MEDYAJANS.COM

ANASAYFA » SON DAKİKA » DHA SON DAKİKA HABERLERİ

SON DAKİKA HABERLERİ

DHA RSS Video Foto

  • (Görüntülü) Prematüre bebekler ve süt kardeşleri buluştu

    İSTANBUL, (DHA) -  TOPLUMDA erken doğan bebeklerle ilgili farkındalık oluşturmak için her yıl 17 Kasım'da kutlanan Dünya Prematüre Günü'ne dikkat çekmek amacıyla Memorial Şişli Hastanesi ev sahipliğinde 'Bir Damla Hayat' etkinliğinin bu yıl 3'üncüsü gerçekleştirildi.  Etkinlikte prematüre çocuklar ve aileleri bir araya geldi, doyasıya eğlenip, moral depoladı.


     

    Etkinlikte pek çoğu bin gramın altında doğan ve artık sağlıklı olan çocukların bazıları ilk kez süt kardeşleriyle tanıştı. Etkinlikte, Memorial Şişli Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Sorumlusu Doç. Dr. Ercan Tutak'ın tedavisini gerçekleştirdiği çocukların aileleri, bebeklerinin ilk fotoğraflarının da bulunduğu sunumu izledi, duygu dolu anlar yaşadı. Etkinlik öncesi aileler ve bebeklerle günün anısına pasta kesildi,sonunda ise sütannelere sertifikaları takdim edildi.


     

    ERKEN DOĞUM ANNE YA DA BEBEK KAYNAKLI OLABİLİYOR


     

    Doç. Dr. Ercan Tutak etkinlik öncesinde prematüre bebeklerin bakımına ilişkin bilgiler verdi. Anne ve bebekten kaynaklanan bazı nedenlerden dolayı prematüre doğumların olduğunu söyleyen Doç. Dr. Tutak, "Annenin sahip olduğu diyabet ya da yüksek tansiyon gibi kronik hastalıklar gebelik sürecine etki ederek erken doğuma neden olabiliyor. Ayrıca ikiz veya üçüz gibi çoğul gebelikler, rahim ağzı yetersizliği ve bebekteki bazı doğumsal anomaliler de erken doğumda etkili oluyor" dedi.


     

    10 GEBELİĞİN 1'İ ERKEN DOĞUMLA SONUÇLANIYOR


     

    Türkiye'de her yıl doğan çocuklardan 150 binin prematüre olduğunu belirten Doç. Dr. Tutak, "10 gebeliğin 1'i 37. haftadan önce doğumla sonuçlanıyor. Dünyadaki tabloda bu şekildedir. Türkiye'de her yıl yaklaşık 1 buçuk milyon çocuk dünyaya geliyor, bunun 150 bini prematüre, yaklaşık 50 bini de 1500 gramın altına doğuyor" diye konuştu.


     

    "İLK SAATLER, GÜNLER ALTIN DAKİKALARDIR"


     

    Doğumun gerçekleştiği merkezlerin teknik ve insan açısından donanımına dikkat çeken Doç. Dr. Tutak, "O bebeğe iyi bakabilecek yenidoğan yoğun bakım uzmanının başında durduğu ve bu konuda tecrübeli, yeterli sayıda personelin merkezde olması çok önemli. Çünkü ilk saatler ve günler prematüre bebekler için altın dakikalardır. Bebeklerin ancak böyle bir bakım altında sorunsuz yaşamları mümkün olabilmektedir" ifadelerini kullandı.


     

    "YENİDOĞAN YOĞUN BAKIM UZMANI VE HEMŞİRE BULMAKTA SIKINTI ÇEKİYORUZ"


     

    Prematüre bebeklerin solunum ve merkezi sinir sistemiyle ilgili bazı fonksiyonlarının yeterince gelişmeden doğduklarını söyleyen Doç. Dr. Tutak, "Bunlar doğduktan sonra gelişmeye devam ediyor. Ancak o şartlar temin edilirse gelişimleri sağlıklı olur. Teknolojik anlamda geriliğimiz yok fakat yeterli yenidoğan yoğun bakım uzmanı, hemşire bulmakta sıkıntı çekiyoruz" dedi.


     

    "PREMATÜRE DOĞSAN DA YALNIZ DEĞİLSİN"


     

    Ailelere umutlarını yitirmemelerini tavsiye eden Doç. Dr. Tutak, "Çünkü erken doğan bebeklerin yaşam mücadelesi oldukça çetin olabiliyor. 'Prematüre doğsan da yalnız değilsin' sloganıyla böyle doğum yapan annelere hem umut olmak hem de farkındalığını artırmak için de bu etkinliği düzenledik" diye konuştu.


     

    10 YIL BEKLEDİ ÇOCUĞU 29 HAFTALIK DOĞDU


     

    10 yıl çocuğunun olmasını bekleyen ve tüp bebek yöntemiyle hamile kalan 35 yaşındaki prematüre bebek annesi Zoryana Özdemir, "Suyum geldi, sezaryenle doğum yaptım. 29 haftalık ve 1 kilo 430 gram dünyaya geldi. 1 buçuk ay yoğun bakımda kaldı. Her gün yanına gittim, günde sadece 1 saat kucağıma alabildim. Şimdi hızlı büyüyor, hareketli, meraklı konuşmaya çalışıyor" dedi.


     

    "OĞLUM 3 BUÇUK AY YOĞUN BAKIMDA KALDI"


     

    Erken doğum yapan annelerden bir diğeri olan Filiz Erdem ise, "Oğlum Ali Kemal 26 haftalık 895 gram doğdu. Ertesi gün 750 grama düştü. Beyin kanaması geçirdi. Engelli bir bebek, bağırsak delinmesi oldu ve bunun dışında ciğerleriyle ilgili sorunlar yaşadık, solunum sıkıntısı çekti. 3 buçuk ay yoğun bakımda kaldı. O süreçte büyük bir travma yaşadım. Neler olabileceğini bilmiyordum. Oğlum şimdi 5 yaşında anaokuluna gidiyor, fizik tedavi ise hala devam ediyor" ifadelerini kullandı.


     

    "HER ŞEY NORMAL GİDİYORDU, KARIN AĞRISYLA GELİP DOĞIM YAPTIM"


     

    Semanur Bayrakçı da, "3 yıldır evliyim, ilk çocuğum. AdınıFatih koyduk, 28 haftalık doğdu,1160 gram dünyaya gelmişti şu anda 1415 gram.20 gündür hastanede yoğun bakımda. Şimdilik her şey yolunda gidiyor. Erken geldiği için biraz telaşlandık ve heyecanlandık. Doktorumuzun takibiyle şu an mutluyuz, çıkacağı günü bekliyoruz. Her gün 1 saat kucağıma alıyorum, sütümü sağıyorum, onu görmeden olmuyor. Hamilelik sürecimde ilk günden beri olumsuz giden hiçbir şey olmadı. Hatta mide bulantısı, aşerme gibi bir şey de yaşamadım. Ufak bir karın ağrısıyla hastaneye geldim, yatışım yapıldı akşamına zaten doğum gerçekleşti" dedi.



  • Prematüre bebekler ve süt kardeşleri buluştu

    İSTANBUL, (DHA) -  TOPLUMDA erken doğan bebeklerle ilgili farkındalık oluşturmak için her yıl 17 Kasım'da kutlanan Dünya Prematüre Günü'ne dikkat çekmek amacıyla Memorial Şişli Hastanesi ev sahipliğinde 'Bir Damla Hayat' etkinliğinin bu yıl 3'üncüsü gerçekleştirildi.  Etkinlikte prematüre çocuklar ve aileleri bir araya geldi, doyasıya eğlenip, moral depoladı.

    Etkinlikte pek çoğu bin gramın altında doğan ve artık sağlıklı olan çocukların bazıları ilk kez süt kardeşleriyle tanıştı. Etkinlikte, Memorial Şişli Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Sorumlusu Doç. Dr. Ercan Tutak'ın tedavisini gerçekleştirdiği çocukların aileleri, bebeklerinin ilk fotoğraflarının da bulunduğu sunumu izledi, duygu dolu anlar yaşadı. Etkinlik öncesi aileler ve bebeklerle günün anısına pasta kesildi,sonunda ise sütannelere sertifikaları takdim edildi.

    ERKEN DOĞUM ANNE YA DA BEBEK KAYNAKLI OLABİLİYOR

    Doç. Dr. Ercan Tutak etkinlik öncesinde prematüre bebeklerin bakımına ilişkin bilgiler verdi. Anne ve bebekten kaynaklanan bazı nedenlerden dolayı prematüre doğumların olduğunu söyleyen Doç. Dr. Tutak, "Annenin sahip olduğu diyabet ya da yüksek tansiyon gibi kronik hastalıklar gebelik sürecine etki ederek erken doğuma neden olabiliyor. Ayrıca ikiz veya üçüz gibi çoğul gebelikler, rahim ağzı yetersizliği ve bebekteki bazı doğumsal anomaliler de erken doğumda etkili oluyor" dedi.

    10 GEBELİĞİN 1'İ ERKEN DOĞUMLA SONUÇLANIYOR

    Türkiye'de her yıl doğan çocuklardan 150 binin prematüre olduğunu belirten Doç. Dr. Tutak, "10 gebeliğin 1'i 37. haftadan önce doğumla sonuçlanıyor. Dünyadaki tabloda bu şekildedir. Türkiye'de her yıl yaklaşık 1 buçuk milyon çocuk dünyaya geliyor, bunun 150 bini prematüre, yaklaşık 50 bini de 1500 gramın altına doğuyor" diye konuştu.

    "İLK SAATLER, GÜNLER ALTIN DAKİKALARDIR"

    Doğumun gerçekleştiği merkezlerin teknik ve insan açısından donanımına dikkat çeken Doç. Dr. Tutak, "O bebeğe iyi bakabilecek yenidoğan yoğun bakım uzmanının başında durduğu ve bu konuda tecrübeli, yeterli sayıda personelin merkezde olması çok önemli. Çünkü ilk saatler ve günler prematüre bebekler için altın dakikalardır. Bebeklerin ancak böyle bir bakım altında sorunsuz yaşamları mümkün olabilmektedir" ifadelerini kullandı.

    "YENİDOĞAN YOĞUN BAKIM UZMANI VE HEMŞİRE BULMAKTA SIKINTI ÇEKİYORUZ"

    Prematüre bebeklerin solunum ve merkezi sinir sistemiyle ilgili bazı fonksiyonlarının yeterince gelişmeden doğduklarını söyleyen Doç. Dr. Tutak, "Bunlar doğduktan sonra gelişmeye devam ediyor. Ancak o şartlar temin edilirse gelişimleri sağlıklı olur. Teknolojik anlamda geriliğimiz yok fakat yeterli yenidoğan yoğun bakım uzmanı, hemşire bulmakta sıkıntı çekiyoruz" dedi.

    "PREMATÜRE DOĞSAN DA YALNIZ DEĞİLSİN"

    Ailelere umutlarını yitirmemelerini tavsiye eden Doç. Dr. Tutak, "Çünkü erken doğan bebeklerin yaşam mücadelesi oldukça çetin olabiliyor. 'Prematüre doğsan da yalnız değilsin' sloganıyla böyle doğum yapan annelere hem umut olmak hem de farkındalığını artırmak için de bu etkinliği düzenledik" diye konuştu.

    10 YIL BEKLEDİ ÇOCUĞU 29 HAFTALIK DOĞDU

    10 yıl çocuğunun olmasını bekleyen ve tüp bebek yöntemiyle hamile kalan 35 yaşındaki prematüre bebek annesi Zoryana Özdemir, "Suyum geldi, sezaryenle doğum yaptım. 29 haftalık ve 1 kilo 430 gram dünyaya geldi. 1 buçuk ay yoğun bakımda kaldı. Her gün yanına gittim, günde sadece 1 saat kucağıma alabildim. Şimdi hızlı büyüyor, hareketli, meraklı konuşmaya çalışıyor" dedi.

    "OĞLUM 3 BUÇUK AY YOĞUN BAKIMDA KALDI"

    Erken doğum yapan annelerden bir diğeri olan Filiz Erdem ise, "Oğlum Ali Kemal 26 haftalık 895 gram doğdu. Ertesi gün 750 grama düştü. Beyin kanaması geçirdi. Engelli bir bebek, bağırsak delinmesi oldu ve bunun dışında ciğerleriyle ilgili sorunlar yaşadık, solunum sıkıntısı çekti. 3 buçuk ay yoğun bakımda kaldı. O süreçte büyük bir travma yaşadım. Neler olabileceğini bilmiyordum. Oğlum şimdi 5 yaşında anaokuluna gidiyor, fizik tedavi ise hala devam ediyor" ifadelerini kullandı.

    "HER ŞEY NORMAL GİDİYORDU, KARIN AĞRISYLA GELİP DOĞIM YAPTIM"

    Semanur Bayrakçı da, "3 yıldır evliyim, ilk çocuğum. AdınıFatih koyduk, 28 haftalık doğdu,1160 gram dünyaya gelmişti şu anda 1415 gram.20 gündür hastanede yoğun bakımda. Şimdilik her şey yolunda gidiyor. Erken geldiği için biraz telaşlandık ve heyecanlandık. Doktorumuzun takibiyle şu an mutluyuz, çıkacağı günü bekliyoruz. Her gün 1 saat kucağıma alıyorum, sütümü sağıyorum, onu görmeden olmuyor. Hamilelik sürecimde ilk günden beri olumsuz giden hiçbir şey olmadı. Hatta mide bulantısı, aşerme gibi bir şey de yaşamadım. Ufak bir karın ağrısıyla hastaneye geldim, yatışım yapıldı akşamına zaten doğum gerçekleşti" dedi.



  • Boyner, Çılgın Kelebek kampanyasıyla 3 günde 2 milyon ziyaretçiyi aştı  

    İSTANBUL, (DHA)- Boyner, her sene Kasım ve Mayıs ayında düzenlediği ve milyonlarca üründe yüzde 50 indirim uyguladığı Çılgın Kelebek kampanyası ile 3 gün boyunca 2 milyondan fazla kişiyi mağazalarında ağırladı. 

    Üç gün boyunca süren kampanya boyunca 38 ildeki 95 mağazasında ve internet sitesinde 1 milyona yakın ürün satan Boyner'de satışlar, geçen sene Kasım ayında gerçekleştirilen Çılgın Kelebek’e göre yüzde 47 büyüme gösterdi. Kampanya boyunca en çok satın alınan beş ürün sırasıyla ayakkabı, kazak, pantolon, sweatshirt ve tişört oldu. Bu 5 ürünün toplam adedi, Çılgın Kelebek  boyunca satılan ürünlerin yarıya yakınını oluşturdu. Ayakkabı, hem kadın hem de erkek ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdikleri ürün grubu oldu. Üç günlük alışveriş maratonu süresince en çok alışveriş yapılan beş şehir ise sırasıyla İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya ve Bursa oldu.

    SATILAN ÜRÜNLER ADEDİ GEÇEN YILA GÖRE YÜZDE 35 ARTTI

    Bir milyona yakın ürünün satıldığı kampanyada satılan ürün adedi bir önceki yıla göre yüzde 35 artış gösterdi. Toplam ciroda ise yine bir önceki yılın kampanyasına göre yüzde 47 büyüme  yaşandı. En çok ciro artışı yaşanan kategoriler ise bir önceki senenin kampanya dönemine oranla yüzde 87 büyüme gösteren çocuk ve yüzde 60 büyüyen kadın kategorileri oldu.

    KOZMETİKTE CİRO ŞAMPİYONU PARFÜM

    Kozmetikseverlerin de büyük ilgi gösterdiği kampanyada kozmetik kategorisinin ciro şampiyonu parfüm oldu. Parfümü, kadınların cilt bakımında en çok kullandığı ürünlerden nemlendirici takip etti. Makyaj ürünlerinde ise ruj, en çok satılan ürün olarak öne çıktı.

    EN ÇOK SATIŞ İNTERNET SİTESİNDE

    Çılgın Kelebek döneminde en çok alışveriş firmanın internet sitesinden yapıldı. Kampanya boyunca 3 milyonun üstünde ziyaretçi ağırlayan sitede 100 bin adede yakın ürün satıldı. Boyner Cevahir, Boyner Çiğli KİPA, YKM Konak ve Boyner İçerenköy, internet sitesinin ardından en çok ürün satan mağazalar oldu.

     



  • DAÜ'lü gençlerden Atatürk'e ziyaret

    ANKARA, (DHA)- Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencileri “DAÜ Gençliği Ata’sının İzinde” sloganıyla bir gezi gerçekleştirdi. Gençler; Birinci Meclis ziyareti ile başladıkları gezide sırasıyla Mustafa Kemal’in Nutuk adlı eserini okuduğu ve Cumhuriyet Müzesi olarak kullanılan İkinci Meclis'i, Çankaya Köşkü Müzesi’ni, Atatürk’ün Anıttepe’deki kabrini ziyaret etti.

    Doğu Akdeniz Üniversitesi Atatürk Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAÜ ATAUM) Başkanı Yrd. Doç. Dr. Turgay Bülent Göktürk ve DAÜ ATAUM Öğretim Görevlisi Süheyla Göktürk rehberliğinde gerçekleştirilen gezi,Türk Kurtuluş Savaşı’nı yöneten, Gazi Meclis olarak anılan ve günümüzde Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak düzenlenen Birinci Meclis ziyareti ile başladı, Mustafa Kemal’in Nutuk adlı eserini okuduğu ve Cumhuriyet Müzesi olarak kullanılan İkinci Meclis ziyareti ile devam etti. Atatürk’ün 1921-1932 yılları arasında kaldığı Çankaya Köşkü Müzesi’ni gezen heyet, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilan edilme kararı gibi birçok önemli kararların verildiği yemek salonu, Nutuk’un yazıldığı kütüphane ve Ata’nın yatak odası ile birçok kişisel eşyasını yakından inceledi.

    Buradan Atatürk’ün Anıttepe’deki kabrine geçen öğrenciler, Anıtkabir’de yapılan resmi törenle Atatürk’ün mozolesine çelenk koydu, Anıtkabir özel defterini imzaladı. Deftere, “Ulu Önder Atatürk, aramızdan ayrılışının 80'inci yılında Doğu Akdeniz Üniversitesi öğretim elemanları ve öğrencileri olarak bir kez daha huzurundayız. Açtığın yolda, gösterdiğin çağdaş uygarlık hedeflerinden asla sapmadan ilerlemeye devam edeceğimize olan inancımızı yinelemeye geldik. Cumhuriyet’in kazanımlarını sonsuza kadar yaşamaya ve korumaya and içiyoruz. Ruhun şad olsun” ifadeleri yazılarak, Ata’ya ve ilkelerine olan bağlılık bir kez daha dile getirildi. Atatürk'ün mozolesinin bulunduğu Şeref Salonu'nun altındaki 3 bin metrekarelik sütunlu alanda yer alan “Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi”ni gezen heyet, 2015 Yılı Nobel Kimya Ödülü sahibi bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın, Anıtkabir'e takdim ettiği madalya ve sertifikasını da görme olanağı buldu.

     



  • DHA YURT BÜLTENİ 13

    DHA YURT BÜLTENİ 13

    Bakan Ersoy: Potansiyel sorunları çözmek istiyoruz

    KÜLTÜR ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, turist sayısının hızla yükseldiğine dikkati çekerek, "Hızlı bir şekilde turizm bölgelerimizde altyapı sorununu veya oluşabilecek potansiyel sorunları çözmek istiyoruz" dedi.
    Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, çeşitli temaslarda bulunmak üzere Antalya'ya geldi. Programı kapsamında ilk olarak AK Parti İl Başkanlığı'nı ziyaret eden Bakan Ersoy, ardından Kemer ilçesinde incelemelerde bulundu. Antalya Büyükşehir Belediyesi idaresindeki 2 arıtma tesisini gezen Ersoy, yetkililerden bilgi aldı. Ardından ilçedeki otelde Kemerli turizmcilerle bir araya gelen Ersoy, onların sorularını yanıtladı. Basına kapalı gerçekleştirilen toplantıya Antalya Valisi Münir Karaloğlu ve Büyükşehir Belediye Başkanı AK Parti'li Menderes Türel de katıldı. Toplantının ardından gazetecilere açıklama yapan Bakan Ersoy, turizmin hızlı geliştiğini söyledi. Turist sayısının da hızla yükseldiğini belirten Ersoy, öncesinde oluşabilecek potansiyel duruma karşı önlem alınması gerektiğini aktardı.
    'YENİ SEZONA KADAR YATIRIMLARI SONUÇLANDIRACAĞIZ'
    Bakanlığın katkı ve koordinasyonunda Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin üstlendiği projelere destek olmak amacıyla incelemelerde bulunduğunu kaydeden Bakan Ersoy, "Sezonun yavaşladığı bu dönemde bölge yatırımcılarıyla görüşerek, onların katkılarını aldık. Hızlı bir şekilde turizm bölgelerimizde altyapı sorununu veya oluşabilecek potansiyelleri çözmek için rutin ziyaretimizi yaptık. Yeni sezona kadar bölgedeki yatırımları sonuçlandıracağız" diye konuştu.
    ARITMALARIN KAPASİTESİ ARTIRILACAK
    Turizmcilerin, arıtmaların kapasitesinin artırılmasını istediğini vurgulayan Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, buna yönelik yatırım programlarını oluşturduklarını belirterek, "Yatırımlarımızı hızlı bir şekilde hayata geçireceğiz. Arıtmaların kapasiteleri artıracağız" dedi.

    GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
    -------------------
    - Ak Parti il başkanlığı detay
    - Kemer arıtma gezisi
    - Bakan Mehmet Nuri Ersoy açıklama

    Haber: Hasan DEMİRBAŞ- Kamera: Mehmet KILIÇASLAN/ANTALYA, (DHA) 

    ========================

    Sendika genel başkanın katil zanlısı adliyeye sevk edildi (4)

    SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI
    Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı Abdullah Karacan'ın cenazesi sendikanın sosyal tesislerinde düzenlenen törenin ardından İzmit Fevziye Camii'ne getirildi. Öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazına Kocaeli Valisi Hüseyin Aksoy, AK Parti Kocaeli Milletvekili Fikri Işık, CHP Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergin Atalay, sendikanın eski genel başkanı olan CHP Milletvekili Kani Beko, İzmit Belediye Başkanı Nevzat Doğan, Abdullah Karacan'ın eşi Tülay Karacan, kızları Esra Aktaş, Ebru Tanyaver, Büşra ve Kübra Karacan, daire müdürleri, sendika yöneticileri, lastik işçileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Cenazenin başında taziyeleri Abdullah Karacan'ın ağabeyleri Yaşar ve Atilla Karacan, eşi Tülay Karacan ve kızları kabul etti. Ebru Tanyaver ve Büşra Karacan babalarının tabutuna sarılıp gözyaşlarına boğuldu. Kılınan cenaze namazının ardından cenaze Bağçeşme Aile Kabristanlığı'nda toprağa verildi.

    GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
    -Cenaze namazı
    -Cenazeye katılanlar
    -Tabutun omuzlar üzerinde taşınıp cenaze aracına götürülmesi

    HABER: Ergün AYAZ/KAMERA: Alişan KOYUNCU-Selda Hatun TAN/İZMİT, (DHA)

    ======================================

    Mavi Balina' oyunu oynadığı iddia edilen liseli Ahmet, toprağa verildi

    TRABZON'un Dernekpazarı ilçesinde iddiaya göre 'Mavi Balina' oyunu oynadıktan sonra evden aldığı tabancayla intihar ederek yaşamına son veren Ahmet Kağan G. (16), gözyaşları arasında toprağa verildi.

    Olay, önceki gün ilçenin Akköse Mahallesi'nde meydana geldi. Hasan Cansız Kom Lisesi 11'inci sınıf öğrencisi Ahmet Kağan G., son zamanlarda gençleri intihara sürüklediği iddiasıyla gündeme gelen 'Mavi Balina' oyununu oynadıktan sonra evlerinin bahçesine çıktı. Ahmet Kağan G., evden aldığı tabancayla başına ateş etti. Silah sesi üzerine bahçeye çıkan yakınları, Ahmet Kağan G.'yi kanlar içinde yerde yatarken bulup, jandarma ve sağlık ekiplerine haber verdi. Gelen sağlık ekibi, gencin yaşamını yitirdiğini saptadı.

    TOPRAĞA VERİLDİ

    Okul arkadaşlarını ve ailesini hüzne boğan Ahmet Kağan G. için ilçede cenaze töreni düzenlendi. Cenazeye Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükcüoğlu, İlçe Kaymakamı Murat Yıldız, Çaykara İlçe Belediye Başkanı Hanefi Tok, gencin okul arkadaşları, öğretmenleri çok sayıda kişi katıldı. Cenazeye katılan kalabalık, Ahmet Kağan G.'nin acılı ailesine taziyelerde bulunurken, gencin yakın arkadaşları da gözyaşlarına hakim olamadı.

    ‘BAŞKA ÇOCUKLARIN CANI YANMASIN’

    Cenaze konuşan acılı baba Muzaffer G., bahse konu oyunu çocuğunun oynayıp oynamadığını bilmediğini, konunun savcılıkca incelendiğini söyledi. Muzaffer G., "Evladım kendi adına son sözü söyledi. Bize söylenecek söz bırakmadı. Bütün cihazları incelemeye verdik. Eğer böyle bir şey varsa başka çocukları canı yanmasın. Bugün onun düğünündeyiz. Allah’tan geldi, Allah’a gönderdik. Emaneti yerine teslim ediyoruz. Bizim evladımız öyle bir şey yapabilecek karakterde bir çocuk değil. Ama takdiri ilahi. Bir oyundan bahsediliyor, ben onu takip edemiyorum. Ben oyun ile ilgili bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ben o tarz bir oyun oynadığını görmedim. Çocuğumla ilişkilerim iyiydi. Varsa da biz gerekli çalışmaların yapılmasını istiyoruz. Savcılık cep telefonu ve bilgisayarı alarak gerekli incelemeyi başlattı. Devletimiz bu konuda gerekli çalışmaları yapacaktır. Bizde bu konuda onların hassasiyetine güveniyoruzö dedi.

    ‘BU TERCİH GENÇLİĞİN BİR ÇIĞLIĞIDIR’

    Cenaze başında gençlere ve ailelerine uyarılarda bulunan Dernekpazarı Müftüsü Mülayim Bayındır da, “Ahmet Kaan kardeşimiz neden böyle bir tercihte bulundu işte bu noktada sormamız gereken soruları vardır. Benim kanaatime göre Ahmet kardeşimizin bu tercihi gençliğin bir çığlığıdır. Bizim farkımıza varın, bizim elimizden tutun bize rehber olun bizi boşlukta bırakmayın çığlığıdır. Merhum kardeşimizin bu çığlığı doğrultusunda alacağımız mesajlar vardır. Hepimizin çıkaracağı dersler vardırö diye konuştu. 

    Ahmet Kağan G., Merkez Mahallesi, Merkez Camii'nde öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından ilçedeki aile kabristanlığında toprağa verildi.

    Öte yandan jandarma ekiplerince, evdeki odasında 'Anlamsız, hakkınızı helal edin’ yazılı not bıraktıktan bir süre sonra intihar eden gencin el konulan ve bahse konu oyunu oynadığı düşünülen bilgisayar ve cep telefonundaki incelmelerin sürdüğü belirtildi.

    GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
    Cenaze başında babanın taziyeleri kabul etmesi
    Cenaze namazının kılınışı
    Omuzlarda cenaze arabasına taşınması
    Baba ile röportaj Detaylar

    HABER KAMERA: Selçuk BAŞAR-Yaşar FALCI/DERNEKPAZARI (Trabzon), (DHA)-


    ======================================


    Yangın çıkan evde ölü bulundu

    TEKİRDAĞ'ın Malkara ilçesinde yalnız yaşayan Aziz Aydoğan(72), evinde çıkan yangında ölü olarak bulundu.

    Olay, Malkara'nın Kadıköy Mahallesi'nde gece yarısı henüz belirlenemeyen nedenle meydana geldi.  Tek katlı evinde yalnız yaşayan Aziz Aydoğan'dan haber alamayan komşuları girdikleri evde cansız bedenini bulup, durumu jandarma ve itfaiye ekiplerine bildirdi. Jandarma ve itfaiye ekipleri Aydoğan'ın öldüğünü belirlerken, evde çıkan küçük çaplı yangının da kendiliğinden söndüğünü tespit etti. Felçli olduğu belirtilen Aydoğan'ın çıkan dumandan zehirlenerek hayatını kaybettiği ihtimali üzerinde duruyor. Olayla ilgili soruşturma başlatılırken, Aziz Aydoğan'ın cesedi kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için Tekirdağ Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.

    Kadıköy Mahallesi  Muhtarı Yılmaz Sarıkaya, Aydoğan'ın evinde yalnız yaşadığını ve felçli olduğunu belirterek, "Tahminimiz sigarayı çekyata düşürdü. Sigaranın çekyata düşmesi sonucu çıkan bir yangın diye sanıyoruz. Çıkan yangın sonucu dumandan zehirlenerek hayatını kaybettiği ihtimali üzerinde duruyoruz. İnceleme sonucu ne olduğu belli olacak" dedi.

    GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
    -Yanan evden detay
    -Jandarma ve itfaiyenin gelişi
    -Evin dışından detaylar
    - Ölen Aziz Aydoğan'ın fotoğrafı

    Haber-Kamera: Murat YAYIN/MALKARA(Tekirdağ),(DHA)

    ======================================


    Cinayet davasında 'Sperm insan vücudunda kaç gün kalabilir?' raporu istendi

    Süleyman EKİN/ANTALYA, (DHA) - ANTALYA'nın Korkuteli ilçesinde, kayıp olarak aranırken, tarlada battaniyeye sarılı cesedi bulunan Dilara Kandak (23) cinayetiyle ilgili tutuklanan eski eşi Ahmet Yorulmaz'ın (25) yargılanmasına başlandı. Duruşmada, spermin cansız veya canlı insan vücudunda kaç gün kalabileceğine, 40 gün kalıp kalamayacağına ilişkin Adli Tıp'tan rapor istendi.
    Korkuteli ilçesinde yaklaşık 40 gün haber alınamayan Dilara Kandak'ın cansız bedeni, 4 Mart'ta Gülova mevkisinde, çıplak halde battaniyeye sarılı olarak toprağa gömülü; eli, kolu ve ayakları ise iple bağlı bulundu. Otopside boğularak, öldürüldüğü anlaşılan 2 çocuk annesi Kandak'ın cesedinin üzerindeki spermlerin, kadının eski eşi Ahmet Yorulmaz'a ait olduğu tespit edildi. Gözaltına alınan, 2'nci evliliğini yaptığı ve eşinin 3 aylık hamile olduğu belirlenen Yorulmaz, sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
    Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davaya ilişkin duruşmada; tutuklu sanık Ahmet Yorulmaz ile Dilara Kandak'ın babası Metin Kandak, annesi Dilek Kandak, kardeşi ve taraf avukatları hazır bulundu. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nca da davaya müdahil olundu. Duruşmada söz verilen sanık Ahmet Yorulmaz, başka erkeklerle ilişkisi olduğu gerekçesiyle eski eşinden ayrıldığını öne sürdü. Eski eşiyle çocukları nedeniyle zaman zaman bir araya gelmek zorunda kaldıklarını kaydeden Yorulmaz, çocukların velayetini görüşmek için buluştukları Kandak ile 22 Ocak'ta kendi rızasıyla ilişkiye girdiklerini ileri sürdü.
    Mahkeme başkanı, sanığa 4 Mart'ta cesedi bulunan Dilara Kandak'ın vücudunda kendisine ait sperm kalıntılarının tespit edildiğini hatırlatarak, "40 gün boyunca spermler kadının üzerinde nasıl kaldı?" sorusunu yöneltti. Sanık Yorulmaz ise buna kendisinin de yanıt veremediğini ve anlamlandıramadığını söyledi.
    Duruşmada söz alan Dilek Kandak ise 21- 22 Ocak günlerinde kızının kendi evlerinde olduğunu, dışarı çıkmadığını ve bu nedenle sanığın söylediği tarihin doğru olmadığını kaydetti.
    Dilara Kandak'ın cesedinin sarılı olduğu battaniyenin kendisine ait olmadığını öne süren Ahmet Yorulmaz, boşandığında kendisine ev kiraladığını ve eşyaları o eve taşıdığını söyledi. Battaniyenin de o eşyalar arasında olduğunu iddia eden Yorulmaz, battaniyeyi evden kendisinin çıkarmadığını ileri sürdü. Sanık avukatı ise soruşturmanın eksik yürütüldüğünü savunarak, bazı isimlerin dinlenmediğini söyledi.
    Mahkeme heyeti, spermin cansız veya canlı insan vücudunda kaç gün kalabileceğine, 40 gün kalıp kalamayacağına ilişkin Adli Tıp Kurumu'ndan rapor istenmesine, HTS kayıtlarından HTS haritası oluşturulması için bilirkişi tayin edilmesine ve maktulün evindeki bütün battaniyelerin incelenmek üzere adli emanete alınmasına karar verdi. Sanığın tutukluluk halinin devamına hükmeden heyet, duruşmayı erteledi.

    GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
    -------------
    ////////// ARŞİV 
    Zanlının görüntüleri
    Dilara Kandak'ın fotoğrafı

    ======================================

    Doktorlar yasa teklifini protesto etti

    İZMİR'de Tabip Odası üyesi doktorlar, sağlık alanındaki değişiklileri içeren kanun teklifini protesto etti. Doktorlar adına açıklama yapan Tabip Odası Başkanı Dr. Funda Obuz, hem yasa teklifindeki şiddeti önlemeye yönelik maddelerin hem de KHK'lı doktorlarla ilgili düzenlemenin değiştirilmesini istedi. 


    Sağlık alanındaki değişikliklere ilişkin AKP milletvekilleri tarafından Meclis’e sunulan kanun teklifi Meclis Sağlık Komisyonu’ndan geçti. Teklifin beşinci maddesinde yer alan KHK’yla ihraç edilmiş sağlık çalışanlarının Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile sözleşmesi olan sağlık kuruluşlarında çalışmasına yasak getirilmesine ve diğer maddelere karşı İzmir'de 20 doktor, İl Sağlık Müdürlüğü önünde toplandı. Doktorlar, hekimlere yönelik şiddet olaylarını protesto etti, slogan attı. Sağlıkta şiddetin son bulmasını istedikleri pankartlar taşıyan doktorlar adına açıklamayı İzmir Tabip Odası Başkanı Funda Obuz, yasa teklifindeki bazı maddeler ile KHK'lı doktorlara yönelik yapılan düzenlemenin kabul edilemez olduğunu söyledi. Şiddeti önlemeye yönelik etkin tedbirlerin alınmasını beklediklerini de ifade eden Funda Obuz, KHK'lı doktorlarla ilgili bazı değişikliklerin yapıldığı bilgisinin geldiğini ancak bunun halen açıklanmadığını, bu konuda olumlu adımlar atılmasını beklediklerini de anlattı.

    GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
    - Basın açıklamasından görüntü.
    - Katılanlardan görüntü.

    Taylan YILDIRIM- Hande NAYMAN, İZMİR (DHA)


    ======================================

    Okulda iş makinesi ile boya yaptılar

    ŞIRNAK'ın Beytüşşebap ilçesindeki okullarda Kaymakamlık tarafından onarım ve temizlik seferberliği başlatıldı. Öğretmenler, veliler birlikte tadilatını yaptıkları okullarda badana fırçasının ulaşamadığı yüksek duvarları, belediyeye ait iş makinesi yardımıyla boyadı.
    Beytüşşebap Kaymakamlığı tarafından okullarda onarım ve temizlik seferberliği başlatıldı. Beytüşşebap Kaymakamı İsmail Pendik'in, tadilat ve boya masraflarının Kaymakamlık tarafından karşılanacağını duyurmasıyla merkez ve bağlı köylerdeki okullarda görevli öğretmenler, velilerle birlikte kolları sıvadı. İlçe merkezi ve bağlı köylerdeki okullarda görevli öğretmenler, velilerle birlikte onarım çalışmalarına başladı. Kampanya kapsamında ilk olarak, ilçe merkezindeki 3 katlı Atatürk İlkokul'nun tadilat ve boya işleri yapıldı. Öğretmenler, çalışmaya gönüllü katılan velilerle birlikte okulun dış cephesi ve bahçe duvarının üzerindeki demir korkulukları titizlikle boyadı. 3 katlı okulun dış cephesininin boyanması sırasında ise fırçanın yetişmediği yerler belediyeye ait iş makinesi kullanıldı. Veliler, iş makinesinin kepçesine çıkarak dış cephenin ulaşılamayan yerlerini boyadı.
    Çalışmalara katılan öğretmenler, öğrenci velilerinin de yardımcı olmasının mutlu olduklarını belirterek, imece usulüyle öğrencilerin eğitimine katkı sunduklarını söyledi.

    GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
    ----------------------------------
    - Okullarda boya badana ve onarım çalışmaları
    - Bahçe duvarı üzerindeki demirlerin boyanması
    - İş makinesi yardımıyla yüksek bölgelerin boyanması
    - Öğretmenlerin konuşmaları
    - Genel ve detay görüntüler
    Haber-Kamera: Emin BAL, BEYTÜŞŞEBAP, ŞIRNAK (DHA)



  • Maltepe Belediyesi Tıp Merkezi 2 yılda 200 bin kişiye şifa oldu

    İSTANBUL, (DHA) – MALTEPE Belediyesi tarafından 2 yıl önce hizmete giren tıp merkezi, 200 bin kişiyi sağlığına kavuşturdu. 2017 yılında 11 poliklinik ile hizmete açılan merkezde, 2017’de 86 bin 824 ve 2018’in ilk 10 ayında da 112 bin 603 kişi sağlık hizmetinden faydalandı.

    Maltepe’de, ilçe belediyesi tarafından hizmete açılan tıp merkezi, iki senede yaklaşık 200 bin kişiye poliklinik hizmeti sundu. 2017 yılında 11 poliklinik ile hizmete açılan merkezde, 2017’de 86 bin 824 ve 2018’in ilk 10 ayında da 112 bin 603 kişi sağlık hizmetinden faydalandı. Hizmetler kapsamında, 2017 yılında 9 bin 483 kişiye radyoloji, 14 bin 904 kişiye laboratuvar ve 27 bin 332 kişiye de hemşirelik hizmeti verildi. 2018 yılında ise 39 bin 412 kişi radyoloji, 23 bin 475 kişi laboratuvar ve 42 bin 23 kişi de hemşirelik hizmetinden yararlandı.

    Maltepelilerin yoğun ilgisi ile karşılaşan tıp merkezinin bağlı olduğu Hastane Müdürlüğü, acil tıp, aile hekimliği, iç hastalıkları, göz hastalıkları, göğüs hastalıkları, genel cerrahi, kadın hastalıkları, çocuk hastalıkları, laboratuvar hizmetleri, radyoloji hizmetleri ve psikolojik danışma hizmeti gibi 11 polikliniğe, Kulak, Burun, Boğaz ve Ağız ve Diş Sağlığı polikliniklerini de ekleyerek poliklinik sayısını 13’e çıkardı.

    “BURASI MALTEPE’NİN ŞİFA KAYNAĞI”

    Tıp merkezinden hizmet alan vatandaşlar, oldukça memnun olduklarını ifade ederek Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’a bu hizmetinden dolayı teşekkür etti. Merkezin sadece Maltepeliler için değil, dışarıdan gelen vatandaşlar için de hizmet verdiğini ifade eden vatandaşlar, “Burası Maltepe’nin şifa kaynağı” yorumunda bulundu.

     

     



  • "Çok su içip sık yemek yiyorsanız diyabet hastası olabilirsiniz"

    İSTANBUL, (DHA)- DÜNYA Diyabet Günü kapsamında Eyüpsultan'da düzenlenen etkinlikte konuşan diyetisyen Şeyda Demirçelik, “Çok su içiyorsanız, sık sık yemek yeme ve tuvalete gitme ihtiyacı hissediyorsanız diyabet hastası olabilirsiniz” diyerek vatandaşları uyardı.

    Eyüpsultan Belediyesi, Eyüpsultan İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Marmara Üniversitesi Beslenme ve Diyatetik Kulübü öğrencileri işbirliğiyle 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında düzenlenen etkinlik Eyüpsultan Meydanı’nda gerçekleşti. Vatandaşlara ücretsiz olarak açlık kan şekeri ve vücut analiz ölçümleri yapan doktorlar ve sağlık görevlileri diyabet hastalığı hakkında da katılımcıları bilgilendirdi. Vatandaşlar etkinliğe yoğun ilgi gösterdi.

    “GECE UYKUNUZDAN UYANIP SIK SIK İDRARA ÇIKIYORSANIZ DİKKAT”

    Dünyada diyabet hastası olan insanların sayısının günden güne arttığını belirten Eyüpsultan Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü Diyetisyeni Şeyda Demirçelik, obezitenin de bu hastalığa zemin hazırladığını söyledi. Vatandaşları sağlıklarına dikkat etmeleri konusunda uyaran Demirçelik, şöyle konuştu:

    “Çok sık su içiyorsanız, gece uykunuzdan uyanıp sık sık idrara çıkıyorsanız, çok sık acıkma atakları yaşıyorsanız, tatlı yiyeceklere eğiliminiz çoksa ve ailede diyabet hastalığı varsa dikkat etmelisiniz. Hastalar zaten karbonhidrat eksikliği hissettiği için yemek yemek istiyor. ‘Ben yiyorum ama bir türlü doymuyorum’ diyorsanız, hareketsiz bir yaşam sürüyorsanız diyabet riski taşıyorsunuz demektir. İnsülin direnciniz varsa da diyabet hastası olma riski var demektir. Sağlıklı beslenmeniz gerekiyor. Fiziksel aktivitelerinizi dikkat etmeniz gerekiyor. Beslenme uzmanlarından da yardım almaktan çekinmeyin.”

    “YÜKSEK KAN ŞEKERİMİ DÜŞÜRDÜK, BU HASTALIĞI YENEBİLECEĞİM”

    Elleri ve ayakları yandığı halde diyabetten şüphelenmediğini söyleyen 54 yaşındaki Hatice Açık, “Belediye tarafından bize sağlanan diyetisyenler sayesinden diyabet hastası olduğumu öğrendim. Doktorlar vücudumda hiç su olmadığını söylediler. Kan tahlilînde kan şekerimin 640 olduğunu öğrendim. Böbreklerim bitme tehlikesi altındaydı. Şimdi kan şekerim normal değerine düştü. Şekerli yiyecekler, pilav ve makarna gibi gıdalar tüketmiyorum. 3 ayda 1 doktora gidiyorum. Doktorum bu hastalığın ileride bitebileceği müjdesini bile verdi” dedi.

    Kan şekeri yüksekliği olan bu hastalığa farkındalık için buraya geldiklerini belirten Selver Karaoğlu ve Leyla Kalkan ise etkinlikten çok memnun olduklarını ifade etti.



  • 38 sanatçıdan KKTC'nin kuruluş yılına özel sergi

    LEFKOŞA, (DHA)- KUZEY Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 35’inci kuruluş yıldönümünün kutlandığı 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında, Kıbrıs Modern Sanat Müzesine Bağlı Sanat Merkezi'nde 'Cumhuriyet' sergisi açılacak. Yakın Doğu Üniversitesi'nin 38 Sanatçısının 103 eserinden oluşan sergi 16 Kasım Cuma günü sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

    Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Erdoğan Ergün küratörlüğünde gerçekleştirilecek olan sergide, 38 sanatçının farklı tekniklerle hazırladığı 103 eseri sergilenecek. Resim, heykel, seramik, baskı resim ve fotoğraf gibi eserlerden oluşacak olan Cumhuriyet Sergisi, 16-30 Kasım tarihleri arasında ziyarete edilebilecek.

    Sergi küratörü Doç. Dr. Erdoğan Ergün bu sergi ile sanatseverlerin, Yakın Doğu Üniversitesi bünyesinde bulunan ve hem sanatçı hem eğitimci kimlikleri ile ön plana çıkan akademisyenlerin ürettikleri çalışmaları görme fırsatı bulacağını söyledi. Doç. Dr. Ergün, resim, heykel, seramik, baskı resim ve fotoğraf çalışmalarından oluşan serginin, sanat ve kültürel belleğin oluşumuna katkı sağlayacak ve yön verecek olan Kıbrıs Modern Sanat Müzesi’ne bağlı Sanat Merkezi’nde açılacak olan 3. sergi olma özelliği taşıdığını belirterek, sergide yer alacak tüm eserlerin Kıbrıs Modern Sanat Müzesi envanterine gireceğini vurguladı.



  • Her 6 saniyede 1 kişi diyabetten hayatını kaybediyor

    İSTANBUL, (DHA) - DİYABETİN önlenebilir bir hastalık olduğunu söyleyen İstanbul Kent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Gizem Köse, "Dünya genelinde her 6 saniyede 1 kişi diyabet nedeniyle hayatını kaybediyor. Burada farkındalık ve beslenme şekline dikkat etmek çok önemli" dedi.

    Diyabet hastalığının kandaki şekerin aşırı derecede yükselmesi ve kan şekerini düşüren hormonların yetersiz gelmesiyle ortaya çıktığını belirten İstanbul Kent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Gizem Köse,  "Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre, 2015’te 415 milyon birey, yani 11 yetişkinden 1’i diyabetlidir. 2040 yılında bu sayının 642 milyona ulaşabileceği tahmin edilmektedir" diye konuştu.

    HER 6 SANİYEDE 1 KİŞİ DİYABETTEN HAYATINI KAYBEDİYOR

    Diyabetin tedavi edilmediği takdirde kalp krizi, inme, körlük, böbrek yetmezliği ve ayak ampütasyonu gibi yıkıcı sonuçlar doğurabildiğine dikkat çeken Dr. Köse, "Dünya genelinde her 6 saniyede 1 kişi diyabet nedeniyle hayatını kaybediyor. Bunun en büyük sebebi kişilerin diyabet olduğunun farkında olunmaması veya tanı konulmasına rağmen sağlıklı ve diyete uygun beslenilmemesidir" dedi.

    NEDEN 14 KASIM’DA KUTLANIR?

    Kutlamaların genellikle diyabet hastalığına farkındalık yaratma ve diyabeti önleme politikalarının geliştirilmesi amacıyla yapıldığını söyleyen Dr. Köse, "1921 yılında Sir Frederick Grant Banting ve ekip arkadaşların insülin hormonunu ayırıp saflaştırmaya başlamışlardır. Ardından diyabetin tedavi sürecinin (yani insülin enjeksiyonunun) yolu açılmış ve Banting ile ekip arkadaşı John James Richard Macleod’a 1923 yılında Nobel Tıp Ödülü verilmiştir. F.G. Banting’in doğum günü olan 14 Kasım tarihinin 'Dünya Diyabet Günü' olarak belirlenmesi kararlaştırılmış ve her sene bu tarihte kutlanmaya başlanmıştır" ifadelerini kullandı.

    DİYABETTEN KORUNMA VE BESLENME

    Son yıllarda obezitenin de artmasıyla beraber, kiloya bağlı gelişen diyabet sıklığının da arttığını belirten Dr. Köse, "Bu yüzden diyabetten korunmak için öncelikle vücut ağırlığının normal aralıklarda olması gerekir. Her bir birey için hesaplanabilecek beden kütle indeksi (BKİ) değeri ile normal vücut ağırlığı aralığı belirlenebilir. Ağırlık yönetiminin dışında şekerden ve şeker şurubu (glikoz, fruktoz şurubu vb) içeren gıdalardan uzak durulmalıdır. Ben nereden bileceğim diyorsanız,  hangi besinin ne içerdiğini etiketindeki ‘içindekiler’ bölümünden inceleyebilirsiniz" dedi.

    KIŞ AYLARINDA DİYABET RİSKİ ARTAR

    Özellikle kış aylarında beslenme şekline dikkat etmek gerektiğinin altını çizen Dr. Köse, "Kış aylarında diyabet riski artar çünkü yaz aylarına göre daha az enerji harcarız ve beslenme şeklimiz soğuğa direnç geliştirmek için karbonhidrat ağırlıklı olmaya başlar. Öncelikle enerji harcamasına bakarsak günde 20 dakikalık bir yürüyüş bile sizi diyabetten korumada bir adım öne taşır. Beslenme tarzına gelirsek, şerbetli tatlılardan uzak durulmalıdır. Şerbetli tatlılar yerine hurma, cennet meyvesi, kuru kayısı gibi alternatifler yanında ceviz, badem ile beraber tüketilebilir. Başta kulağa inandırıcı gelmeyebilir ama bir süre şerbetten uzak kalıp, bu besinlere alışınca hem diyabetten korunursunuz hem de daha enerjik hissedersiniz. Çünkü kuru meyveler yanında kuruyemişle beraber kan şekerini yavaş yükseltir" diye konuştu.

    "HER GÜN 3 ANA 2-3 ARA ÖĞÜN YAPMALISINIZ"

    Besin tüketiminin olabildiğince evde yapılması gerektiğini söyleyen Dr. Köse, "Her gün 3 ana 2-3 ara öğün yapmalısınız. Dışarıda yemeklere ne kadar yağ ve şeker eklendiğini bilemiyoruz. Hem maddi hem fiziki kazanç sağlamak için özellikle tatlı şeyleri evde yapmanızda fayda var. Bir tatlı örneği verirsek, elmayı çatalla delerek hafif yumuşayana kadar pişirin, ılıyınca ikiye bölün ve tarçınla beraber tüketin. Ya da 4 hurmayı ezin, kırılmış 10 fındıkla beraber karıştırın ve küçük toplar yapın. Kısacası evde beslenin" ifadelerini kullandı.

    "DİYABET ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIKTIR"

    Su tüketimine dikkat çeken Dr. Köse, "Bütün dolaşım sistemini dengeleyen, besinlerin sindirimine yardımcı olan suyu unutmayın. Kaç kiloysanız o sayıyı 30 ile çarpın ve ne kadar su tüketmeniz gerektiğini bulun. Güne dağıtarak tüketmeye çalışın. Yemeklerden önce su tüketmek besinlerin sindirimine de yardımcı olur. Ve en önemlisi çok sık acıkma, çok sık idrara çıkma, görme bulanıklığı gibi sorunlarınız var ise hatta olmasa bile yıllık kontrollerinizi yaptırın. Unutmayın, diyabet önlenebilir bir hastalıktır. Tanı konulsa bile geri dönüşü olabilir, mucizevi bir besin yoktur ancak bireye özel beslenme programı ile yaşam kalitesini etkilemeden sürdürülebilir" dedi.



  • İkinci baharlarını üniversitede yaşıyorlar

    Merve DUNDAR - Özgür KUMANOVALI / İSTANBUL, (DHA)- Geçen yıl hayata geçen Tazelenme Üniversitesi 60 yaş üstü öğrencilerine ikinci baharlarını yaşatıyor. Temel amacı, insanların emeklilik sonrasında sosyal yaşamla bağlarını devam ettirmek olan üniversitede 35 kişi ilk yıllarını tamamlayıp sertifikalarını aldı, 40 yeni öğrenci ise derslere başladı.

    Merkez Kampüsü Akdeniz Üniversitesi’nde bulunan, İstanbul’daki tüm faaliyetleri Nişantaşı Üniversitesi tarafından yürütülen Tazelenme Üniversitesi, yeni eğitim-öğretim yılının açılışını gerçekleştirdi. Akademik açılış ile birlikte ilk yılını tamamlayan 35 öğrenciye sertifikaları verilirken, 40 yeni öğrenci de yeni dönemle birlikte derslere başladı. 

    "TECRÜBELERİNİZDEN FEYZALMAK İSTİYORUZ"

    Törende konuşan Nişantaşı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, "Tazelenme Üniversitesi'nin de rektörü olmaktan gurur duyuyorum. Benim için çok büyük bir kazanç. Geçen yıl fazlaca yoğundu ve sizinle yeterince bire bir olarak ilgilenemedim. Ama bu yıl çok daha fazla ilgileneceğim. Hem derslerinizde bulunacak hem de sizlerle birebir iletişim halinde olacağım. Sizlerden çok fazla şey öğreneceğimi düşünüyorum. Karşılıklı olarak bilgi paylaşımımızın sürekli hale gelmesi için elimden geleni yapacağım. Bizim ve üniversitedeki öğrencilerimiz için çok değerlisiniz. Üçüncü bir göz olarak ve tecrübelerinize olan inancımızdan dolayı üniversitemizle, öğrencilerle ilgili tüm eleştirilerinizi her zaman dinlemeye hazırız. Katkınız olacağını düşündüğünüz her türlü konuyu mutlaka bizlerle paylaşın. Çünkü biz gerçekten sizin tecrübelerinizden feyzalmak istiyoruz. Bu sene artık 2 sınıfımız var. Formatı biraz daha değiştirip, popüler isimleri birkaç hafta üst üste okulumuza getirerek daha kompakt dersler yapmak istiyoruz. Üniversitemizin öğrencilerine de bu şekilde bir değişim ve dönüşüm yaşatmak istiyoruz" diye konuştu.

    "FARKLI KUŞAKLARI BİR ARAYA GETİRİYORUZ"

    Tazelenme Üniversitesi'nin kuruluş amacını "insanların emeklilik sonrasında sosyal hayattan kopmaması ve bilişsel faaliyetlerini devam ettirmesi" olarak açıklayan Nişantaşı Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Melis Oktuğ Zengin, "Öğrenmeye devam etmek ve hayatın içinde kalmak, yeni ilişkiler geliştirebilmek, üretken olabilmek çok önemli. Tazelenme Üniversitesi Nişantaşı Üniversitesi'nin eğitim anlayışına paralel olarak gidiyor. Biz girişimci bir üniversiteyiz. Bu sene Tazelenme Üniversitesi'nde yer alan öğrencilerimize de girişimcilik dersi vereceğiz. Nish Nova Kuluçka Merkezimizde diğer öğrencilerimizle birlikte girişimcilik ve sosyal girişimcilik projeleri yapacaklar. Bu üniversitenin bizim için bir başka yararı da kuşaklararası ilişkileri güçlendiriyor olması. Farklı kuşaklara ait öğrencileri derslerde, etkinliklerde, projelerde buluşturmak onların birbirini anlaması için de çok iyi oluyor" ifadelerinde bulundu.  

    7 LİSE ARKADAŞI ÜNİVERSİTEDE BİR ARADA

    Derslere bu yıl başlayan 59 yaşındaki Neslihan Direkçi, "Bu eğitimi bir arkadaşımdan öğrendim ve buraya gelmek için çok ısrarcı oldum. 7 lise arkadaşımla birlikte buraya geldim.

    Çok sevinçli ve heyecanlıyız. Yenilenmenin mutluluğu içindeyiz" dedi.

    "OKUMA HEVESİM YILLAR GEÇMESİNE RAĞMEN BİTMEDİ"

    Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'ndan emekli 77 yaşındaki Ayten Yavaşça , "İçimde bir okuma aşkı kalmış olacak ki bu kadar yıl sonra heyecanla, istekle buraya kaydoldum. Üniversitenin açılacağı günü hevesle bekledim. Evde oturup boş boş gün geçirmektense  yeni fikirlere açık bir ortamda olmayı tercih ettim. Burada ufkumun daha da açılacağına inanıyorum. Biz de burada gençleşip, yenileneceğiz. Buradaki genç arkadaşlarımız da bizim tecrübelerimizden faydalanacak diye düşünüyorum. Çünkü benim aklımda birçok proje var ve onları arkadaşlarımla paylaşmayı çok isterim" diye konuştu.

    "İKİNCİ BAHARIMIZI YAŞIYORUZ"

    Üniversitede ilk yılını bitirip sertifika alan öğrencilerden 64 yaşındaki Vedat Ülçar, "İlk yılımız çok güzel geçti. Her şeyden önce insan sosyalleşiyor. Bir emeklinin evde oturması veya alışveriş merkezlerinde dolaşması bana göre yanlış. Burada hem ikinci baharımızı yaşıyoruz hem yeni bilgiler ediniyoruz. İnsan her zaman bir şeyler öğrenmeye meyillidir. Burada yeni arkadaşlar ediniyoruz. Bilgilerimizi tazeliyoruz" dedi.

    TAZELENME ÜNİVERSİTESİ NEDİR?

    Dünyada “üçüncü yaş üniversitesi” olarak anılan, Avrupa ve özellikle Avustralya'da yaygın olarak uygulanan, 60 yaş ve üzeri bireyler için tasarlanmış Tazelenme Üniversitesi’nin hedefi yaşam boyu öğrenme felsefesiyle sürekli tazelenen kuşaklar hazırlamak.

    Türkiye'de merkez Kampüsü Akdeniz Üniversitesi’nde bulunan Tazelenme Üniversitesi'nin İstanbul’daki tüm faaliyetleri Nişantaşı Üniversitesi tarafından yürütülüyor.  Çalışmaları üniversitenin Maslak 1453 NeoTech Kampüs’te devam eden Tazelenme Üniversitesi'nde katılımcılara sağlık, spor, sanat, ekonomi, iletişim gibi alanlarda dersler veriliyor ve yeteneklerini ortaya koymaları için atölye çalışmaları yapılıyor. Üniversite bünyesinde ders veren tüm eğitimciler, projede gönüllü olarak yer alırken, Tazelenme Üniversitesi öğrencileri lisans ve ön lisans öğrencileri ile birlikte etkinliklere de katılıyor.

    Gerçek bir üniversite düzeninden yola çıkılarak hayata geçirilen projede öğrenciler 4 yıl eğitim alıyor. Haftada 3 gün 11.00 ile 15.00 arasında süren derslerde öğrenciler, Bilgisayar Okuryazarlığı ve Veri Güvenliği, Finansal Okuryazarlık, Sanat Tarihi, Felsefe, Sağlıklı Yaşam, İlkyardım gibi derslerin yanı sıra sanat atölyelerinde, projelerde yer alıyorlar. 4 senenin sonunda ise öğrenciler birer katılım belgesinin sahibi oluyor.



  • Sabahları yorgun uyanmamak için uzmanından 8 tavsiye

    İSTANBUL, (DHA)- SABAHLARI yorgun uyanmanın günlük aktif yaşam, uzun çalışma saatleri ve stres kaynaklı olabileceği gibi herhangi bir hastalığın habercisi de olabileceğini vurgulayan Medicana International İstanbul Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Belma Yeşilada Yağbasan, yorgun uyanmamak için nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda bilgi verdi.

    Sabahları yorgun uyanmanın pek çok hastalığın belirtisi olabileceğini söyleyen Dr. Belma Yeşilada Yağbasan, "Vitamin eksiklikleri, tiroid hastalıkları, kanser hastalıkları, kalp hastalıkları, kulak burun boğaz hastalıkları, akciğer problemleri, kas iskelet sistemi hastalıkları, mide barsak hastalıkları, uyku bozuklukları, psikolojik nedenler gibi birçok hastalık sabaları yorgun uyanma şeklinde bulgu verebilir. Sabah yorgunluğunun belirtilerini; ağız kuruluğu, nedensiz kas ağrıları, mide barsak rahatsızlıkları, sabahları tansiyon düşüklüğü, baş dönmesi, gün içinde artan yorgunluk hissi olarak sıralayabiliriz. Günlük yaşantımızda farkında olmadan yaptığımız yanlış ya da eksik uygulamalar da buna neden olabilir" diye konuştu.

    Sabahları daha zinde uyanmak ve yorgunluk hissini azaltmak için tavsiyelerde bulunan Dr. Yeşilada şunları söyledi:

    "Düzenli ve yeterli gece uykusu önemlidir. Sağlıklı yetişkin bir insanın günlük uyku ihtiyacı 7-9 saat kadardır. Ayrıca her akşam aynı saatte yatmak ve aynı saatte kalkmak vücuda uykuya geçmesi ve dinlenmesi için bir düzen oluşturur.

    Beslenme düzenimiz kadar tercih ettiğimiz besinler de önemlidir. Sağlıksız diyetler; besin, vitamin, mineral ve kalori eksikliğine yol açarak insanı halsiz ve yorgun kılar. Günlük su tüketimi yeterli miktarda olmalıdır. Kişinin herhangi bir sağlık problemi yoksa günlük 2-2,5 litre su tüketmelidir. Bu miktar kişinin mesleğine, günlük fiziksel aktivitesine ve mevsime göre değişebilir. Hücresel düzeyde metabolik olaylar için su çok önemli bir maddedir. Vücudun susuz kalması tansiyon düşüklüğüne neden olarak gün içinde bitkin olmamıza neden olabilir.

    Spor yapmak, yeni başlayanlar için vücutta kas ağrılarına ve yorgunluğa neden olsa da, düzenli yapıldığında kişiyi zinde kılar.

    24 saatlik bir periyodun ortalama üçte birini yatakta uyuyarak geçiririz. Seçtiğimiz yatağın vücut özelliklerimize ve eğer varsa hastalıklarımıza uygun özellikte olması gerekir. Aksi halde kalitesiz bir uyku; bütün gün yorgunluk ve kas ağrılarına sebep olabilir.

    Bilgisayar, tablet, cep telefonu gibi elektronik aletlerin kullanımına dikkat etmek gerekir. Elektronik aletlerin ışıkları, uykudan sorumlu hormon olan melatoninin seviyesini olumsuz yönde ciddi oranda etkiler. Bu yüzden tüm bu aletleri yatmadan en az yarım saat kadar önce bırakmak da faydalı olabilir.

    Yatmadan önceki saatlerde tükettiğimiz içecek ve yiyecek seçimize dikkat etmeliyiz. Çay, kahve, yeşil çay gibi içecekler uyanıklığımızı artırır ve kalitesiz uykuya neden olur. Ayrıca şekerli yiyecekler ve diğer karbonhidratlar yatma saatine yakın tüketildiğinde uyku kalitemizi bozmasının yanı sıra kilo almamıza da neden olur.

    Kronik yorgunluk ve uyku bozukluğu ayrımı yapılmalıdır. Kronik yorgunluk uyku bozukluğu sebebidir. Ancak kronik yorgunluk; hormonal nedenler, nöronal nedenler, beslenme bozuklukları, virüsler, depresyon gibi birçok neden bağlı olabilir."

    Bütün bu önlemlere rağmen iki haftadan daha fazla süren sabah yorgunluğu ve gün içinde devam eden halsizlik, konsantrasyon bozukluğu, kas ağrıları, baş ağrısı gibi şikayetler devam ediyorsa, altında önemli bir sağlık sorunu olabilir. Bu durumda Mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.”

     



  • (Görüntülü) Cinsel birliktelik gribe iyi geliyor

    Gül KABA-Ömer HASAR/İSTANBUL, (DHA) - SAĞLIKLI cinsel birlikteliğin insan bedenine ve ruhuna sayısız faydası olduğunu söyleyen Cinsel Terapist Dr. Öğretim Üyesi Kenan Eren, "İlişki sırasında salgılanan immunoglobulin, virüslere ve olası enfeksiyon etkenlerine karşı bizi korur o yüzden gribi engeller" dedi.


     

    Sağlıklı cinsel birlikteliğin yaşanması için toplumdaki algının yeniden ele alınması gerektiğine dikkat çeken İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden Dr. Öğretim Üyesi ve Cinsel Terapist Kenan Eren, "Cinsel birliktelik basite indirgenerek yaşanıyor.Çiftler, örf, adet, gelenek ve göreneklerden aldıkları bilgilere yenik düşerlerse cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkar, istek azlığı olur" diye konuştu.


     

    "İLİŞKİYİ 'TENSEL' DEĞİL 'TİNSEL' ELE ALMAK LAZIM"


     

    Sadece 'ten' üzerinden ele alınan ilişkinin çok uzun sürmeyeceğini belirten Dr. Eren, "Cinselliği tensel değil tinsel bir olgu olarak ele almamız lazım. Tinsel, 'ruhsal,zihinsel' demek. Sadece ten üzerinden oluşan cinsel birliktelik çok uzun sürmez ya da ilerlemesi çok zordur. İlişki tin üzerinden giderse o ten hep çekici gelir. Biz tenden başlatıyoruz, tenden tine ulaşmak zordur. Sağlıklı cinsellikten kastım, yaşanan ilişkinin, kişilerin kendi fantezilerini, düşüncelerin uygulayabildikleri bir mecra olması gerekiyor. Çünkü cinsellik, kişiden kişiye, kültürden kültüre değişir" ifadelerini kullandı.  


     

    "KALP KRİZİ RİSKİNİ DÜŞÜRÜYOR"


     

    Cinsel birliktelik sırasında mutluluk salgılayan pek çok hormonun harekete geçtiğini söyleyen Dr. Eren,"Bizi huzurlu,güvende hissettiren, zevkin doruğuna taşıyan pek çok mutluluk hormonu ilişki sırasında salgılanır. Cinsel birliktelik gribi engeller evet koruyucu etkisi vardır. Çünkü immunoglobulin (antikor) devreye girer ve virüslere, olası enfeksiyon etkenlerine karşı bizi korur. Ayrıca kalp, damar hastalıklarına iyi gelir, kalp krizi riskini de düşürür" dedi.


     

    "KADIN TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ ALTINDA EZİLİYOR"


     

    Toplumda kadının üzerindeki algının değişmediği takdirde cinselliğin can sıkıcı bir jimnastikten öteye geçmeyeceğini vurgulayan Dr. Eren, "Kadın en çok toplumsal cinsiyet rolleri altında eziliyor. Üzerinde, 'ağır başlı olmalı, kahkaha atmamalı, gülmemeli' gibi bir algı var. Öyle durumlarda 'hafif kadın' oluyor, algı böyle. Bu algı değiştirilmezse cinsel birliktelik sırasında kadın nasıl eşit katılım sağlayan partner haline gelsin ki?Türkiye'deki cinsel birliktelik, yanlış inanışlar, algılar ve mesajlar aşılamazsa can sıkıcı bir jimnastikten öteye geçemez. Sadece cinsel organların bir araya geldiği eylem olur" diye konuştu.


     

    "CİNSELLİK EĞİTİMİ KREŞLERDE BAŞLASIN"


     

    Çocuklara verilmesi gereken cinsellik eğitimlerine de dikkat çeken Dr. Eren, "Cinsellik eğitiminin kreşlerde başlaması gerekiyor. Çünkü cinsellik doğduğumuz andan itibaren bizimle birliktedir. Eğitimin içeriği insanların kendisi tanıması yönündedir. Aslında kulağımız nasıl işitir, gözümüz nasıl görür? gibi bir mantıktır" ifadelerini kullandı.


     

    "5 YAŞINDAKİ ÇOCUĞA CNİSELLİK NASIL ANLATILIR? UZMANLAR BİLİYOR"


     

    Çocuklara 'nasıl sevişilir?' eğitimi vermeyeceklerinin altını çizen Dr. Eren, "Cinsellik eğitimi deyince insanlar neden kaygılanır? Çocuklara cinsellik nasıl anlatılır? 100 yıldır bilimsel olarak ortaya konmuştur. 5 yaşındaki, 8 yaşındaki veya 13 yaşındaki çocuğa cinsellik nasıl anlatılır? Bunu uzmanlar biliyor, merak etmeyin, korkmayın" dedi.


     

     



  • Şu anki ağrılarınızın sebebi çocukluk travmaları olabilir

    İSTANBUL, (DHA) - FİBROMİYALJİ (FM), yaygın kas-iskelet sistemi ağrısı, uyku bozukluğu ve yorgunluğun çoğu kez birlikte bulunduğu kronik bir ağrı sendromudur.

    Konuya ilişkin bilgilendirmede bulunan İstanbul Gelişim Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Görevlisi Fizyoterapist Çağıl Ertürk, "Merkezi sinir sistemi çocukluk çağında hızla gelişir ve yaşamda karşılaşılan çeşitli uyaranlara ve strese cevap vermek üzere koşullandırılır. Çevresel uyaranların bir çeşidi ile karşılaşıldığında, her bir uyarana cevap olarak beynin hücreleri arasında yeni yollar oluşur. Örneğin, bir ebeveynin çocuğu ile kucaklaşması gibi keyifli bir deneyim, iki taraf için de beyinin bu uyaranlara hoş bir şekilde yanıt vermesini öğreten yollar oluşturur. Benzer şekilde korkutucu bir deneyim, korkuyla tepki veren yollar yaratacaktır. Uyarana cevap olarak yeni yollar yaratma süreci, nöroplastisite olarak adlandırılır. Yaşlandıkça, nöroplastisite azalır, bu da yeni yollar geliştirmenin ve beynimizin uyaranlara tepkilerini ayarlamanın daha zor olduğu anlamına gelir" diye konuştu.

    "ÇOCUKLAR NÖROPLASTİSİTEYE SAHİP OLMA KONUSUNDA AVANTAJA SAHİP"

    Çocukların yüksek derecede nöroplastisiteye sahip olma konusunda ayrı bir avantaja sahip olduğunu belirten Fizyoterapist Ertürk, "Bu da gelişmekte olan beyine, pozitif yolların oluşmasını sağlamak için anlamlı uyaranların verilmesinin önemini vurgular. Bir çocuğun stres tepkileri, normal, kısa süreli stres varlığında, stres tepkileri destekleyici ilişkiler ve sistemler vasıtasıyla uygun aktive edilir. Bu şekilde, beyinde pozitif yollar gelişir ve sinir sistemine yaşamın normal stres faktörlerine nasıl uygun bir şekilde karşılık vereceği konusunda eğitim verilir. Beyin çeşitli streslerle karşılaştıkça, giderek artan stresli koşulların normal biyolojik tepkiler ile deneyimlenebilmesi için sağlıklı bir esneklik oluşur" ifadelerini kullandı.

    "Destekleyici ilişkilerin yokluğunda veya aşırı uzun süredir devam eden stresörlerin varlığında, stres cevabı uygunsuz bir şekilde aktive olur ve beynin ve nörolojik sistemin gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir" diyerek sözlerine devam eden Fizyoterapist Ertürk, "Beynin korku, endişe ve dürtüsel tepkilerden sorumlu bölgeleri aktif hale geldikçe, beynin bu bölgelerini desteklemek için nöral yollar gelişir. Daha sonra, akıl yürütme, planlama ve davranışsal kontrolden sorumlu beyin bölgeleri, korku, endişe, panik atak ve depresyon gibi olumsuz duygulara yönelmeye yol açarak olumlu yollardan yoksun olabilir" açıklamasında bulundu.

    "STRES YORGUNLUK SENDROMU VE FİBROMİYALJİ OLARAK ORTAYA ÇIKABİLİR"

    İnsan beyninin strese karşı yanıtının nörolojik sistemi ve çeşitli endokrin bezleri ve hormonları etkileyen, sağlık üzerindeki geniş etkisini açıklayan olaylar dizisini ortaya çıkardığını belirten Fizyoterapist Ertürk şunları söyledi:

    "Stres cevabı, uyaranları yaşayan nöronlar ile başlar, uyaranları mesajlara dönüştürür ve bu mesajları, yorumlama ve yanıt için beynin çeşitli bölgelerine giden yollar boyunca iletir. Bu aktiviteler sırasında, nörotransmitterler olarak bilinen beyin kimyasallarının üretimi tetiklenir. Nörotransmitterler, beynin diğer bölgelerine ve diğer organlara mesajlar ileten kimyasal maddelerdir. Bu kimyasallar, daha sonra kortizol ve epinefrin gibi hormonlar üreten adrenal bezlerle iletişim kurarlar. Bu hormonlar, travmatik veya tehlikeli stres faktörlerine verilen geleneksel 'savaş ya da kaç' yanıtından sorumludur. Stres cevabı çocukluk döneminde aktif hale geldiğinde, yaygın hale gelir ve yetişkinlikte dengeyi sağlamakta güçlük çekerek kişide  kronik yorgunluk sendromu ve fibromiyalji olarak ortaya çıkabilir."

    "TERAPİST HASTA İLİŞKİSİNDE GÜVEN ÖNEMLİ"

    "Halen, fibromiyalji ve kronik yorgunluk sendromu gibi kronik ağrı-yorgunluk ilişkisinin nedenleri tam bilinmemektedir" diyen Fizyoterapist Ertürk şu noktaların altını çizdi:

    "Yirmi yıllık araştırma geçmişine bakıldığında, bu koşulları başlatmak için önemli risk faktörleri olarak erken çocukluk travma unsurlarına güçlü bir şekilde işaret etmiştir. Travmatik strese maruz kalan her çocuk duygusal ve fiziksel sağlık ‘felaketleri’ yaşamayacak olsa da, araştırmalar travmatik olaylara ve uzun süreli strese maruz kalan çocukların işlevsel olarak zayıflatıcı somatik koşullara 2.7 kat daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu bilgi ışığında Fibromiyalji, kronik yorgunluk sendromu, kronik ağrı, irritabl bağırsak sendromu gibi sağlık sorunlarının nedenleri belirlenebilir. Bunlara ek olarak, Bu durumlar genellikle anksiyete ve depresyon gibi psikiyatrik durumlarla birlikte bulunur.

     Fonksiyonel somatik koşulların, duygusal ve psikiyatrik sorunların artan prevalansı göz önünde bulundurulduğunda, bu durumların gelişiminde çocukluk deneyimlerinin etkisini göz önünde bulundurmak önemlidir. Sağlık merkezlerinde fibromiyalji ile bizlere başvuran kişilerin geçmişte yaşadığı travmaları üzerinde durmak, sağlığın ve iyileşmenin desteklenmesinde her zaman sanıldığı kadar kolay değildir ve kişiye karşı doğru şekilde yaklaşılmadığında terapist hasta ilişkisi tehlikeye düşebilir. Bunun için aradaki güven ilişkisi, samimiyet ve içtenlik çok önemlidir."

    "KİŞİYİ BÜTÜNÜYLE ELE ALMAK GEREKLİ"

    Fizyoterapist Ertürk sözlerini şu şekilde tamamladı:

    "Günümüzde, fizyoterapi kliniklerinde alınan fibromiyalji vakalarının tedavisinde yoğun olarak semptomatik tedaviler yapıldığı görülmektedir. Bunun sonucunda da çoğunlukla tedavinin etkisi kısa süreli olmaktadır. Bu sebeple bizlere başvuran kişilere ‘holistik’ bakmak, kişiyi geçmişten bugüne bütünüyle ele alarak tıpkı bir matematik problemi gibi çözmeye çalışmak çok önemlidir. Bu, belki de kişiyi önemsediğimizi hissettirerek sorulan tek bir soruyla, belki de terapist tarafından daha kapsamlı olarak yapılan beyin jimnastiği ile sorunun kökenine inilerek mümkün olmaktadır. Sonuç olarak, geçmişteki travmaların sağlık üzerindeki etkisini anlamak, fibromiyalji gibi zor sağlık koşullarını uygun bir şekilde tanımlayabilmeye yardımcı olur. Gelecek nesilleri çocukluk çağı travma ve streslerin zayıflatıcı etkilerinden korumak amacıyla anlamak da önemlidir diyorum."



  • Başkan Demircan: Dönüşüm projesiyle Okmeydanı’na yeniden yaşam veriyoruz

    İSTANBUL,(DHA) - Yapımına başlanan Okmeydanı Dönüşüm Projesi kapsamında 2950 nolu adada bulunan hak sahipleriyle bir araya gelen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, “Mevcut Okmeydanı’nda otopark yok, yeşil alan yok, donatı yok, kısacası yaşam yok. Bu haliyle Okmeydanı bir yokluklar yeridir. Dönüşüm Projesi ile Okmeydanı’na yeniden yaşam veriyoruz” dedi.

    Arazi yapısı ve hak sahiplerinin sayısı itibariyle Türkiye'nin en büyük dönüşüm projesi olan Okmeydanı Kentsel Dönüşüm Projesinde çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Piyalepaşa Mahallesi'nden yapımına başlanılan projede bir yandan inşaat çalışmaları devam ederken, bir yandan da uzlaşma çalışmaları sürüyor.

    Fetihtepe, Kaptanpaşa, Keçecipiri, Piripaşa, Piyalepaşa ve Kulaksız olmak üzere altı mahalleyi kapsayan dönüşüm projesi için bölgede faaliyet gösteren 60 ayrı STK da 'Okmeydanı Dönüşüm Projesi Uzlaşma Görüşmeleri' adı altında toplantılar düzenlenmeye başlandı. Hak sahiplerinin doğru bir şekilde bilgilendirilmesinin amaçlandığı toplantılara Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan da katılarak vatandaşların projeyle ilgili sorularını cevaplandırıyor.

    “BU HALİYLE OKMEYDANI BİR YOKLUKLAR YERİDİR”

    Uzlaşma toplantıları kapsamında son olarak 2950’nolu adada bulunan hak sahipleri bir araya gelen Ahmet Misbah Demircan, “Okmeydanı’nın tamamı 1 milyon 576 bin metrekare. Bunun 6 bin 139 metrekaresi yeşil alan, 36 bin 370 metrekaresi okul, spor, sağlık, dini ve idari alanlar, 230 bin metrekaresi mezarlık, 500 bin metrekaresi yol, geri kalan alan ise 800 bin metrekare binalardan oluşuyor. Buradaki yapılar depreme dayanıklı olmayan yapılardır. 5 bin 553 bina, 24 bin 278 bağımsız birimin toplam büyüklüğü 2 milyon 350 bin metrekare. Mevcut Okmeydanı’nda otopark yok, yeşil alan yok, donatı yok, kısacası yaşam yok. Bu haliyle Okmeydanı bir yokluklar yeridir” dedi.

    “DÖNÜŞÜMLE BİRLİKTE OKMEYDANI’NA YAŞAM VERİYORUZ”

    Başkan Demircan, “Peki Okmeydanı’nda biz ne yapıyoruz. Mevcut 2 milyon 350 bin metrekare olan binaları yeniden inşa ediyoruz, üstelik altını otopark yaparak binaların oturduğu alanları 800 bin metrekare’den 204 bin 553 metrekare’ye düşürüyoruz. 6 bin 139 metrekare olan yeşil alanı 674 bin 691 metrekare’ye çıkararak yeni yeşil alanlar yapıyor, Okmeydanı’na yeniden yaşam veriyoruz. 3 olan okul 10’a; 4 olan park alanı 31’e; 2 olan sağlık alanı 4’e; 6 olan dini tesis 10’a çıkacak. Ayrıca; 7 adet sosyal tesis, 2 adet spor tesisi yapılacak. 232 bin metrekare 14 sit alanı park olarak korunacak” şeklinde konuştu.



  • İSTEK’li öğrenciler Dünya İyilik Günü’nde iyilik yaptı

    İSTANBUL, (DHA) - İSTEK Belde Okulları öğrencileri Dünya İyilik Günü’ne özel iki etkinlik düzenledi. İlk olarak Üsküdar iskelesinde simit dağıtıp şarkı söyleyen öğrenciler ardından hayvan barınağına giderek sahipsiz hayvanları besledi.

    İSTEK Belde Okulları öğrencileri, Dünya İyilik Günü kapsamında 13 Kasım Salı günü sabah insanların işe gittiği saatlerde Üsküdar iskelesinde simit dağıtıp şarkı söyledi. Konuyla ilgili konuşan İSTEK Belde Okulları Kampüs Müdürü Serap Parmaksızoğlu, “1955'ten beri varolan Dünya İyilik Günü'nü, İSTEK Belde Lisesi öğrencilerinin zaten içlerinde varolan iyilik duygusunun pekiştirilmesi açısından çok başarılı buluyorum. Bunu gelenekselleştirmeye çalışıyoruz. Bu duygunun telaşı, heyecanı bir hafta öncesinden başlıyor ve gününde taçlandırmaya çalışıyoruz” dedi.

    Etkinliğe katılan öğrencilerden Begüm Korkut ise “İnsanlar sabah telaşındayken onlara simit ikramında bulunmak ve koşuşturmaları içinde yüzlerine bir tebessüm katabilmek büyük mutluluk ve gururdu” derken, Bahar Urun “Dünya İyilik Gününde 'Askıda Simit Belde'de İyilik Var' projemiz geleneksel duyarlılığımızla çok örtüştü” diye konuştu.

    “ÖĞRENCİLERİMİZLE GURUR DUYUYORUZ”

    Projeyi yürüten Yabancı Diller Bölüm Başkanı Asiye Gülgün Özcan da, “Öğrencilerimiz nezaket,saygı,sevgi,sorumluluk ve paylaşma değerlerimiz adına fark yarattılar. Onlarla gurur duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

    Günün devamında Ataşehir hayvan barınağına giden öğrenciler, daha önceden topladıkları mamaları barınağa bıraktı ve sahipsiz hayvanlarla vakit geçirdi.



  • (Görüntülü) Mektebim Okulları'nda yönetim değişikliği

    Merve DUNDAR - Özgür KUMANOVALI / İSTANBUL, (DHA)- Ümit Kalko tarafından kurulan ve 6 yıl önce eğitim hayatına merhaba diyen Mektebim Okulları'nda yönetimin yüzde 55'lik hissesi Sancak Group'a geçti. Daha önce hisselerin yüzde 30'una sahip olan Sancak Group, Ümit Kalko'ya ait yüzde 30'luk hissenin yüzde 25'ini alarak Mektebim'in toplam yüzde 55 hissesine sahip oldu. Kalan yüzde 5 hisse de Mektebim tarafından alındı. Bu değişiklikle beraber Mektebim Okulları'nın yeni Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Sancak oldu. 


     

    Mektebim Okulları'nın 3 ortağından biri olan Sancak Group değişiklikle ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Mektebim Okulları'nda daha önce yüzde 30 hisseye sahip olduklarını söyleyen Mektebim Okulları Yönetim Kurulu Üyesi Haydar Sancak, "Ümit Bey'e (Kalko) ait yüzde 30 hisse bulunuyordu. Bunların yüzde 25'ini de şuanda biz aldık ve toplamda hisse payımız yüzde 55'e yükseldi. Ümit Bey’in yüzde 5'lik hissesi ise Mektebim Şirketi tarafından alındı. Mektebim'in kurucu ortağı olan Ümit Bey'in burada artık hissesi kalmadı. 5 ay önce ayrılık gerçekleşmişti ancak kendisi kurucu ortak olduğu için yönetimde yer almaya devam ediyordu. 1 Kasım 2018 itibariyle yönetim kurulundan da ayrıldı. Yeni Yönetim Kurulu Başkanımız Fuat Sancak oldu" dedi.


     

    "KURUMSAL BİR YAPI OLUŞTURDUK"


     

    2 yıl önce Mektebim Okulları'na ortak olduklarında kurumu bir aile şirketi olmaktan çıkarıp kurumsal hale getirmek istediklerini söyleyen Sancak, "Ortaklarımız da bu durumu onayladı ve 2 senedir kurumsallaşma çalışmalarımız başarılı bir şekilde sürüyor. Artık burası bir aile şirketi değil. Önümüzdeki günlerde sermaye yapısı ne kadar değişirse değişsin bu eğitim kurumu bu durumdan etkilenmeyecek. Çünkü biz tüm yetkileri kampüs müdürlerimize verdik, onlar kendi bütçelerini oluşturabiliyorlar. Geleceğe yatırım için daha güçlü bir hale geldik" diye konuştu.


     

    "İHTİYAÇ OLAN HER YERDE OKULLARIMIZI AÇMAYI SÜRDÜRECEĞİZ"


     

    Yeni kampüs yatırımlarına devam edeceklerini ifade eden Sancak, "Bir komitemiz var. Bu komite illerde nüfus, gelir ve öğrenci araştırması yapıyor. Hangi iller uygun görülürse ve ihtiyaç olduğu belirlenirse oralarda yeni okul açmaya devam edeceğiz" dedi ve ekledi: "Henüz tarih vermemiz mümkün değil ama hedeflerimiz arasında bir üniversite kurmak da var."


     

    "YABANCI SERMAYEYE DAHA FAZLA MÜSAADE EDİLMELİ"


     

    Eğitim alanında çalışmalarına devam ederken devletten de bazı konularda destek istediklerini dile getiren Sancak, "Eğitimde milli ve yerli olmak elbette önemli. Ama en azından yabancı sermayenin gelebilmesi için yüzde 30-40 oranında yabancı sermayeye müsaade edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yönetim onlarda olmayacak şekilde yüzde 30-40'lık yabancı sermaye girişinin önü açılabilir" dedi.


     

    "YURTDIŞI YATIRIMLARINA HIZ VERECEĞİZ"


     

    Hiçbir değişikliğin kendilerini yollarından alıkoymayacağını belirten Mektebim Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Sancak, "En yakın zamanda bir üniversite kurma hedefimiz var. Yurtdışı ile ilgili de hayallerimiz vardı. Bu konuda da çalışmalarımız devam ediyor. Kısa bir zaman sonra uluslararası bir firmayla görüşmelerimiz sonuca ulaşacak. 15 Temmuz'un ardından yurtdışında oluşan boşluğu doldurmak adına yatırımlarımıza hız vereceğiz. Yurtiçindeki okullara baktığımızda ise kontenjanların yarısının boş olduğunu görüyoruz. Bence ihtiyaç duyulduğu takdirde okulların açılması gerekir. Yoksa çok sağlıklı bir yapı olmuyor. Bu anlamda yurtiçindeki yatırımlarımızda planlamalarla ilerleyeceğiz. İhtiyaç duyulan yerlerde okul açacağız, gerek yoksa sadece rekabet olsun diye bu yatırımları yapmanın hiçbir anlamı yok" diye konuştu.


     

    "TÜRKİYE'DE İLK KEZ ONLİNE ORTAMDA ÇİFT DİPLOMA VERİYORUZ"


     

    Mektebim Okulları'nın mevcut durumu hakkında bilgi veren Mektebim Okulları CEO Vekili Banu Gürün,şu anda 28 ilde, 65 kampüs, 204 okul ve 35 bin öğrenci ile hizmet verdiklerini dile getirerek şunları söyledi:


     

    "Öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz ve velilerimiz bizim için köşe taşlarımız. Her bir kampüs kendi içinde bir aile ortamında yaşıyor. Velilerimiz yaptığımız işin önemli bir parçası ve bundan sonraki vizyonumuzda daha fazla bizimle beraber olacaklar. Öğretmenlerimiz en önemli çözüm ortaklarımız. Günlük hayatımızda eğitim ve öğretim faaliyetlerinin içinde ve dışında öğretmenlerimiz, hem öğrencilerimizi hem yönetimimizi desteklemeye devam ediyorlar.Türkiye'de ilk kez onlineortamda çift diploma faaliyetini yapan Mektebim Okulları. Şu anda bizim lisedeki bir öğrencimiz aynı zamanda Amerika'daki bir liseden de mezun olmuş olabiliyor. Öğrencilerimize böyle bir eğitim fırsatı sunuyoruz. Bu yılki hedeflerimiz arasında bu alanlarımızı daha fazla güçlendirmek var." dedi



  • Halil Sezai Trump Cadde’de sahne alacak

    İSTANBUL, (DHA) - FARKLI tarzı ve güçlü yorumuyla Halil Sezai, 17 Kasım Cumartesi akşamı saat 19.00’da Trump Cadde’de sahne alacak.

    Geniş hayran kitlesine sahip olan yorumcu ve besteci Halil Sezai, 17 Kasım Cumartesi akşamı Trump Cadde sahnesinde hayranlarıyla buluşacak. Sezai, saat 19.00’da başlayacak konserde birbirinden güzel şarkılarını Trump Cadde ziyaretçileri için söyleyecek.

    Trump Alışveriş Merkezi’nin terasında yer alan Trump Cadde’de gerçekleşecek
    konsere katılım ücretsiz olacak.



  • Mektebim Okulları'nda yönetim değişikliği

    Merve DUNDAR - Özgür KUMANOVALI / İSTANBUL, (DHA)- Ümit Kalko tarafından kurulan ve 6 yıl önce eğitim hayatına merhaba diyen Mektebim Okulları'nda yönetimin yüzde 55'lik hissesi Sancak Group'a geçti. Daha önce hisselerin yüzde 30'una sahip olan Sancak Group, Ümit Kalko'ya ait yüzde 30'luk hissenin yüzde 25'ini alarak Mektebim'in toplam yüzde 55 hissesine sahip oldu. Kalan yüzde 5 hisse de Mektebim tarafından alındı. Bu değişiklikle beraber Mektebim Okulları'nın yeni Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Sancak oldu. 

    Mektebim Okulları'nın 3 ortağından biri olan Sancak Group değişiklikle ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Mektebim Okulları'nda daha önce yüzde 30 hisseye sahip olduklarını söyleyen Mektebim Okulları Yönetim Kurulu Üyesi Haydar Sancak, "Ümit Bey'e (Kalko) ait yüzde 30 hisse bulunuyordu. Bunların yüzde 25'ini de şuanda biz aldık ve toplamda hisse payımız yüzde 55'e yükseldi. Ümit Bey’in yüzde 5'lik hissesi ise Mektebim Şirketi tarafından alındı. Mektebim'in kurucu ortağı olan Ümit Bey'in burada artık hissesi kalmadı. 5 ay önce ayrılık gerçekleşmişti ancak kendisi kurucu ortak olduğu için yönetimde yer almaya devam ediyordu. 1 Kasım 2018 itibariyle yönetim kurulundan da ayrıldı. Yeni Yönetim Kurulu Başkanımız Fuat Sancak oldu" dedi.

    "KURUMSAL BİR YAPI OLUŞTURDUK"

    2 yıl önce Mektebim Okulları'na ortak olduklarında kurumu bir aile şirketi olmaktan çıkarıp kurumsal hale getirmek istediklerini söyleyen Sancak, "Ortaklarımız da bu durumu onayladı ve 2 senedir kurumsallaşma çalışmalarımız başarılı bir şekilde sürüyor. Artık burası bir aile şirketi değil. Önümüzdeki günlerde sermaye yapısı ne kadar değişirse değişsin bu eğitim kurumu bu durumdan etkilenmeyecek. Çünkü biz tüm yetkileri kampüs müdürlerimize verdik, onlar kendi bütçelerini oluşturabiliyorlar. Geleceğe yatırım için daha güçlü bir hale geldik" diye konuştu.

    "İHTİYAÇ OLAN HER YERDE OKULLARIMIZI AÇMAYI SÜRDÜRECEĞİZ"

    Yeni kampüs yatırımlarına devam edeceklerini ifade eden Sancak, "Bir komitemiz var. Bu komite illerde nüfus, gelir ve öğrenci araştırması yapıyor. Hangi iller uygun görülürse ve ihtiyaç olduğu belirlenirse oralarda yeni okul açmaya devam edeceğiz" dedi ve ekledi: "Henüz tarih vermemiz mümkün değil ama hedeflerimiz arasında bir üniversite kurmak da var."

    "YABANCI SERMAYEYE DAHA FAZLA MÜSAADE EDİLMELİ"

    Eğitim alanında çalışmalarına devam ederken devletten de bazı konularda destek istediklerini dile getiren Sancak, "Eğitimde milli ve yerli olmak elbette önemli. Ama en azından yabancı sermayenin gelebilmesi için yüzde 30-40 oranında yabancı sermayeye müsaade edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yönetim onlarda olmayacak şekilde yüzde 30-40'lık yabancı sermaye girişinin önü açılabilir" dedi.

    "YURTDIŞI YATIRIMLARINA HIZ VERECEĞİZ"

    Hiçbir değişikliğin kendilerini yollarından alıkoymayacağını belirten Mektebim Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Sancak, "En yakın zamanda bir üniversite kurma hedefimiz var. Yurtdışı ile ilgili de hayallerimiz vardı. Bu konuda da çalışmalarımız devam ediyor. Kısa bir zaman sonra uluslararası bir firmayla görüşmelerimiz sonuca ulaşacak. 15 Temmuz'un ardından yurtdışında oluşan boşluğu doldurmak adına yatırımlarımıza hız vereceğiz. Yurtiçindeki okullara baktığımızda ise kontenjanların yarısının boş olduğunu görüyoruz. Bence ihtiyaç duyulduğu takdirde okulların açılması gerekir. Yoksa çok sağlıklı bir yapı olmuyor. Bu anlamda yurtiçindeki yatırımlarımızda planlamalarla ilerleyeceğiz. İhtiyaç duyulan yerlerde okul açacağız, gerek yoksa sadece rekabet olsun diye bu yatırımları yapmanın hiçbir anlamı yok" diye konuştu.

    "TÜRKİYE'DE İLK KEZ ONLİNE ORTAMDA ÇİFT DİPLOMA VERİYORUZ"

    Mektebim Okulları'nın mevcut durumu hakkında bilgi veren Mektebim Okulları CEO Vekili Banu Gürün,şu anda 28 ilde, 65 kampüs, 204 okul ve 35 bin öğrenci ile hizmet verdiklerini dile getirerek şunları söyledi:

    "Öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz ve velilerimiz bizim için köşe taşlarımız. Her bir kampüs kendi içinde bir aile ortamında yaşıyor. Velilerimiz yaptığımız işin önemli bir parçası ve bundan sonraki vizyonumuzda daha fazla bizimle beraber olacaklar. Öğretmenlerimiz en önemli çözüm ortaklarımız. Günlük hayatımızda eğitim ve öğretim faaliyetlerinin içinde ve dışında öğretmenlerimiz, hem öğrencilerimizi hem yönetimimizi desteklemeye devam ediyorlar.Türkiye'de ilk kez onlineortamda çift diploma faaliyetini yapan Mektebim Okulları. Şu anda bizim lisedeki bir öğrencimiz aynı zamanda Amerika'daki bir liseden de mezun olmuş olabiliyor. Öğrencilerimize böyle bir eğitim fırsatı sunuyoruz. Bu yılki hedeflerimiz arasında bu alanlarımızı daha fazla güçlendirmek var." dedi



  • ‘Pera Sanat Heykel Sergisi’ Trump Art Gallery’de

    İSTANBUL, (DHA) - ANTİK Yunan sanatının ikonik örneklerinin, modern dönem simgeleriyle bir araya geldiği heykel sergisi 30 Kasım’a kadar Trump Art Gallery’de (TAG) sanatseverlerle buluşacak.

    Pera Sanat Heykel Sergisi, Antik Yunan Çağı heykel sanatının ikonik örneklerini, bugünün simgeleriyle bir araya getirerek geçmiş ile geleceği aynı formda buluşturuyor. Güzellik anlayışının çağlar boyunca uğradığı dönüşümün, heykel sanatı ile ifade edildiği sergide, klasik sanata mizah öğesinin katılması da dikkat çekiyor.

    Antik dönemle modern dünyanın simgelerini bir arada kullandığı çarpıcı heykeller, 30 Kasım’a kadar Trump Alışveriş Merkezi B3 katında bulunan Trump Art Gallery’de sergilenecek.



  • Hüseyin Yücel'den "Bilgisayar ve Yazılım Olimpiyatları"na tam destek

    İSTANBUL, (DHA)- Teknoloji ile iç içe bir yaşam sürdüren öğrencilerin yazılım, kodlama gibi alanlardaki yeteneklerini ortaya çıkarmayı hedefleyen  "Bilgisayar ve Yazılım Olimpiyatları"na Bahçeşehir Koleji İcra Kurulu Başkanı Hüseyin Yücel'den tam destek geldi. 

    Bahçeşehir Koleji Atakent Tema  Kampüsünde öğrencilerle bir araya gelen Hüseyin Yücel gençlerin merak ettikleri tüm soruları yanıtladı. Bahçeşehir Koleji tarafından hayata geçirilmeye hazırlanılan "Bilgisayar ve Yazılım Olimpiyatları" ile ilgili olarak öğrencilere tam destek sözü veren Yücel, "Bence bu işin içine Bahçeşehir Üniversitesi'ni de sokalım. Sadece İstanbul veya Türkiye ile de sınırlı kalmayalım. Bu yarışmayı uluslararası boyutlara taşıyalım. İlk sene belki çok katılım olmayabilir. Ama Bahçeşehir Üniversitesi'nin Berlin'de, Washington'da kampüsleri var.  Oralardan da katılım sağlayıp organizasyonu kamuoyunda daha fazla yer alır hale getirebiliriz" diye konuştu.

    YÜCEL'DEN, BASKETBOL TAKIMINA "DESTEK" ÇAĞRISI

    Yücel, Özel eğitim sisteminin Türkiye'de, Avrupa ve Amerika'ya göre oldukça ilerlemiş seviyede olduğunun altını çizdi ve bu yıl Tahincioğlu Basketbol Süper Ligi'ne yükselen Bahçeşehir Koleji Basketbol Takımı için öğrencilerden destek isteyerek, öğrencilerin e-spor alanına da yönelmeleri konusunda tavsiyede bulundu.

    YARIŞMA ONAY ALIRSA 2019'UN OCAK AYINDA DÜZENLENECEK 

    Düzenlemeyi planladıkları "Bilgisayar ve Yazılım Olimpiyatları" hakkında bilgi veren Bahçeşehir Koleji Atakent Tema  Kampüsü Müdürü Timothy Timur, "Ülkemizde ve Avrupa'da çok yapılmayan bir organizasyon. Biz de buna ev sahipliği yapmak istiyoruz. Şu anda her şey hazır, genel müdürlüğümüz de olaya çok sıcak baktı. İcra Kurulu Başkanımızın onayı ve ardından Milli Eğitim Bakanlığı'na gidecek olan projemiz onay alırsa 2019'un Ocak ayında bu yarışmayı yapmayı planlıyoruz. Asıl hedefimiz ise bu işin uluslararası ayağını gerçekleştirmek.  Biz bunu yapacak kapasiteye sahibiz" dedi.

    1 OKUL EN FAZLA 2 TAKIMLA YARIŞMADA YER ALABİLECEK

     Birçok okulda yer alan bilgisayar olimpiyat takımlarını bir araya getirmek istediklerini ifade eden Timur, "Tüm takımlar bu yarışma kapsamında bir araya gelsin istiyoruz. Ancak şöyle bir ayrıntı olacak. Değerlendirme kısmına geldiğimizde bizim okulumuzun  takımları etik açıdan olaya baktığımız için değerlendirme dışında tutulacak. Ödül alacak 2-3 takımı da uluslararası yarışma tarafına davet edeceğiz. Bir okul en fazla 2 takımla yarışmaya katılabilecek. Takımlar içinde ise en fazla 8-10 öğrenci olacak. Okul müdürlüklerinin yazılı onaylarıyla yarışmaya katılım sağlanabilecek. Katılımcı sayısıyla ilgili bir sınırlama ise getirmeyeceğiz. Çünkü burada herkesi ağırlayacak ortam ve laboratuvarımız var" diye konuştu.

    "YARIŞMALAR ÇOCUKLARA VİZYON YÜKLER"

    Okullarında işin teorik kısmını verdiklerini, uygulama da yaptırdıklarını dile getiren Timur "Anaokulundan üniversiteye kadar kodlama diyoruz ama yarışmalar çocuklara vizyon yükler , hedef gösterir. O yüzden buna hazırlanabilmeleri adına da mutlaka bu emeklerinin değerlendirilmesi lazım. Çocuklarımız bir yarışma olmazsa, kendilerini test etmezse çalışmanın da bir amacı olmaz" dedi.