme fonksiyonlarına da önemli etkileri olduğu tespit edilmiştir. Tüp bebek tedavisi öncesinde kadınlara verilecek D vitamini takviyesi ile D vitamini normal düzeye gelenlerde gebelik ve canlı doğum oranı, D vitamini düzeyi düşük olanlara oranla 1,34 kat artmaktadır. Vücudun günlük protein ihtiyacı balık, beyaz ve kırmızı et, süt ve süt ürünleri ile baklagillerden karşılanmaktadır. Kısırlık sorunu ile karşı karşıya gelen kadınlarda günlük protein alım miktarının ne olması gerektiği veya proteinlerin hangi gıdalardan alınmasının daha iyi olacağı ile ilgili net bir öneri bulunmamaktadır. Bununla birlikte kırmızı etin aşırı tüketilmesinin yumurtlama sorunları oluşturabileceği ileri sürülmektedir. Tüp bebek tedavisinde ise balık, yumurta, süt ve sebze ağırlıklı protein alınmasının daha iyi olduğu, aşırı kırmızı et tüketiminin ise embriyo gelişimi üzerinde olumsuz etkileri olduğuna dair bazı kanıtlar bulunmaktadır" ifadelerine yer verdi.

    FOTOĞRAFLI



  • Pekin'de yabancı uzmanlar semineri düzenlendi

    İSTANBUL, (DHA)- 2019 "Çince kitapları dünyaya tanıtma planı" kapsamında yabancı uzmanlar semineri Çin’in başkenti Pekin’de düzenlendi. Seminere, Türkiye dahil 30’dan fazla ülkeden yayıncı, akademisyen ve kültür kurumlarından temsilciler katıldı.

    Çin ile yabancı yayıncılar arasında bir diyalog platformu oluşturmayı amaçlayan seminerin bu yılki teması "Çin'de uluslararası yayıncılığın 70 yılı, medeniyetler arası iletişim ve tecrübe paylaşımı" olarak belirlendi.

    Seminerde konuşan Güney Kore'nin Pekin Büyükelçiliği Müsteşarı ve Güney Kore Çin Kültür Merkezi Başkanı Han jae-heuk, Çin'in yeni yayın tarzını şöyle değerlendirdi:

    "Bugün Çin'de herhangi bir kitapevine gittiğinizde her bir kitabın güzel bir tasarımı olduğunu görebilirsiniz. İnternet ve yeni medya yoluyla yayıncılık tarzı da değişiyor. WeChat, HimalayaFM, NetEast gibi edebiyat platformları oldukça ilginç. Gençler sesli kitap yoluyla okumaya özeniyor."

    Türkiye'den Kırmızı Kedi Yayınevi'nin de katıldığı seminerde konuşan Haluk Hepkon, Çin'de birçok yayın kuruluşuyla işbirliği yapıldığını ve Çin'den gelen kitapların Türkiye'de daha da popüler olacağını ifade ederek, "Çin edebiyatına ilgi bence artıyor. Mesela Mo Yan'ın yayınlanması, yine Yu Hua'nın farklı yayınevleri tarafından yayınlanması, böyle birçok yazarı artık Türk okuru tanıyor, ilgiyle izliyor. Intercontinental Press ile birlikte Kırmızı Kedi'ye ait İstanbul ve Ankara'daki kitapçılarda 'That's China' köşesi açıldı. Bunlar da çok ilgi görüyor” dedi.

    Öte yandan Çinli okurların da Türk kültürüne ilgisinin yoğun olduğunu belirten Hepkon, bu sene Türkiye’de en çok satan kitap olan Yılmaz Özdil’in Mustafa Kemal adlı kitabının da yakında Çince olarak okurlarla buluşacağı haberini verdi.  

    Konfüçyus'un düşüncesi ve konuşmaları olan Lunyu ve Sun-tzu'nun Savaş Sanatı gibi Çin'in geleneksel klasik eserlerinin Türkçeye çevrildiğini dile getiren Haluk Hepkon, daha fazla Çince kitabın Türkçeye çevrildiğini görmek ve daha fazla Türk gencinin ilgisini Çin kültürüne ve Çin'in gelişimine çekmek istediklerini söyledi.

    Çağdaş Çin ve Dünya Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Yu Yunquan, son yıllarda yurtdışında Çin hakkında araştırma eserlerinin arttığını söyledi. Amazon internet sitesinde Çin temalı kitaplarla ilgili yapılan aramada çıkan sonuç sayısı 2001 yılında yaklaşık binken, 2011 yılında 30 bine ulaştı. Öte yandan 2013 yılından beri Kuşak ve Yol girişimiyle (BRI) ilgili kitapların sayısı yılda ortalama 200'e ulaştı. Yu Yunquan şunları ifade etti:

    "ABD, İngiltere ve İtalya'nın da aralarında bulunduğu 20'den fazla ülkeden gelen yazarlar Kuşak ve Yol konulu kitapların hazırlık çalışmalarına katıldı. Katılımcılar arasında profesyonel yazarlar ve tarihçiler bulunuyor. Bu isimleri pek çoğu Çin'de uzun süre yaşamış, iş deneyimi edinmiş ve Çin kurumlarında çalışmış isimler. Kuşak ve Yol uluslararası yayıncılığın önemli konularından birine haline geldi."

    2018 yılının sonu itibariyle Çinli yayın kuruluşları 82 ülkedeki 700'den fazla yayın kuruluşuyla 3 bin 200 projede işbirliği yaptı.

     



  • Beymen Club İstanbul Havalimanı Mağazası açıldı

    İSTANBUL, DHA (Kurumsal Haber)-

    Beymen Club, İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde yeni mağazasını açtı.

    Beymen'den yapılan açıklamada, "7 gün 24 saat kesintisiz hizmet veren Beymen Club İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Mağazası, modern dekorasyonu, geniş vitrinleri ve ferah atmosferiyle tüm misafirlere ayrıcalıklı bir  alışveriş deneyimi sunuyor. 200 metrekare büyüklüğündeki mağaza, Beymen Club’ın doğadan, etnik zenginliklerden, şehir yaşamından ve sanattan ilham alan kadın ve erkek hazır giyim ve aksesuar koleksiyonlarını modaseverlerle  buluşturuyor" ifadelerine yer verildi.

    Yeni mağazanın Dış Hatlar Giden Yolcu Terminali’nde yer aldığı belirtildi.



  • Yeni mezun mühendisler iş başı yaptı

    İSTANBUL, (DHA) / (KURUMSAL HABER) - BEDAŞ İnsan Kaynakları tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen ‘Yarı Zamanlı Mühendislik Programı’ haziran ayında yeni mezunlarını verdi. Üniversitelerinde mühendislik öğrenimi gören 15 öğrenci BEDAŞ’ta işbaşı yaptı.

    Elektrik dağıtım sektörüne nitelikli çalışan yetiştirmeyi hedefleyen Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. (BEDAŞ), ‘Yarı Zamanlı Mühendislik Programı’ ile yeni mezun mühendislere iş imkanı sunmayı amaçlıyor. BEDAŞ İnsan Kaynakları Direktörlüğü tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen ve Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinde mühendislik öğrenimi gören 26 öğrencinin katıldığı Yarı Zamanlı Mühendislik Programı, haziran ayında bu yılki mezunlarını verdi. İşin teorik ve pratik kısmını altı ay boyunca öğrenen 26 öğrenciden 15’i program bitiminde BEDAŞ’ın çeşitli departmanlarında işe başladı.
    Yeni mezun mühendis alımlarının neredeyse tamamını söz konusu program çerçevesinde gerçekleştiren BEDAŞ, geçen yıl da aynı programda başarılı olan 13 mühendisi bünyesine katmıştı. Bu yıl alınan 15 mühendis ile birlikte iki yılda söz konusu program sayesinde BEDAŞ’ta çalışmaya başlayan yeni mühendislerin sayısı 28’e ulaşmış oldu.

    500’ÜN ÜZERİNDE BAŞVURU GELDİ

    BEDAŞ İnsan Kaynakları Direktörlüğü’nün 2018-2019 eğitim döneminin başında kariyer portalları üzerinden başvurularını aldığı Yarı Zamanlı Mühendislik Programı’na çeşitli üniversitelerden 500’ün üzerinde başvuru geldi. Başvurulardan program kriterlerine uygun bulunan 80 öğrenci kurum değerleri ve yetkinliklerinin ölçümlenebileceği şekilde tasarlanan grup mülakatları, vaka çalışmaları ve birebir görüşmelerin ardından değerlendirme merkezine dâhil edildi. Yetkinlik bazlı seçilen ve ağırlıklı olarak elektrik mühendislerinden oluşan 26 öğrenci, kariyer gelişim yolları ve yetkinliklerine göre uygulamalı iş alanlarına yerleştirildi.

    BİN 893 SAAT EĞİTİM ALDILAR

    Altı ay süren çalışmanın ardından programı tamamlayan öğrencilerin teknik anlamda farkındalıklarını artırıp enerji sektörünü BEDAŞ bünyesinde deneyimleyebildiklerini ifade eden BEDAŞ İnsan Kaynakları Direktörü Gaye Küçükkaya, “Katılımcılar bu programa özel olarak tasarlanmış olan bin 893 saatlik sınıf içi, online ve teknik eğitim sahasında özel eğitimlere tabi tutuldu. Programda yer alan öğrenciler, bağlı oldukları yöneticileri ile birlikte BEDAŞ’ta deneyimledikleri konularla ilgili proje sunumlarını gerçekleştirerek haziran ayında bu süreci tamamlamış oldu. Böylece teoride bildiklerini pratikte uygulama imkanına sahip oldular” değerlendirmesinde bulundu.

    “HER YIL DAHA FAZLA ÖĞRENCİYE ULAŞIYORUZ”

    “Yarı Zamanlı Mühendislik Programı ile birlikte, BEDAŞ’ın çalışma prensibini benimseyecek, iş performansını en üst düzeye çıkaracak ve bunu sürdürülebilir kılacak yeni mezun arkadaşlara kariyer fırsatı sunuyoruz” diyen Küçükkaya sözlerine şöyle devam etti:

    “Programa dâhil olan öğrenciler geliştirdiğimiz yerinde öğrenme metotlarıyla altı ay boyunca yöneticilerimizle birlikte hem profesyonel hayatı deneyimliyor hem öğrendiği teorik bilgileri pratiğe dökerek kariyer gelişimleri için önemli fırsatlar yakalıyor. Bu sırada performanslarını izleyerek sürekli geri bildirimlerle beslediğimiz öğrencilerimiz, programın son haftasında BEDAŞ’ın yönetim kadrosuna, çalıştığı alan ile ilgili hazırladığı projenin sunumunu gerçekleştiriyor. Bu yıl programa katılan öğrencilerimizden 15’i şu an BEDAŞ’ın çeşitli departmanlarında görevine başladı. Geçtiğimiz yıl da bu programdan kadromuza kazandırdığımız 13 mühendisimiz vardı. Yeni mezun mühendis alımlarımızın neredeyse tamamını bu program çerçevesinde gerçekleştiriyoruz. İnsan Kaynakları Direktörlüğü olarak yaptığımız bu ve buna benzer projeleri hayata geçirerek üniversitelerden mezun olmaya hazırlanan öğrencilerimize her yıl daha fazla kariyer fırsatı sunmayı ve yakaladığımız bu sinerjiyi sürdürebilir kılmayı hedefliyoruz.”



  • Kenan Doğulu, Bodrum'da konser verdi

    BODRUM (Muğla), (DHA)- SANATÇI Kenan Doğulu, Bodrum'da konser verdi.
    Sanatçının açık hava konserleri kapsamında Ege Bölgesi'ndeki son durağı Bodrum oldu. Bodrum Antik Tiyatro'da sahne alan Doğulu, sevilen şarkılarını hayranlarıyla birlikte seslendirdi. Konser alanının hemen her köşesini adımlayan Doğulu, "Bu gece çılgınlar gibi eğlenip evimize mutlu dönelim istiyorum. Bilet numaranızı boş verin hadi buraya benim yanıma gelin" diyerek hayranlarını sahne önüne davet etti. Ağabeyi Ozan Doğulu'nun kızları Arya, Lila ve Elya'nın da sahnede kendisine eşlik etmesiyle coşkunun dozunu daha da artıran Kenan Doğulu, "Benim konserlerimde bir kilo erimeden giderim diye düşünenler çok büyük yanılgı içindeler. Çıkışta arkadaşlarımız herkesi tartacak. Bunu bir gece sporu, bir diyet olarak görün. Şimdi herkes yerinden kalkıp bize eşlik ederek doyasıya eğlensin" dedi.
    Yaklaşık 3 saat sahnede kalan Doğulu, bitmeyen enerjisi ve sahne şovuyla bir kez daha herkesi kendine hayran bıraktı. Sanatçı, seyircinin yoğun isteği üzerine yeniden sahneye dönerek 'Doktor', 'Hiç Bana Sordun mu' ve 'Kandırdım' isimli şarkılarını seslendirdi.

    FOTOĞRAFLI



  • (Görüntülü) Veteriner Psikolog Tamer Dodurka: Pitbull saldırıyorsa kabahat sahibindedir

    Selin GÜRSEL – Ömer HASAR / İSTANBUL, (DHA) –İnsanların evcil hayvanları yetiştirme tarzı veya hatalı davranışlarının bazı hayvanları olduğu gibi köpekleri de saldırganlaştırdığı belirtildi. Ülkemizde Fila Brasileiro, Dogo Argentino, Tosa Inu ve Pitbull cinsi köpek ırkının kanunla yasaklandığını söyleyen Veteriner Psikolog Prof. Dr. Tamer Dodurka,  “Türkiye’de üretimi, sahiplenilmesi ve satışı yasak olan bu ırklardan Pitbull cinsi köpekler, sahibine saldıracak en son hayvanlardan biri. Bu nedenle eğer köpek sahibine saldırdıysa orada kabahatli olan sahibidir” dedi.


     

    Pitbull cinsi köpekler, saldırganlığı sebebiyle Türkiye’de yasaklanan 4 köpek ırkından bir tanesi. Bu köpeklerin, diğer ırklarından hiçbir farkı olmadığını dile getiren İstanbul Rumeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Dodurka, “Dünya Veteriner Hekimler Birliği, hiçbir hayvanın doğuştan saldırgan olmadığını çok net açıklar. Bu yüzden ırk yasaklamakla doğru bir sonuç almak mümkün değildir” dedi. Hayvan Koruma Kanunu’nda yapılan revize ile bu yasağın ortadan kalkabileceğini kaydeden Prof. Dr. Dodurka, köpeklere el konulmasının hiçbir fayda sağlamadığına, hatta barınak ortamına hapsedilmelerinin onlar için en büyük eziyet olduğuna dikkat çekti.


     

    “PITBULL SADECE YANLIŞ YETİŞTİRİLİRSE AGRESİF OLUR”


     

    Pitbull da dahil, hiçbir köpeğin doğuştan agresif olmadığını ifade eden Prof. Dr. Tamer Dodurka, “Ancak insanların onları yetiştirme tarzı veya hatalı muameleleri her köpeği olduğu gibi Pitbull da agresif yapabilir. Aslında Pitbull sahibine saldıracak en son hayvanlardan bir tanesi. Çünkü son derece sadık bir ırk. Bu nedenle eğer köpek sahibine saldırdıysa orada kabahatli olan sahibidir. Üstelik sahibinin bunu başarması da gerçekten kolay değildir” dedi.


     

    PITBULL ÇOCUKLARLA İYİ ANLAŞIR


     

    Pitbull cinsi köpeklerin çok kuvvetli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Dodurka, “Terrier cinsi bir köpek saldırırsa insanın sadece canını acıtır ama Pitbull saldırsa hakikaten çok ciddi sonuçlara neden olabilir. Fakat saldırgan mı ya da uslu mu diye köpeğin psikolojisine bakarsak diğer köpeklerden kesinlikle hiçbir farkı olmadığını görürüz. Hatta acıya daha dayanıklı olduğu için çocuklarla çok daha iyi anlaşır. Çocuklar onu sıkar, canını acıtır ama köpek tepki bile vermez. Kuvveti nedeniyle tehlikeli olabilecek bir hayvandır, bu nedenle de işin ehli insanlar tarafından bakılması lazım. Köpeğin sosyalleşmesi lazım” diye konuştu.


     

    “IRK YASAKLAMANIN HİÇBİR BİLİMSEL TEMELİ YOK”


     

    Türkiye’de yasaklanan dört farklı köpek ırkı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tamer Dodurka, konuşmasını şöyle sürdürdü:


     

    “Bu ırklar, Fila Brasileiro, Dogo Argentino, Tosa Inu ve Pitbull’dur. Fakat bizde yasaklı olmayan ama dünyada veya Avrupa’da yasaklı olan daha onlarca ırk var. Yani ırk yasaklamakla herhangi bir sonuca ulaşmak zaten mümkün değil. Pitbull’un sahibine yönelik bir takım tedbirler uygulanırsa zaten bunlar herhangi bir tehlike arz etmez. Bu yasaklamanın hiçbir bilimsel temeli yoktur.”


     

    Tehlikeli olabilecek her hayvana karşı alınabilecek önlemleri de anlatan Prof. Dr. Tamer Dodurka, “Ağızlık takmak, gezdirirken belli bir takım tedbirler almak veya sigorta yaptırmak gibi önlemler almak gerekir. Bütün dünya ırk yasaklayarak ısırma hatta ölme olaylarının azalmadığını gördü. Ülkeler bu yasak olaylarından vazgeçiyorlar” dedi.


     

    “KÖPEĞİ BARINAĞA KAPATMAK ONA PSİKOLOJİK EZİYETTİR”


     

    “Bugün bir araba kazası olduğu zaman ceza nasıl arabaya değil de sahibine kesiliyorsa, eğer Pitbull veya başka bir köpek bir insana zarar veriyorsa onun cezasının da köpeğe değil sahibine kesilmesi gerekiyor.” diyen Prof. Dr. Dodurka, “Türkiye’de Pitbull’ların illa birine zarar vermesine gerek yok. Şikayet üzerine de Pitbull’lar alınıyor ve barınaklara koyuluyor. Türkiye’de çok fazla sayıda Pitbull var. Mevcut barınaklar zaten tamamen dolu, bu kadar Pitbull’a yer bulmanın imkanı yok.  O nedenle bunları toplamak da bir çözüm değil. İstisnalar dışında genellikle masum olan bu hayvanların sahibiyle yaşamasına müsaade etmek lazım. Yok yere barınaklara kapatıldığında köpek de üzülecek sahibi de. Bir çocuğun annesinden ayrılması gibi aynı psikolojik sorunları o köpek de yaşayacak. Köpek için gerçekten bu durum psikolojik bir eziyettir” ifadelerini kullandı.  


     

    5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na göre yasaklı hayvan ırklarını üreten, bulunduran, satışını yapan kişilere 250 liradan 3 bin liraya kadar idari para cezaları veriliyor.

     



  • (Görüntülü) Mehmet Tevfik Göksu: Esenler’i deprem riskinden arınmış bir ilçe yapacağız

    İSTANBUL, (DHA)-ESENLER'DE depreme yönelik yürütülen kentsel dönüşüm çalışmalarına yönelik basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda konuşan Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu, "Esenler’de çok büyük dönüşümler yaparak depremle ilgili riskleri azaltabilmenin gayreti içerisindeyiz. Esenler’i deprem riskinden arınmış bir ilçe yapacağız" dedi. Esenler'de, 17 Ağustos Marmara depremin 20’nci yıldönümünde depreme yönelik yürütülen kentsel dönüşüm çalışmaları hakkında basın toplantısı düzenlendi. “Esenler ve Kentsel Dönüşüm” konulu sergi ile kentsel dönüşüm çalışmaları gösterildi. “Yıkıcı olmayan depremler güvenli konutlarla mümkün” sloganıyla, “17 Ağustos ve Esenler’de kentsel dönüşüm” konulu toplantıda Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu, 2023 kentsel dönüşüm hedeflerini örneklerle anlattı. “ESENLER’İ DEPREM RİSKİNDEN ARINMIŞ BİR İLÇE YAPACAĞIZ” Basın açıklamasında konuşan Göksu, şunları söyledi: “Türkiye bundan 20 yıl önce çok büyük bir acı yaşadı. Her acı bize farklı tecrübeler kazandırdı. 17 Ağustos 1999 depremi sonrasında depremin ortaya çıkarmış olduğu tabloda Türkiye değişik düzenlemeler yaparak ciddi yollar katetti. Esenler’de yapı stoğu açısından en sorunlu ilçelerden bir tanesidir. İstanbul’da metrekareye en fazla insan düşen, yoğunluk açısından en yoğun ilçemiz. Esenler’de çok büyük dönüşümler yaparak depremle ilgili riskleri azaltabilmenin gayreti içerisindeyiz. Bu çerçevede iki boyutlu bir çalışma yapıldı. Bir taraftan afet riski taşıyan konutlarımızın yenilenmesi diğer taraftan olası bir afet olduğunda nasıl tedbirler alırız diyerek bu tedbirler üzerinde yoğunlaştık. Olası afet durumunda Türkiye’de ender belediyelerde var olan tam donanımlı Afet ve Acil Durum Aracına sahibiz. Bu araçlar yaklaşık 51 farklı fonksiyonu olan ve her girdiği yerde her türlü afet riski ile mücadele edebilecek özel araçlar. Esenler’i deprem riskinden arınmış bir ilçe yapacağız.” “2020 YILINDA VATANDAŞIMIZA EVLERİNİ TESLİM EDECEĞİZ” Göksu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Esenler, yaklaşık 18 buçuk kilometre yüz ölçümüne sahip bir ilçeyiz. 7.4 kilometresi normal nüfusumuzun yaşadığı alandır. Yani yaklaşık 500 bin nüfusumuzun yaşandığı alan 7.4 milyon metrekarelik alandır. Bu 7.4 milyon metrekarelik alanda yapılaşma bitmiştir. En yeni bina 30 yıllıktır. 2006 verilerine göre 98 bin 160 konutta problem vardı. Bu konutların yenilenmesi ile ilgili kendimize bir yol haritası çizdik. Bu çerçevede yaklaşık 56 bin konut yenilendi. Yenilenen 56 bin konutun yaklaşık 6 bini kamu eliyle, diğerleri ise özel sektör- kamu işbirliği ile yenilendi. Bizim dönüşümdeki stratejimiz rızaya dayalıdır. Biz proje alanına yüzde 75 evet derse giriyoruz. Türkiye’de en fazla kentsel dönüşüm ile vatandaşlara evini teslim etmiş belediyeyiz. Burası Türkiye’nin en büyük kentsel dönüşüm alanıdır. 2020 yılında ise vatandaşımıza evi teslim edilecek. Bu dönüşüm alanında 5 katı geçmedik. Her bir binada yeterli sayıda otopark olacak şekilde inşa ettik. Kişi başı yeşil alanın 20 metreye çıktığı özgün bir şehir olarak kuruluyor. Şu ana kadar bin 500’ün üzerinde konutun ihalesi yapıldı. Birinci etap inşaatı bitme aşamasındadır."



  • (Görüntülü) "Dövizde düşüş, bireysel satışlar ve Merkez Bankası kararları kaynaklı"

    Deniz Kılınç / İstanbul, 16 Ağustos (DHA) – Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Can Pamir, dövizlerdeki düşüşün bireysel satışlardan kaynaklandığını, Merkez Bankası faiz indiriminin de belirsizliği ortadan kaldırarak bu gelişmeyi desteklediğini söyledi. DHA’nın sorularını yanıtlayan Pamir, dolar ve euroda son zamanlarda görülen dalgalanmalarla ilgili şunları söyledi: "Ben iç talebin burada biraz liraya yöneldiğini görüyorum. Özellikle geçen sene dövize yatırım yapanların, o panik sırasında yüksek kurlardan döviz almış olanların, artık yavaş yavaş normal ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, dolar olsun euro olsun, ellerindeki dövizlerini bozdurduklarını düşünüyorum. İkinci etken de bizim şu an cari fazla veriyor olmamız. "Onun dışında belki bir etken de Merkez Bankası faiz kararının verilip belirsizliğin ortadan kaldırılması olabilir. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) ve arkasından da Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) faizi düşürecek şekilde hareket ediyor olması, insanların bu konuda biraz daha hareket etmesini sağlamış olabilir." Pamir, söz konusu düşüşün, insanların "altın veya bazı kıymetli metaller gibi güvenli liman haline gelen" dövizlerini bozdurma gerekliliğinden kaynaklandığına dikkat çekerek şöyle devam etti: "Artı, faizlerin indirilmiş olması ve devlet bankalarındaki faizin aşağıya gelmiş olması, belki bu alanda kredi kullanmak isteyenlerin o kredinin üstüne lira ekleme ihtiyacını doğurmuş olabilir. "Örneğin bir ev alacaksınız, kredi çekeceksiniz ama üstüne biraz daha lira koymanız lazım. Elinizdeki dövizi bozdurup böyle bir gayrimenkul alımına gidiyorsanız, ki gayrimenkul fiyatları da aşağıya geldi, belki bu da dövizlerin biraz daha aşağıya gelmiş olmasında etkili olmuş olabilir. Ama buralarda şu anda takılmış gibi duruyor." Döviz kurlarında ayrıca Merkez Bankası’nın faiz kararının etkisine de değinen Pamir, dünya genelindeki merkez bankalarının faiz kararlarının da "aynı dengeyi yakalamak için" takip edileceğini söyledi: "Bundan sonra beklenenler artık merkez bankalarının ne kadar faiz indireceği, nasıl bir yol izleyecekleri, çünkü biliyoruz ki Fed belli bir oranda bir birim faiz artırdığında aynı dengeyi yakalayabilmemiz için bizim de bu durumda dört beş katı faiz arttırmamız gerekiyor. "Baktığımızda Fed 0.25 faiz düşürdü, biz 4.25 düşürdük, hemen hemen aynı oldu. "Bundan sonra nasıl bir yol izlenecek, Fed bu kararları almaya devam edecek mi ve buna bağlı olarak doların veya dövizin dünya üzerindeki etkisi nasıl olacak, likiditeyi nasıl etkileyecek, onlara dayalı gidecek. "Buradaki fiyatlamada dövizin faizinin de düşeceğini düşünüyorum, onun getirmiş olduğu bir rahatlıkla bir döviz bozdurması da söz konusu." Dövizlerdeki hareketlerin yanında küresel piyasalardaki dalgalanmayı artıran ve küresel ekonomik gerileme endişeleri oluşturan ABD-Çin ticaret savaşının Türkiye’yi şu ana kadar "olumlu" etkilediğini söyleyen Pamir, şu yorumu yaptı: "Oradaki gerilimler daha ziyade Çin, Uzakdoğu ve ABD arasında oluyor ve bunun bize yansıması da olumlu. "Bize doğrudan bir ambargo olmadığı için ikame malların Türkiye’den alınması veya o malların temelinde Türk menşeli malların kullanılması söz konusu olduğu için olumlu yansıyabiliyor. "Fakat bunun yanında bu kadar büyük çaplı bir ticaret savaşı olduğunda dünya ekonomisinde olası bir gerilemeye neden olacak baskısı da söz konusu oluyor. "Dolayısıyla çok fazla etkilenebileceğimizi düşünmüyorum, bize şu ana kadar yansıması olumlu bile oldu diyebilirim."



  • Adana'da sahte bekçi yakalandı

    Nuri PİR/ADANA, (DHA)- ADANA'da üzerinde tabanca ve bekçi üniforması bulunan sahte bekçi yakalandı. Yücekaya'nın ifadesinde, hayalindeki mesleğin bekçilik olduğunu ancak sınavı kazanamadığı için ruhsatsız tabancası ve bekçi kıyafetiyle gezdiğini söylediği öğrenildi.
    Üzerinde bekçi üniforması ve tabanca bulunan Baran Yücekaya (22) ve sivil görünümlü arkadaşı Onur Aktaş (18), önceki gün Çukurova ilçesindeki Kabasakal Mahallesi'nde bulunan bir akaryakıt istasyonuna giderek araçlarına yakıt aldı. Bu sırada istasyona gelen polis ekipleri, Baran Yücekaya'dan şüphelenerek nerede görevli olduğunu sordu. Yücekaya'nın "Rüzgarlıtepe'de çalışıyorum" demesi üzerine polisler sicil numarasını ve kimliğini sordu. Sicil numarasının ne olduğunu bilmediğini söyleyen Yücekaya, bekçi kimliğini de gösterememesi üzerine Adana İl Emniyet Müdürlüğü Gasp Büro Amiri ve Çukurova Suç Önleme ve Araştırma ekiplerince gözaltına alındı. Yücekaya'nın polise verdiği ifadesinde, "Hayalimdeki meslek bekçilikti, sınava girdim ama kazanamadım. Ruhsatsız tabancam da vardı. O yüzden bekçi kıyafeti giydim" dediği öğrenildi. Baran Yücekaya hakkında 'kamu görevinin usülsüz olarak üstlenilmesi' ve 'ruhsatsız silah taşımak' suçlarından işlem yapıldı. İki şüpheli de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    FOTOĞRAFLI



  • İkizler, 23 yılda 5 bin beste yaptı

    Nursima ÖZONUR- Kaan ULU/ANKARA, (DHA)- ANKARA'da Zelal Odak Huzurevi ve Yaşlıbakım Merkezi'nde yaşayan ve 23 yıldır müzikle uğraşan ikizler Taykan ve Tayfun Baykan (40), 23 yılda 5 bine yakın beste yaptı. Baykan kardeşler, bestelerini stüdyo ortamında kayıt altına aldıktan sonra çoğaltarak huzurevinde kalanlara ve oraya ziyarete gelenlere hediye ediyor. 3 yıldır huzurevinde yaşayan ikizler, gitar ve org çalıp şarkı söyleyerek huzurevinin bahçesinde her akşam konser veriyor.
    Ankara'da yıllar önce anne ve babalarını kaybeden ikizler Taykan ve Tayfun Baykan, yakınları tarafından 3 yıl önce Çankaya'da bulunan Zelal Odak Huzurevi ve Yaşlıbakım Merkezi'ne yerleştirildi. İki kardeş burada 23 yıl önce başladıkları müzikle uğraşmaya devam etti. 23 yılda 5 bine yakın beste yapan kardeşler, bestelerini stüdyo ortamında kayıt altına aldıktan sonra çoğaltarak huzurevinde kalanlara ve oraya ziyarete gelenlere hediye ediyor. İkizler ayrıca, gitar ve org çalıp şarkı söyleyerek huzurevinin bahçesinde her akşam konser veriyor. Huzurevinin maskotu haline gelen ikizler kendilerine 'Donuş Bakışlar' adını verdi. Huzurevi sakinleri de ikiz kardeşlerin performansını ilgiyle takip ediyor.
    'MÜZİK RUHUN GIDASI'
    Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu olan ve aynı bölümde yüksek lisans yapan Tayfun Baykan, 17 yaşında müziğe ilgi duymaya başladıklarını söyleyerek, "Her insan beste yapabilir ve kendini iyi hissedebilir. Müzik gerçekten ruhun gıdası. Hayat bir dramdır. Her insan içindeki sanatı çıkarabilir" dedi.
    Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu Taykan Baykan ise, gitar ve org çaldıklarını belirterek, "Hayatımızı müziğe adadık. Çok güzel bir ortam. Herkesin bir yaşam öyküsü var. Stüdyo ortamında kayıtlarımız var. Sözleri ve müzikleri ortak yazıyoruz kardeşimle. Akdeniz müziğine yakın bir tarzımız var. Müzik benim yaşama umudum. Bağlandım müziğe. Değer verdiğimiz insanlarla paylaşıyoruz" şeklinde konuştu.
    FOTOĞRAFLI

     



  • Bursa'da PKK/KCK opersayonu: 7 gözaltı

    Berktuğ ÖNCÜ/BURSA, (DHA) - BURSA'da, sosyal medya üzerinden terör örgütü PKK/KCK propagandası yaptığı belirlenen 7 kişi gözaltına alındı.
    Bursa Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı terörle mücadele ve istihbarat şube müdürlüğü ekipleri, cumhuriyet başsavcılığınca yürütülen soruşturmada, sosyal medyadan terör örgütü PKK/KCK propagandası yapan 7 kişiyi tespit etti. Bunun üzerine ekipler, şehir merkezi, İnegöl, Gürsu, Gemlik ve Yenişehir'deki adreslere eş zamanlı baskın düzenledi. Operasyonda M.K., E.A., M.A., B.G., M.Ş.N., H.U. ve S.A. gözaltına alınırken, örgütsel dokümanlar ile dijital materyaller ele geçirildi. Şüpheliler, ifadeleri alınmak üzere emniyete götürüldü. 

    FOTOĞRAFLI



  • Prof. Dr. Birkan: Turizm Türkiye’nin petrolüdür

    ANKARA, (DHA)- Türkiye’nin başarılı sektörlerinin arasında turizmin yer aldığına vurgu yapan Prof. Dr. İbrahim Birkan, “Turizm, Türkiye’nin petrolüdür. Turizm, genç nüfusu olan ve istihdam sorunu yaşayan ülkeler için ilaçtır” dedi.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2019'a ilişkin ikinci çeyrek turizm gelir istatistiklerine göre, yüzde 13,2 artarak 7 milyar 973 milyon 963 bin dolar oldu. Turizm sektörünün şu anda çok iyi durumda olduğuna dikkat çeken Atılım Üniversitesi İşletme Fakültesi Turizm İşletmeciliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Birkan, Türkiye’nin en başarılı sektörlerinin başında turizm sektörünün yer aldığını ifade etti.

    Prof. Dr. Birkan, ülkelerin rekabet avantajı olduğu alanlarda ihtisaslaşması gerektiğine vurgu yaparak, “Her ülke, her konuda ilerleyemez. Türkiye’nin hangi sektörlerde rekabet avantajı olduğuna baktığımızda en büyük rekabet avantajımız turizm alanındadır. Türkiye dünyada turizmde hatrı sayılır bir yerde. Ancak çok daha iyisini yapabilme potansiyelimiz var. Bunun için şu anki duruma razı değiliz, daha iyisini hak ediyoruz” diye konuştu.

    “TURİZM, İSTİHDAM SORUNUNA İLAÇ”

    Turizmin en önemli özelliğinin emek yoğun bir sektör oluşu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Birkan, “Turizmde diğer sektörlerde olduğu gibi insanların, robotlarla, bilgisayarlarla değiştirilmesi mümkün değil. Turizm işletmecisinde kaliteyi artırmak için daha fazla personel kullanmak, daha yoğun eğitim vermek ve daha kaliteli hizmet vermek gerekiyor. Bu yüzden Türkiye gibi genç nüfusu olan ve istihdam sorunu olan ülkeler için turizm tam bir ilaç. Turizm hem Türkiye’nin cari açığını kapayan, görünmeyen kalemler arasında yer alan en önemli ihracat kalemi hem de en önemli istihdam kalemlerinden biri. Türkiye’nin petrolü turizmdir. Ne mutlu bize ki böyle bir potansiyele sahibiz” dedi.

    TURİZM ÖĞRENCİLERİNİN PAZARI DÜNYADIR

    Turizm eğitimi alan öğrencilerin istihdam sıkıntısı yaşamayacağına dikkat çeken Prof. Dr. Birkan, turizm pazarının sadece Türkiye ile sınırlı olmadığını ve öğrencilerin pazarının dünya olduğunu söyledi.

    Turizm eğitiminde en önemli şartın yabancı dil olduğunu belirten Prof. Dr. Birkan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Üniversitemizde bu eğitim İngilizce olarak veriliyor ve bu büyük bir avantaj sağlıyor. İngilizce’nin yanında eksantrik dediğimiz Türkiye’de de faydası olan İspanyolca, Portekizce, Arapça, Çince, Rusça gibi lisan öğretilmesini öneriyoruz. Türkiye’de turizmde ilk akreditasyon alan bölüm olduk. İlk yaptığımız iş, müfredatımızı değiştirmek ve sektörün istediği şekilde müfredatı yeniden yapmak oldu. Sektörle iş birliği yaparak mevcut müfredatımızı onlarla tartıştık ve buna göre düzenledik. Bu bakımdan üniversitede okuyan öğrencilerimiz turizmde akredite olan ilk bölüm olmanın avantajını yaşıyorlar. Türkiye’deki üniversite sayıları gittikçe artıyor. Üniversitelerin kaliteli olması için de en önemli adımlardan biri akredite olmaktır. Türkiye’de şuandaki üniversite bölümlerinin ancak yüzde 6’sı akredite. YÖK’ün bunu yüzde 24-30’a çekmek gibi bir hedefi var. Akredite olmak büyük avantaj ancak çok da büyük bir sorumluluk. Aranan asgari şartları sağlamanız gerekiyor.”

    DÜNYADA ÜST DÜZEY KALİTELİ ELEMAN SIKINTISI VAR

    Eskiden üst düzey otellerde bile çoğu yetkilinin yabancı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. İbrahim Birkan, dünyada turizmde üst düzey kaliteli eleman sıkıntı olduğunu söyledi.

    Prof. Dr. Birkan, “Artık Türkiye’deki uluslararası otel zincirlerinin müdürlerinin bile büyük kısmı Türk. Yurt dışında bir çok otelin genel müdürleri de artık Türk. Gençlerimizin motive edilmesi lazım. Eski öğrencilerim Türkiye ve Türkiye dışında uluslararası büyük otel zincirlerinde genel müdür olarak çalışıyorlar. Dünyada turizm de üst düzey kaliteli eleman sıkıntısı var. Bunu karşılayabilmek için iyi bir eğitim almış olmak, iyi bir lisan bilmek, sektörle iç içe eğitimi tamamlamak daha sonra da en alttan başlayarak yükselmek ve en tepeye kadar süratle çıkmak mümkün. Türkiye turizmde çok daha iyi günleri görecektir. Bu da Türkiye’deki cari açığın, istihdam sorununun giderilmesinde önemli bir yer tutacaktır” diye konuştu.

     



  • Konya ve Kayseri iş dünyası BTSO’nun marka projelerini inceledi

    Cansel ORUÇ/BURSA,(DHA) - BURSA Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) iş dünyasına yönelik DOSAB'ta hayata geçirdiği örnek projeler Türkiye’ye model olmaya devam ediyor. Kayseri ve Konya iş dünyası temsilcileri Bursa'ya gelerek, mega projeleri yerinde inceledi.
    BTSO, yüksek teknoloji, Ar-Ge ve mesleki eğitime yönelik projeleriyle birçok kurum ve kuruluşa da ilham olmaya devam ediyor. Kayseri Ticaret Odası, Kayseri Sanayi Odası ve Konya Ticaret Odası heyetleri, BTSO’nun DOSAB yerleşkesini ziyaret ederek projeler hakkında bilgi aldı. Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Köksal, Kayseri Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Sarıalp, Konya Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyeleri Fahrettin Özkul ve Fahrettin Doğrul ile beraberlerindeki heyete BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyt Şener ve BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Muhsin Koçaslan eşlik etti.
    'İŞ DÜNYAMIZA YÖNELİK PROJELER ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ'
    BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyt Şener, BTSO olarak Türkiye’nin üretim üssü Bursa’nın ileri teknoloji, Ar-Ge ve mesleki eğitimde lider bir kent olması için projeler ürettiklerini söyledi.
    "Bursa Büyürse Türkiye Büyür” vizyonuyla şimdiye kadar 50’ye yakın projenin hayata geçirildiğini kaydeden Şener, “Bursa’nın her alanda daha güçlü konuma ulaşmasını sağlamak. İş dünyamızın talepleri doğrultusunda hazırladığımız marka niteliği yüksek projelerin ülkemizde daha fazla yaygınlaşmasını istiyoruz. Bu noktada ülkemizin nitelikli kalkınmasına yüksek katkı sağlamak için hayata geçirdiğimiz projelerimizin farklı şehirlerde de hayata geçmesi için elimizden gelen desteği vermeye hazırız. BTSO olarak bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da iş dünyamıza yönelik projeler üretmeye hız kesmeden devam edeceğiz."
    'YERLİLEŞME HEDEFİNE BİR ADIM DAHA'
    İş dünyasının taleplerine yönelik ürettikleri projelerin artarak devam edeceğini vurgulayan BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Muhsin Koçaslan da, geliştirip faaliyete geçirdikleri nitelikli projelerin Türkiye’ye yayılması için de çalıştıklarını belirtti. Farklı kurum ve kuruluşların BTSO’nun DOSAB’ta hayata getirdiği projelere yoğun ilgi göstermesinin ve model olarak alınmasının ülkeye fayda sağlayacağını aktaran Koçaslan, "BTSO olarak DOSAB’ta hayata geçirdiğimiz projelerimizle, ülkemizin ve iş dünyamızın nitelikli kalkınmasına destek olmak için çalışıyoruz. AR-GE ve İnovasyondan, mesleki eğitim ve belgelendirmeye, enerji verimliğinden endüstri 4.0’a kadar bir çok alanda ilkleri de bünyesinde bulunduran projelerimize ilgi gösterilmesi ve model olarak alınması ülkemizin bir çok alanda fayda göreceği bir gelişmedir" diye konuştu.
    Toplantıların ardından heyetler BTSO’nun katma değerli projeleri, Mesleki Yeterlilik Sınav ve Belgelendirme Merkezi (MESYEB), Bursa Teknoloji Koordinasyon ve ARGE Merkezi (BUTEKOM), BTSO Eğitim Vakfı (BUTGEM), Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezi-Bursa Model Fabrika (BMF), Enerji Verimliliği Merkezi (EVM) ve Mutfak Akademi projelerinde incelemelerde bulunarak kurum yetkililerinden bilgi aldı.

    FOTOĞRAFLI



  • (Görüntülü) UZMAN PEDAGOG OYA AKBAŞ: ÇOCUKLARA MAHREMİYET EĞİTİMİ 5 YAŞINDA AİLEDE BAŞLAMALI

    İlknur SARGUT-Ömer HASAR/İSTANBUL, (DHA)

    Çocuk istismarının önüne geçmek amacıyla bireye, aileye, kurumlara ve  topluma büyük görevler düşüyor. İstismara karşı en başta ailede bilincin oluşmasının önemine dikkat çeken Uzman Pedagog Oya Akbaş, “Çocuklara 5 yaşından itibaren vücudunda hangi bölgelerin  dokunulmaması gerektiğini, sakıncalarını ve tehlikesini anlatmalı" dedi. Akbaş; doktor, polis ve itfaiye gibi meslek guruplarından görevlilerin de  okullarda derslere girmesi gerektiğini söyleyerek “Üniformalı kişilerin verdiği derslerin çocuklar üzerinde kalıcı etkileri olacaktır" diye konuştu. 

    Her geçen gün artan istismar olaylarına karşı aile bilincinin artırılması gerekiyor. Çocuğun mahremiyet eğitiminin 5 yaşından itibaren ailede başlaması gerektiğini anlatan Pedagog Oya Akbaş, “Çocuk kendine yapılanın iyi ya da kötü olduğunu algılayamaz. Fakat aile burada çocuğa belli bölgeler açısından eğitimler vermeli. Bir aile 5-6 yaşından itibaren çocuğuna, vücudunda nerelerin ellenmemesi gerektiğini, bunun sakıncalarını, kim olursa olsun, aile fertleri ya da öğretmeni de olsa bunun tehlikeli olacağını anlatmalıö diye konuştu.


     

    APARTMAN KATLARINA VE OTOPARKLARA DİKKAT

    Otopark, metruk alan, ıssız bir apartman ve inşaat bölgelerinde çocuğun tek başına bırakılmaması gerektiği konusunda aileleri uyaran Pedagog Akbaş, “Yaşı kaç olursa olsun çocuk asla oralarda tek başına bırakılmamalı. Mental olarak çocuğun kendini koruması gerekiyor. Yani 'bu kişi benim tanımadığım biri' diyebilmeli. 'Bu yabancı insandan bana zarar gelir' diye fark edip kaçabilmeyi öğrenmeli. Bu ancak 12-15 yaş aralığından itibaren gelişmeye başlayacaktır. 8-9 yaşındaki çocuklara küçük çocukları emanet etmek de doğru bir davranış değil. Ailelerin bu konuda da dikkatli olması önemli ifadelerini kullandı.


     

    “ÜNİFORMALI KİŞİLER OKULLARDA EĞİTİM VERMELİ"

    Eğitimli, üniformalı kişilerin okullarda çocuklara eğitim vermesi gerektiğini söyleyen Akbaş, “Mesela itfaiye, polis, doktor kıyafetli kişiler derslere girmeli. Bu kişilerin kendi mesleklerini tanıtıcı şekilde derslere gelmeleri önemli. Bu tür derslerin çocuklar üzerinde çok kalıcı etkileri olacaktır" tavsiyesinde bulundu.


     

    “CİNSEL İSTİSMARCILARIN YÜZDE 80'İ TANIDIK"

    Cinsel istismara uğrayan çocuğun bu durumu rahat bir şekilde ailesine anlatması gerektiğini ifade eden Psikiyatrist Onur Okan Demirci ise ailelere şu tavsiyelerde bulundu:

    “Oranlar bize şunu gösteriyor. Cinsel istismarların yüzde 80'i tanıdık kaynaklı. Yani biz aslında çocuğumuzu dışardaki unsurlara karşı korurken en fazla bunun yüzde 20'sini çözüyoruz. Bizim öncelikle tanıdıkların olduğu ortamlara eğilmemiz gerekiyor. Bizim çocuğumuzu tamamen kısıtlamamız da yapılan yanlışlardan bir tanesidir. Oturup çocuğa her şeyi anlatmamız gerekiyor. Cinsel bölgelerin ne anlama geldiği ve bu tür bölgelerin özel olduğunu bilmesi gerekiyor. Çocuk bir cinsel istismar ile karşılaştığında aileye bu durumu anlatabilmeli. Baskı altında büyüyen çocuk bir cinsel istismar durumunda bunu bir ayıp gibi hissederek anlatmayacaktır."


     

    TEHLİKE ANINDA ÇOCUK NE YAPMALI?

    Çocuğun bir tehlike ile karşılaştığı anda yapabileceği en basit şeyin çığlık atmak olacağını ifade eden Psikiyatrist Demirci, “Bu kadar küçük yaşta bir çocuk dışarıda asla tek başına bırakılmamalıdır. Çocuk elinizi bırakıp bir AVM'de kayboldu ise bu tür durumda da onun eğitimi önem arz eder. Bu nedenle aile, çocuğa polis, güvenlik, mağaza çalışanlarından yardım istemesi gerektiğini anlatmalıdır. Çocuk kaybolduğu anda bu kişilerle irtibat kurması gerektiğini bilmelidir" dedi.


     

    AİLELER NASIL ÖNLEM ALIYOR?

    Bir anne olarak çocuğuna gerekli bilgileri vermeye çalıştığını söyleyen Özlem Çetinkaya, “Çocuğumu genelde gözümün önünden ayırmıyorum. Anne baba olarak daha da dikkatli olmamız gerektiğini düşünüyorum. Örneğin bir parkta çocuğu yalnız bırakmamalıyız. Anne ve babalara tavsiyem çocuğun istismarına karşı gözlerini üzerinden ayırmamaları. Onlara sürekli dikkat etmeleri önemliö dedi.

    Çocuklarla karşılıklı diyalogun önemli olduğuna dikkat çeken bir diğer anne Arzu Çetin ise, “10 yaşında bir kızım var. Ben çocuğumu karşıma alıp konuşuyorum. Herkesle konuşmaması gerektiğini anlatıyorum, güzellikle uyarıyorum" diye konuştu.

    Tanımadığı kişilere karşı daha dikkatli olduğunu vurgulayan Dilara Erdem de, “Bu kişiler ile yakın temas kurmasına izin vermiyorum. Öpmeye ve fazla yaklaşma esnasında müdahale ediyorum. Çünkü çocuk bunu normal karşılıyor. Güvenmemesi gereken insanların yanına gidebiliyor. Genelde tanımadığı insanlarla konuşmaması gerektiğini öğretmeye çalışıyorum" ifadelerini kullandı.



  • (Görüntülü) Kavurma yapmanın püf noktaları

    Gül KABA-Ömer HASAR/İSTANBUL, (DHA)- İyi kavurmanın hayvanın budundan yapıldığını söyleyen İstanbul Gelişim Üniversitesi Gastronomi Bölümü Öğretim Görevlisi ve Aşçılık Okulu Mezunları Derneği Başkanı (ASOMDER) Levent Demirçakmak, kavurmayı yaparken iç yağından faydalanılması gerektiğini dile getirdi.


     

    İstanbul Gelişim Üniversitesi Gastronomi Bölümü Öğretim Görevlisi ve Aşçılık Okulu Mezunları Derneği Başkanı (ASOMDER) Levent Demirçakmak, Kurban Bayramı’nın klasiği kavurmanın tarifini verdi. Eti uzun süreli kısık ateşte pişireceğini belirten Demirçakmak, "Etin üzerindeki liflerin tersi yönünde kesim yapmalıyız böylece pişme süresini kısaltırız. Etleri bir yemek kaşığına 3-4 parça girecek şekilde kesmeliyiz" dedi.


     

    "İLK GÜN KAVURMA YAPMAYIN"


     

    Bayramın ilk günü hayvanın işlenmesi, kesilmesi ve pişirilmesinin doğru olmadığını aktaran Demirçakmak, "Çünkü hayvan kesildikten sonra oksijen alımı duruyor ama metabolizma çalışmaya devam ediyor. Oksijensiz ortamdaki metabolizma kasların üzerinde laktik asit oluşmasına neden oluyor. Laktik asit de etleri sertleştiriyor. Sertliğin geçmesi için etin olgunlaşması lazım yani bekletmeliyiz. En az 24 saat +4-5 derecelik dolaplarda birbirine değmeden eti bekletmek gerekiyor. Diğer türlü bakteri üreyebilir" diye konuştu.


     

    "ETİ ZEYTİNYAĞIYLA MARİNE EDİN"


     

    Eti beklettikten sonra sertliğini almak ve lezzetini artırmak için zeytinyağı, tuz ve karabiberle marine edilmesini öneren Demirçakmak, "Asitler etlerin üzerindeki protein zincirlerinin yerlerini değiştiriyor, yumuşak hale getiriyor. Zeytinyağının asit özelliğinden yararlanıyoruz. Marine ederken tuzu çok atarsak pişmeden sertleştirebiliriz" ifadelerini kullandı.


     

    "İYİ KAVURMA BUTTAN OLUR"


     

    Demirçakmak, "Kavurmayı buttan yapıyoruz. But hayvanın yağsız kısmıdır, hareket ettiği için kas vardır. Bunu lezzetlendirmek ve aromatik lezzeti olduğu için hayvanın iç yağından faydalanıyoruz. Hayvan otlarken aldığı lezzetler yağlarında saklanır. O yüzden iç yağdan kavurmaya ekleyeceğiz" dedi.


     

    KISIK ATEŞTE UZUN SÜRELİ PİŞİRME


     

    Kavurmanın hemen suyunu salmaması için önce tencereyi ardından da yağı iyice kızdırmak gerektiğini söyleyen Levent Demirçakmak şöyle devam etti:


     

    "2 kilo ete 2 yemek kaşığı ayçiçek yağı kullanacağım biraz da kuyruk yağı katacağım. Uzun süreli pişireceğim ve sulu bir kavurma istiyorum o yüzden soğan ve sarımsak ile lezzetlendireceğim. Eti tencereye koyduğumuz zaman her tarafı kahverengi olana kadar sulandırmamak için sürekli karıştırma yapmıyorum. Soğanı etle atarsak sulandırır. Yaklaşık 1 buçuk saat pişireceğim. Eskiler 'yemekle birlikte pişin' der. Kısık ateşte uzun süreli bir pişirme yaptık."



  • Kurban Bayramı’nda indirim panayırı

    İSTANBUL, DHA- (Kurumsal Haber)

    KURBAN Bayramı boyunca sürecek olan 4'üncü 'İndirim Panayırı Günleri' Venezia Mega Outlet’te dün başladı. Alışveriş merkezi tarafından yapılan açıklamada, indirim panayırının 18 Ağustos Pazar gününe kadar metro katında devam edeceği belirtildi.

    Venezia Mega Outlet, bayram tatili boyunca 'İndirim Panayırı Günleri' ile ziyaretçilerine daha uygun fiyatlı ürünleri sunduğunu duyurdu. Yeni ürünlere yer açmak ve ekonomiyi hareketlendirmek için ürünlerini maliyetinin altında fiyatlarla indirim süresince satışa sunduğunu açıklayan alışveriş merkezi misafirlerini bekliyor.

    AVM içerisindeki birçok markanın yanı sıra Çarşı Pazar katındaki esnafın da katıldığı İndirim Panayırı, on gün boyunca sürecek.



  • Siemens’ten yeni frekans konvertörü serisi: SINAMICS G120X

    İSTANBUL, (DHA) – Teknoloji şirketi Siemens yeni frekans konvertörü serisi ‘SINAMICS G120X’ tasarladığını duyurdu. Ürünün altyapı uygulamalarında ihtiyaç duyulan tüm hizmetleri eksiksiz yerine getirmesi hedefleniyor.

    Siemens’tan yapılan yazılı açıklamada, “Ürün; suyun ve havanın kontrol edilmesini, sınırlanmasını, her zaman kontrollü bir şekilde ayrıştırılmasını, işlenmesini ve taşınmasını sağlıyor. Siemens SINAMICS G120X, doğanın gücünü herkese faydalı olacak şekilde kontrol altına almak için tüm ihtiyaçları karşılıyor. Frekans konvertörü, altyapı ve endüstriyel su/atık su uygulamalarının yanı sıra bina otomasyonundaki pompalar ve fanlar için de optimize edildi. Başarısı kanıtlanmış SINAMICS sürücü ailesinin yeni üyesi SINAMICS G120X, yaşam kalitesini iyileştirmek için elementlerin gücünden yararlanmak isteyen kullanıcılar için ilk tercih oluyor” denildi.  

    Ürünün yüksek makine performansı, uygun maliyet, yüksek karlılık için buluta kolayca bağlandığı ve akıllı telefonla uzaktan kumanda edildiği aktarıldı. İçinde yer alan temizleme fonksiyonu ile pompa pervanelerinde tortu ve kirin birikmesini sürekli olarak engellediği belirtildi. Üründe yer alan G120X frekansları sayesinde yüzde 98’i aşan verimlilik ve yüksek enerji tasarrufunun elde edildiği dile getirildi.

    Açıklamanın devamında, “ECO modu, düşük dinamik yükler için mümkün olan en iyi performansı ve en düşük kayıpları sağlıyor. Bununla birlikte tahrik yükünün enerji tüketimini azaltmak için çıkış gücünü de optimize ediyor. By-pass fonksiyonu ile enerji tüketimini düşürmek için motoru frekans konvertörü ile hat operasyonu arasında değiştirebiliyor. Enerji/akış hesaplayıcı, harici bir sayaç kurulumuna gerek kalmadan enerji tasarrufunu ve akış değerini hesaplıyor” ifadelerine yer verildi.