MEDYAJANS
23. 01. 2020
DHA SON DAKİKA HABERLERİ
DHA RSS Video Foto
  • Sancaktepe'de, kap-kaçıyı belediye personeli kadın durdurdu

    İSTANBUL, (DHA)- Sancaktepe Belediyesi personeli Nejla Altundaş, inşaat işiyle uğraşan Orhan Tan (64) isimli vatandaşın otobüs durağında parasını çalmaya çalışan kap-kaçıyı etkisiz hale getirdi. Nejla Altuntaş sayesinde 16 bin lirasını çalıdırmaktan kurtulan  Orhan Tan, “Öncelikle sorumlu bir vatandaş bilinciyle hareket ederek paramın çalınmasına engel olan Nejla kardeşime ve başkanım Şeyma Döğücü ‘ye teşekkür ederim” dedi.

    Geçtiğimiz salı günü Çekmeköy’de  otobüs durağında akşak saatlerinde gerçekleşen kapkaç olayında  Orhan Tan isimli vatandaş üzerinde bulunan 16.000 TL parayı; bir süredir kendisini takip eden kap-kaçıya kaptırdı. Olay anında durakta otobüs bekleyen Sancaktepe Belediyesi Personeli Nejla Altundaş ise durumu fark edip duraktan kaçmaya çalışan hırsıza müdahale ederek yere düşürdü ve etkisiz hale getirdi. Hırsız korkudan parayı bırakıp kaçarken, 16.000 lirayı geri alan genç kadın parayı sahibi Orhan Tan’a verdi.

    Sancaktepe ’de inşaat işleriyle uğraşan ve Belediye’ye gelen Orhan Tan parasını hırsızlardan kurtaran Nejla Altundaş’ın Sancaktepe Belediyesi’nde çalıştığını öğrenerek, konu ile alakalı Sancaktepe Belediye Başkanı Av. Şeyma Döğücü ’ye mektup yazarak görüşme talebinde bulundu. Talebin ardından gerçekleşen görüşmede Sancaktepe Belediye Başkanı Av. Şeyma Döğücü ‘ye ve Belediye Personeli Nejla Altundaş’a teşekkür eden Orhan Tan “Öncelikle Belediye’de görev yapan ve sorumlu bir vatandaş bilinciyle hareket ederek paramın çalınmasına engel olan Nejla kardeşime ve başkanım Şeyma Döğücü ‘ye teşekkür ederim. Başkanımın seçim öncesi söylediği ‘Canla, Başla’ sözü o gün tecelli etti” şeklinde konuştu.

    Sancaktepe Belediye Başkanı Av. Şeyma Döğücü ise makamında kabul ettiği Orhan Tan’a ve personel Nejla Altundaş’a teşekkürlerini sunarak “Belediyecilik gönül işi, Belediyecilik hayatın her alanında vatandaşa karşı sorumluluk içinde olunması gereken bir iş. Nejla kardeşimiz yaptığı işin sorumluluğu içinde Orhan Bey’e yardımcı oldu ve onu çok zor bir durumda kalmaktan kurtardı. Bu işin belediyemiz bünyesinde çalışan bir kadın tarafından yapılması ise bizim için ayrı bir gurur kaynağı oldu. Nejla kardeşime huzurlarınızda teşekkürlerimi sunarım. Belediye Başkanı olarak kendini riske atarak yapmış olduğu insani davranıştan ötürü tebrik ederim” şeklinde sözlerini tamamladı.

    Parasını kurtaran 64 yaşındaki Orhan Tan'ın kaçan hırsız için emniyete şikayet etmediği belirtildi.



  • Çocuklar yarıyıl etkinlikleri ile doyasıya eğleniyor

    İstanbul (DHA)- Okulların ara tatile girmesi nedeniyle Ümraniye Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü tarafından düzenlenen yarıyıl etkinlikleri çocuklardan yoğun ilgi gördü. Keyifli bir tatil geçirmek için  isteyen çocuklar, Ümraniye Belediyesi’nin düzenlediği etkinliklerde sinema ve tiyatro izleyerek keyifli zaman geçiriyor. 

    O etkinliklerden birinin düzenlediği Cemil Meriç Gençlik Kültür ve Eğitim Merkezi’ne gelen çocuklar bugün ‘Büyük Peynir Yarışı’ isimli animasyon filmini izledi. Filmi izlerken keyifli bir zaman geçiren çocuklar yine aynı kültür merkezinde sahnelenen ‘Sokağın Mutlu Sakinleri’ isimli tiyatro oyununu izledi. 

    Kültür merkezindeki etkinliklere katılan çocuklar, “Çok eğleniyorum. Programları da çok beğendim. Belediye Başkanımıza bu etkinliklerden dolayı teşekkür ediyorum. Tatil çok güzel geçiyor. Kafamızı dağıtıyoruz ve evde boş boş oturmuyoruz. Bizim için eğlenceli bir tatil oldu” dedi.

    Çocuklar bugün Cemil Meriç Gençlik Kültür ve Eğitim Merkezi’ndeki etkinliklerin yanı sıra Necip Fazıl Kültür Merkezi’nde ‘Yarını Akıl Yapar’, Mehmet Akif Kültür ve Eğitim Merkezi’nde ‘Birlikte Güzeliz”, Prof. Dr. Necmettin Erbakan Kültür Merkezi’nde ise ‘Alibaba ve Kırk Haramiler’ isimli tiyatro oyununu izleyerek keyifli bir gün geçirdi.



  • Balkanlardaki Göç ve Mübadelenin etkileri konuşuldu

    İSTANBUL, (DHA)- Tarihsel Sürecinde Balkanlarda Göç ve Mübadelenin Günümüze Etkileri, İstanbul Rumeli Üniversitesi’nde düzenlenen çalıştayda konuşuldu. Çalıştayda, Türkiye’nin yaşadığı göç problemlerini aşmasında Mübadele deneyimlerinin yol gösterici olduğu vurgulandı.

    İstanbul Rumeli Üniversitesi Küresel Politikalar Araştırma ve Uygulama Merkezi (RUPAM) ile Balkan Göçleri ve Mübadele konusunda araştırmalar gerçekleştiren Rumeli Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi'nce (RUBASAM); yapılan çalıştayda 'Tarihsel Sürecinde Balkanlarda Göç ve Mübadelenin Günümüze Etkileri',  'Balkan Göçleri ve Mübadele, Göç Yönetimi Deneyimi konuşuldu. 

     İstanbul Rumeli Üniversitesi Haliç Yerleşkesi'ndeki tarihi mekânda gerçekleştirilen çalıştayın açılış konuşmasını yapan üniversitenin rektörü Prof. Dr. Tamer Dodurka, göç olgusunun acı deneyimler olduğunu, tüm insanlığın bu acıların tekrar yaşanmaması için iyi göç yönetim modelleri geliştirmesinin gerektiğini belirterek, “Bu çalıştay, göç yönetimi konusunda çalışmalar yapan araştırma merkezimiz RUPAM ile alanında önemli çalışmalar yapan RUBASAM’ın Mübadele üzerinden göç yönetimi deneyimlerimizi aktarmasını sağlayacaktır” dedi.

    Çalıştayın “Rumeli Göçleri, Mübadele ve Göç Deneyimleri” başlıklı birinci panel toplantısının moderatörlüğünü Yapan RUPAM Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Süleyman Özmen, Mübadelenin, Türklerin tarihinde sıkça yaşanan sürgünlerin bir halkası olduğunu ve Balkanlar’da yaşanan dramın etkilerinin halen sürdüğünü dikkat çekti. Özmen, “Türklere yapılan soykırım gibi ithamlara mübadelenin cevap olduğunu, milyonlarla ifade edilen Balkan Türk varlığının nasıl eritildiğini, soykırımlarla Türk nüfusun nasıl ortadan kaldırıldığını ve kalanlara dahi bulundukları coğrafyalarda günümüzde tahammül edilemediğinin görüldüğünü” ifade etti.

    “KÜLTÜREL BENZERLİKLER ENTEGRASYONU KOLAYLAŞTIRIYOR”

    Kültürel benzerliklerin olmaması halinde göç durumunda sıkıntılar yaşanabileceğine dikkat çeken çalıştayın katılımcılarından Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu da  “Balkanlarla böyle bir problemimiz olmadı. Balkanlar, Türkler içinde 500 yıllık bir yaşayış sonrasında tamamen Türk kültürünü benimsedi. Bu insanların Anadolu’ ya geldiklerinde yabancılık çekmediklerini görüyoruz.  Balkanlardan gelenlerin yemek kültürü ile Anadolu'dakilerin yemek kültürleri birbirinden farklıydı. Onlar da bile Anadolu onları benimsedi ve sıkıntı çekilmedi. Dil, tarih, diğer kültürel değerler aynı, ailevi yapı aynı olunca dolayısıyla büyük sıkıntılar çekilmiyor” diye konuştu. 

    “KİMLİK, DİL VE ALFABE ÇOK ÖNEMLİ”

    Kimlik, dil ve alfabenin önemine dikkat çeken Halaçoğlu, “Biz alfabeyi değiştirmekle dilimizi kaybetmedik, Arap alfabesiyle yazdığımızda Anadolu Türkçe konuşuyordu. Bizim Gürcü alfabesi ile Ermeni alfabesiyle de Türkçe metinlerimiz var. Şimdi Latin alfabesiyle yazıyoruz ama Latince konuşmuyoruz, Türkçe konuşuyoruz” diye konuştu.

    “MÜBADELE GÖÇÜN ETKİLERİNİ GÖRMEDE ETKİLİ”

    İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel ise yaptığı konuşmada; Göç kavramı türleri ve göç yönetimi konusunda bilgiler aktararak mübadelenin zorunlu göçün etkilerini görme konusunda önemli olduğunu belirtti. Adıgüzel ayrıca, “Günümüzde yaşanan Suriye göçünde, sığınmacıların kalıcı olup olmadıkları, uyum sağlayıp sağlamadıkları, ileri zamanlarda neler yaşanabileceği gibi birçok konuda Mübadele önemli inceleme alanı olarak değerlendirilmelidir” dedi.

    Panelin son konuşmacısı, RUPAM Koordinatörü Murat Lehimler ise, mübadele ile ilgili olarak, “Mübadele kararının Lozan’da ana gündem maddesi olmaması ve aniden gündeme alınması ilginçtir. Bugün pek bilinmiyor, bu kararın Lozan’da gündeme alınmasından sonra, Kuzey Kutup kâşifi Fridtjof Nansen özel yetkili komiser olarak Milletler Cemiyeti tarafından atanıyor ve halen daha tartışılan mübadelenin bu noktaya gelmesinde verdiği raporlar etkili oluyor. Bu yüzden göç yönetiminde sağlıklı veriler elde edilmesi oldukça önemlidir” dedi.

    Çalıştayın “Göçle Gelen Kültürel Değişim” başlıklı ikinci panel toplantısının moderatörlüğünü yapan Dr. Öğr Üyesi Fatih Turan Yaman da, göçün kültürel anlamda değişimin ana kaynaklarından biri olduğunu, gerek yerel yönetim ve gerekse merkezi yönetimin bu değişimi dikkatle ele alması gerektiğini açıkladı.

    “ZORUNLU GÖÇ BUNDAN SONRA HEP GÜNDEMİMİZDE OLACAK”

    Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamza Ateş, kamu yönetiminin göç yönetimi konusunda sürekli olarak sistemini gözden geçirmesi gerektiğini belirtti. Ateş, “Göç, türleri, sistemi, hareketlilikleri ile çok kapsamı bir olay. Her aşamasında sürekli olarak kamusal faaliyetler ortaya çıkarmak, modeller üretmek ve sistem kurmak gerekiyor. Özellikle zorunlu göç bundan sonra hep gündemimizde olacak ve konuya iyi çalışmamız gerekiyor” dedi.

    Namık Kemal Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Ali Tilbe de, Türklerin edebiyat ve kültürünün neredeyse göç temalı olduğunu, türkülerden ağıtlara, romanlara kadar her alanda göçün acılarının anlatıldığını belirtti. Tilbe, “Göç edebi alanda bizim için önemli bir külliyatı ortaya çıkarmıştır. Edebi eserlerin mutlaka yeni kuşaklara anlatılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

    Panelin son konuşmacısı, Dr. Öğr. Üyesi Neval Konuk Halaçoğlu, Balkan Türk kültürel varlıklarının özellikle mimari açıdan göçle inşa edilen kültürü mimaride somutlaştırdığını, önemli eserler ortaya çıktığını ama mübadele sonrasında bu eserlerin imha edildiğini örnekleriyle anlattı.

    Çalıştaya RUBASAM Başkan Vekili Süheyl Çobanoğlu, RUBASAM Başkan Yardımcısı Aysun Kılıçaslan Soku, Tümbikon Konfederasyonu Genel Başkanı Cevdet Akay, Yunanistan Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Ferruh Özkan, Bulgaristan Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Rafet Ulutürk, 25. ve 26. dönem İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ertaç Ergüven; çok sayıda akademisyen, uzman, sivil toplum kuruluşu üyeleri, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.



  • Gazeteciler, iç ve dış politikada gündemin nabzını tuttu

    İstanbul (DHA)- Bağcılar Belediyesi tarafından başlatılan “Bildiğiniz gibi değil” söyleşi serisinin üçüncüsüne Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu ve Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü Bercan Tutar konuk oldu. Mehmet Akif Ersoy Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleşen programın moderatörlüğünü yapan Gazeteci-Yazar Ekrem Kızıltaş, İstanbul Havalimanı, Kanal İstanbul ve Doğu Akdeniz konusunda sosyal medya ve fısıltı gazetesi üzerinden yapılan algı operasyonlarını anlattı.

    Kanal İstanbul’un “İhanet, cinayet” benzetmelerinin aksine çok ciddi bir proje olduğunu belirten Kızıltaş, “Evimizin arka bahçesine su arkı yapmıyoruz. Karadeniz’le Marmara arasına ciddi bir kanal yapıyoruz. Boğaza alternatif değil ama boğaz kadar önemli bir iş yapıyoruz. Bu işe 2011’de karar verildi. O tarihten beri 7 üniversitenden 36 bilim dalında 200 uzman 13 bin sayfa rapor hazırlamışlar. Kuş türlerinden depreme kadar her şeyi ölçmüşler. O insanlar 13 bin rapor hazırlamış ama birileri ‘problem var yapmamalıyız’ diyor. ‘Suya tuzlu su karışır’ diyor. Karışmaz çünkü kanal yapıyoruz hendek eşmiyoruz. Ne demek kanalın altı yanları beton ve teknik olarak geçirimsiz betonlar. Söyleyecek bir şey olmayınca ben anlamam bunun aksini söyleyeni kabul etmem diyor” dedi.

    OKAN MÜDERRİSOĞLU: HAFTADA 6 GÜN, GÜNDE 10 SAAT ÇALIŞMAK ZORUNDAYIZ

    İçinde bulunduğumuz ekonomik durumu değerlendiren Okan Müderrisoğlu ise “Türkiye eğer kendine biçilen rolü oynamayı kabul etseydi bugün yaşadığımız problemleri yaşamayacaktık. Ama biz bugün bedel ödemezsek birkaç kuşak daha bedel ödemeye devam edecek. Türkiye gerçek kimliğine bir türlü kavuşamayacak. Dolayısıyla birçok açıdan Türkiye bağımsız olmaya, kendi çıkarlarını önceleyecek politikalar uygulamaya gayret ediyor. O nedenle ülkenin en avantajlı olduğu konu genç dinamik nüfusa sahip olması aynı zamanda ciddi bir liderliğinin olmasıdır. Bugün küresel sistemde liderlik problemi var. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın temsil ettiği liderlik gelecekteki kaotik küresel ortamda Türkiye’nin belki de sigortası olarak gözüküyor” diye konuştu.

    “SİYASAL SORUMLULUĞUMUZUN FARKINDA OLMALIYIZ”

    2001 kriziyle her açıdan fakirleşen, siyasetin bittiği ülkemizde 2002’de iktidara gelen AK Parti’nin hem bölgeye hem de İslam alemine umut olduğunu belirten Müderrisoğlu, her geçen gün büyüyen Türkiye’nin önünü kesmek isteyen üst aklın Gezi olaylarından 17-25 Aralık’a ve 15 Temmuz’a kadar çok sayıda saldırıyı tertiplediğine dikkat çekti. Müderrisoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Bizim de tedbirli ve teyakkuz halinde olmamız gerekiyor. Bizlere düşen bu dönemdeki görev hem siyasal sorumluluğumuzun farkında olmak hem bu ülkede olup bitenleri asla dikkatten kaçırmayarak aynı zamanda mücadeleye devam etmektir. Daha fazla üretmek ve 20 bin dolar milli geliri aşana kadar haftada en az 6 gün günde en az 10 saat çalışmak zorundayız. Bizden sonraki kuşaklar için daha fazla özveride bulunmak zorundayız.”

    BERCAN TUTAR: TÜRKİYE, 140 YIL SONRA OSMANLI’NIN RÖVANŞINI ALDI

    Batı için en büyük sorunun Türkiye değil, Türkiye’yi kimin hangi mantıkla yönettiği olduğunu söyleyen Bercan Tutar da “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kadrolarının daha bağımsız stratejiler izlemesi dünya sistemindeki açıklardan faydalanmak istemesi onların çok zoruna gidiyor. Emperyalist sistem hedef seçtiği vesayet altındaki ülkenin plan ve proje yapmasını asla istemez. Şimdiye kadar biz hep kendimizi batının bize dayattığı algıyla tanımlamıştık. Onların gözü ve merceğiyle bakıyorduk. AK Parti’nin iktidara gelmesinden sonra ilk kez Türkiye batının kendisine dayattığı tanımı değiştirmeye başladı. Ama Erdoğan bu tanımı değiştirdi” dedi.

    Türkiye’nin Osmanlı gibi hareket ettiğini de sözlerine ekleyen Tutar, şunları söyledi: “Son yapılan Berlin Kongresi’yle, Osmanlı’nın 140 yıl sonraki rövanşı alındı. Bir anlamda Türkiye aynı Osmanlı gibi hareket ediyor. Osmanlı’nın oradaki varlığı Avrupa emperyalizminin bu ülkeleri 1878 Berlin Antlaşması’na kadar buralara sömürgeleştirmesine saldırmasına engel oldu. Bir anlamda Afrika’daki Müslümanlar korunmuş oldu bu yeni süreçte de yine korunuyor. Türkiye’nin Afrika politikası geleceğimiz için çok önemli.”

    Programın sonunda davetlilere kitap hediye edildi.



  • Grip aşısı hastalığı hafif geçirmeyi sağlıyor

    İSTANBUL, (DHA)- Gribin çok kolay bulaştığını ve hastalığın ağır geçtiğini belirten Uzm. Dr. Saliha Serap Tükek, "Antibiyotik grip tedavisinde kullanılmaz. Her ağrı kesici her hastaya verilemez. Aşı ise gribi daha hafif ve ayakta geçirmenizi sağlar" dedi.

    Grip ve nezlenin birbirinden farklı olduğuna dikkat çeken Medipol Üniversitesi Hastanesi Vatan Kliniği’nden Uzm. Dr. Saliha Serap Tükek, hastalıkla ilgili önemli bilgiler verdi. Uzm. Dr. Tükek, gripte yüksek ateş olduğunu belirterek “Grip, 39-40 derece yüksek ateş olabilen, kırıklık, halsizlik, öksürük, yaygın ağrılar ile seyreden viral bir hastalıktır. En sık enflüanza A, B ve C virüsleri ile olur. H1N1, H3N2 gibi alt grupları da vardır. Viral enfeksiyonların görüldüğü kış aylarında el temizliği, hijyen kurallarına dikkat edilmeli. Hasta olan kişilerle sarılma, öpüşme, kucaklaşma en aza indirilmelidir” ifadelerini kullandı.

    CORONA VİRÜSÜ DE ETKİLEYEBİLİR

    Nezlenin ise daha hafif geçirildiğine değinen Dr. Tükek, şöyle devam etti:

    “Nezle burun akıntısı, hapşırık, kaşıntı, gözlerde yanma, batma ile kendini gösteren hafif bir tablodur. Alerjik de olabilir, Corona virüs de etken olabilir. Rhinovirus, Parainfluenza, Coronavirus gibi pek çok virüs genellikle nezle gibi, üst solunum yolu enfeksiyonu yapar. Ama bağışıklık sistemi yetersiz kişilerde örneğin küçük çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı olanlar gibi, bu virüslerden coronavirus (geçmişte SARS, MERS gibi, şimdi Çin’de görülen vakalar gibi) daha ciddi enfeksiyonlara (zatürre, nefrit vs.) yol açabilir. Bu kişilerde ölümcül bile olabilirler. RSV, CMV gibi diğer virüsler de böyledir. Virüsler zamanla mutasyona uğradıkları için, tipik özellikleri değişir, "gizemli" denmesi bu yüzden. Soğuk algınlığı çeşitli kimyasallar, toz ile tetiklenebilir. Ateş ve ağrı hafif şiddetlidir. Nezleyi soğuk algınlığı gibi düşünebiliriz. Çoğu hastamız bunları karıştırabiliyor. Sık sık grip oluyorum diye gelen hastalar aslında nezle olabiliyor.”

    ANTİBİYOTİK GRİBİ GEÇİRMEZ

    Dr. Tükek, grip durumunda istirahatin, çevreye bulaşmayı da engellediğine işaret ederek şu bilgileri verdi:

    “Grip çok kolay bulaşır. Bir hapşırıkla ya da öksürükle karşımızdakine hemen geçebilir. Tedavide antiviral ilaçları da kimi zaman kullanmak isteriz. Hastayı ilk 72 saat içinde yüksek ateş ile görmüşsek, hasta Astım-Koah'lı, diyabetik ya da kronik hastalıklı, 65 yaş üstü yahut sigara içicisi ise o zaman vermeyi uygun buluyoruz. Yani antibiyotik vermiyoruz. Vurgulamak istiyorum ki ‘Grip oldum bir antibiyotik yazar mısınız’ cümlesi ve isteği yanlıştır. Antibiyotik grip tedavisinde kullanılmaz. Ancak grip geçirdikten günler sonra sinüzit veya zatürre tabloya eklenirse antibiyotik tedavisi o zaman gerekir.”

    HER AĞRI KESİCİYİ KULLANMAYIN

    Bir diğer yanlışın da bilinçsiz ateş düşürücü, ağrı kesici kullanımı olduğunu vurgulayan Dr. Tükek, şu değerlendirmede bulundu:

    “Bilmeliyiz ki her ağrı kesici her hastaya verilemez. Bu ilaçlarla bazen alerjik reaksiyonlar hatta yoğun bakım gerektiren durumlar ortaya çıkabilir. Gebeliğin ilk 3 ayında parasatemol dışında ağrı kesici ve ateş düşürücü vermiyoruz. Kronik böbrek hastalarında, NSAID dediğimiz yani romatizma ilaçları denilen güçlü ağrı kesicileri vermiyoruz. Çünkü bu ilaçlarla böbrek yetersizliği gelişiyor ve diyaliz ihtiyacı bile ortaya çıkabiliyor. Diğer bir konu da aşı karşıtlarına kulak vermeyin. Doktorunuz önerdiyse aşınızı olunuz. Astım ve Koah'ı olanlar, gebeler, diyabet hastaları, kalp ve böbrek hastalığı olanlar, 65 yaş üstü kişiler grip aşınızı yaptırınız. Aşı, grip olmanızı yüzde 100 engellemez ama daha hafif ve ayakta geçirmenizi sağlar. Ciddi ilaçlar kullanmanıza gerek kalmaz. Hatta bazı hastalarımıza zatürre aşıları gerekmektedir.”

     



  • Anne-baba arasındaki yaş farkı otizm riskini artırıyor

    İSTANBUL, (DHA)- Çocuk ve Genç Psikiyatristi Doç. Dr. Sevcan Karakoç Demirkaya, stres, beslenme ve çevre kirliliğinin otizmi tetiklediğine dikkat çekti. Demirkaya, “Anne ve baba arasındaki yaş farkı otizm riskini arttırıyor” dedi.

    Otizm ile ilişkilendirilen kanıtlanmış çevresel risk etmenlerini sıralayan Doç. Dr. Sevcan Karakoç Demirkaya, “Otizmli kardeşe sahip olmak, şizofreni benzeri bozukluğu olan öyküsü olan ebeveynlerinin olması, anne yaşının 40 üzeri olması, baba yaşının 40 üzeri olması, ileri dede (annenin babası) yaşı, anne –baba arası yaş farkı otizm riskini arttırıyor” diye konuştu.  

    BU OLAYLAR OTİZM RİSKİNİ ARTIRIYOR

     İstanbul Gelişim Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Çocuk ve Genç Psikiyatristi Doç.Dr. Sevcan Karakoç Demirkaya, otizm riskini artıran faktörleri şöyle sıraladı:

    “Ayrıca çocukta doğumsal anomalilerinin olması, yenidoğan döneminde yoğun bakımda kalınmış olması, erkek cinsiyet olması ve erken doğması, annenin gebeliğinin ilk aylarının sıkıntılı düşük tehdidi altında geçirmiş olması, büyükşehirde yaşanması, annenin gebeliğindeki bağışıklıkla ilgili otoimmün olaylar, folik asit, D vitamini eksiklikleri, hamilelikte fazla ve sık ultrason maruziyeti de risk arttıran nedenlerdendir. Yani özellikle stres, beslenme ve çevre kirliliği de anne karnındaki bebeğin beyin gelişimi üzerinde olumsuz etkilere neden olup otizmi tetikleyebilir.”

    “ÖZEL DİYETLER ZARARLI”

    Otizmin tedavisinde özel eğitimden başka etkin bir yöntemin olmadığını ifade eden Demirkaya, “Ağır metal arındırması, çeşitli diyet tedavileri gibi yöntemler faydalı değil aksine çocuklarda zararlı bulunmuştur. Çocuğun gıda hassasiyeti yoksa yeme ve sindirim sorunları yoksa özel diyetler gereksiz ve zararlıdır. Eğer daha önce yapılan bir aşıya karşı alerjisi yoksa ülkemizin göç aldığı düşünülürse, aşı yaptırmamak çocuklarımıza zarar vermektir” dedi.

    “İLACI YOK”

    Otizmin temel belirtileri üzerinde birebir etkili ilaç tedavisi olmadığına vurgu yapan Demirkaya, “Ancak çocukta dikkatsizlik, hareketlilik, yoğun takıntılar ve tekrarlayıcı davranışlar, hırçınlık ve öfke ve uyku sorunları gibi ek durumlar olduğunda ilaç tedavileri kullanılıyor” diye konuştu.

    “EKRANLARI KAPATIN”

    Otizmde, ilgili ve etkili ebeveynliğin en koruyucu önlem olduğunu belirten Demirkaya, “Anne karnından itibaren çocuğumuza bağlanmak, doğum sonrası yeterli bakımının sağlanması, ona bakarken sürekli etkileşim ve iletişim halinde olmak ilk yapmamız gereken şeylerdir. Çocuklar günümüzde ayaklarıyla yere basmayı ve canlı tutmayı bilmiyorlar. Lütfen ekranları kapatalım. Ekran dediğimiz şeyler tüm televizyon, tablet, bilgisayar ve akıllı telefonları ilk 3 yıl çocuklarımızdan saklayalım. Tablet tutuculu mama sandalyesi reklamı günümüzde yanlış ebeveynlik modeline özendirmektir. Bu nedenle önleme ve erken tanı oldukça önemli. Bir çocuk psikiyatrisi uzmanına başvurduğunuzda size gerekli yönlendirmeleri yapacaktır” dedi.



  • Toprak ve camdan hikâyeler sergisi açıldı

    İstanbul (DHA) - Silivri Belediyesi Kültür Müdürlüğü kursiyerleri tarafından seramik, mozaik ve vitray kullanılarak hazırlanan ürünlerin yer aldığı “Toprak ve Camdan Hikâyeler” konulu sergi, sanat galerisinde açıldı. Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz, “Kursiyerlerimizin cam, vitray, seramik ve mozaik çalışmalarını daha rahat yapabilecekleri alanları ve imkânlarını artıracağız” dedi.

    BAŞKAN YILMAZ: SATIŞ YERİ İMKÂNI SAĞLAYACAĞIZ

    Vitray-Mozaik Eğitmeni Suzan Cesur ile Seramik Eğitmeni Gülcihan Yönet’in öncülüğünde, Silivri Belediyesi Kültür Merkezi kursiyerleri tarafından hazırlanan serginin açılış töreni sanat galerisinde gerçekleştirildi. Açılışa Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz eşi Ezgi Yılmaz ile katıldı. Serginin açılış kurdelesini eğitmenler, kursiyerler ve davetliler ile kesen Başkan Yılmaz, yaptığı konuşmada “Silivri Belediyesi Kültür Müdürlüğümüzün kültür sanat etkinlikleri kapsamında düzenlediği sergi açılışına ilginizden dolayı çok teşekkür ediyorum. Ayrıca birbirinden güzel eserler ortaya çıkaran kursiyerlerimizi ve eğitmenlerimizi yürekten tebrik ediyorum. Kursiyerlerimizin cam, vitray, seramik ve mozaik çalışmalarını daha rahat yapabilecekleri alanları ve imkânları artıracağız. Mekân olarak zorlandıklarını ifade eden kursiyerlerimizden biraz daha sabırlı olmalarını, Silivri’ye yakışan sosyal, kültürel, sanatsal spor tesislerinin bundan sonraki zaman diliminde birçoğunun tamamlanacağını müjdelemek istiyorum. Bu gibi faaliyetlerde hanımefendilerin yanında olacağımızı, önümüzdeki günlerde yaptıkları çalışmaları satışa sunacakları, aile bütçesine katkıda bulunacakları satış yerlerini de hizmetine sunacağımızı ifade etmek istiyorum” dedi.
    Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği sergiyi gezen Başkan Yılmaz, kursiyerlerin hazırladığı easerleri tek tek inceleyerek bilgi aldı. İlgililer sergiyi 22-30 Ocak tarihleri boyunca ziyaret edilebilecek.



  • Gizemli virüse karşı zatürre ve girip aşısı önerisi

    İSTANBUL, (DHA) - Çin'de ortaya çıkan koronavirüs tüm dünyayı alarma geçirdi. Henüz özellikleri bilinmeyen ve ‘gizemli virüs’ olarak adlandırılan koronavirüs zatürre benzeri bir hastalığa yol açıyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, “Özellikle solunum sıkıntısı ve yüksek ateş ile belirti veren koronavirüse karşı zatürre ve grip aşısı yaptırmak hastalığın ek riskini azaltacaktır” dedi.

    Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, “Virüsün pek çok özelliği bilinmiyor ve sadece yeni bir soğuk algınlığı virüsü olduğu biliniyor. SARS, MERS gibi aynı aileden olan diğer virüslerle benzerliği ve ne kadar insana yayıldığı konusunda henüz bir şey söylemek mümkün değil. Bu nedenle ‘gizemli’ olarak adlandırılıyor. Örneğin; SARS’ın ve gribin 1 metreden yakın yüz yüze temas halinde bulaşıcılığı biliniyor ve hastalığın önlenmesi açısından bu kriterler önemli. MERS virüsü için bu mesafe 2 metreden yakın yüz yüze temas olarak alınmıştır. Yani MERS daha uzak mesafeden de bulaşabiliyor” diye konuştu.

    Koronavirüsün kaç metreden bulaştığının henüz bilinmediğini vurgulayan Prof. Dr. Arman, “Cansız yüzeylere temas da bu anlamda önem taşımaktadır. Koronavirüs ilk kez 31 Aralık 2019 tarihinde Çin'in Wuhan şehrinde tanımlandı. Vakaların bazılarında koronavirüsün hasta insanlarla temas sonrası geliştiği ve yüksek ateş, solunum yetmezliği gibi şikâyetlere sebep olduğu görüldü. Bu vakaların tamamının Wuhan şehrindeki bir deniz ürünü pazarı ile ilişkili olması, aynı zamanda deniz ürünü pazarındaki cansız yüzeylerde de bu virüsün saptanması, koronavirüsün kaynağı konusunda şüphe uyandırıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklaması da koronavirüsün muhtemelen hayvan kaynaklı bir virüs olduğu yönünde.” ifadelerini kullandı.

    SOLUNUM SIKINTISI YAPIYOR

    Koronavirüsün en önemli belirtilerinin solunum sıkıntısı ve yüksek ateş olduğunu kaydeden Prof. Dr. Dilek Arman, “Bunlar dışında halsizlik, iştahsızlık, ağrı gibi yakınmaların da yaşanabileceğini söylemek mümkün. Solunum sıkıntısı hastalığın belirlenmesinde çok önemli bir işaret, virüs hastada ağır bir pnömoni (zatürre) yapıyor. Bugüne kadar koronavirüs sebebiyle 17 ölüm vakası bildirildi. Bu vakaların büyük bir çoğunluğu pek çok solunum virüsü ile gelişen tablolarda karşılaştığımız gibi altta yatan başka bir hastalıkları olan kişilerdir. Kronik kalp, akciğer, böbrek veya karaciğer hastalığı olanlar ve diyabetik hastalar risk grupları oluşturmaktadır” dedi.

    SARS VİRÜSÜNE BENZİYOR

    Prof. Dr. Dilek Arman sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Koronavirüslerin 200’den fazla çeşidi insanlarda soğuk algınlığı yapabiliyor. Daha önce SARS ve MERS gibi koronavirüsün hayvanlardan insanlara bulaşarak yayıldığı şekillerini de görmüştük. Yeni koronavirüs de klinik tabloda SARS’a çok benziyor. Henüz SARS’ın yeni bir tipi mi, yoksa bu tamamen farklı bir koronavirüs mü gibi soruları yanıtlamak için elimizde yeteri kadar bilgi bulunmamakta. En azından soğuk algınlığı belirtisi dışında yeni bir koronavirüs olduğunu söyleyebiliyoruz. Bu virüsün hayvan kaynağından bulaştığı konusunda henüz kesin bir şey söylemek mümkün değil. Ama Wuhan şehrindeki deniz ürünü pazarı öyküsü virüs için hayvan kaynağını işaret ediyor olabilir. Hastalıktan korunmak büyük önem taşıyor. Henüz Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir seyahat kısıtlaması bildirilmiş değil. Çin’e seyahat edecek veya Çin’den ülkemize gelecek olan kişiler olabilir. Özellikle bu kişilerin el hijyenlerine dikkat etmeleri son derece önemli. İnsanlarla yakın temas halinde olunacaksa maske kullanılmalı. El hijyenini sağlarken sadece hasta kişilerle değil, hastaların temasta olduğu yüzeylerle temas etmenin de el hijyeni için bir gereklilik oluşturacağını akılda tutmalıyız.”

    BAŞKA HASTALIĞI OLANLAR AŞILARI İHMAL ETMEMELİ

    Özellikle risk altındaki kişilerin aşı yaptırmaları gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Arman, “Bu tür alt solunum yolunu etkileyen viral enfeksiyonlarda her zaman enfeksiyonun üzerine eklenecek bir bakteri ile hastalık daha ciddi boyutlara ulaşabilir. İkincil bir zatürre mikrobunu engellemek adına zatürre ve grip aşısı yaptırılmasını öneriyoruz. Özellikle altta yatan başka bir hastalığı olan kişiler için de zatürre aşısının yapılması son derece önemli” diye konuştu.

     

     



  • THY uçağında kontrole alınan şüpheli yolcuda virüs çıkmadı

    Gökhan ARTAN-İSTANBUL (DHA)- Türk Hava Yolları’nın(THY), İstanbul – Bogota – Panama seferli uçağında seyahat eden Çin uyruklu bir yolcunun uçağın aktarma noktası Bogota'dan Panama'ya kalkış için hazırlanıldığı sırada 'Corona Virüsü' taşıdığından şüphelenildi. THY Basın Müşavirliği,  yapılan sağlık kontrolleri sonucunda yolcunun sağlık durumunun iyi olduğunu ve Corona Virüsü taşımadığının tespit edildiğini duyurdu.

    Türk Hava Yolları Basın Müşavirliği’nin konuyla ilgili yaptığı açıklama şöyle:
    "22 Ocak tarihinde icra edilen TK 800 sefer sayılı uçuşumuz ile Bogota’ya seyahat eden Çin uyruklu bir yolcumuzun Corona Virüsü taşıdığından şüphe edilmiştir.  Aktarma noktası olan Bogota’dan Panama’ya kalkış için hazırlanan uçağımız kontrol kulesi tarafından tedbir amaçlı bekletilmiş ve yolcumuzun şüphe duyulan virüs ile ilgili kontrolleri gerçekleştirilmiştir. İlgili ülkenin sağlık bakanlığı tarafından gerçekleştirilen incelemeler sonucunda yolcumuzun sağlık durumunun iyi olduğu ve Corona Virüsü’nü taşımadığı anlaşılmıştır. Uçağımız devam seferi olan Bogota – Panama uçuşunu yerel saat ile 14:57’de gerçekleştirmiştir. Kamuoyunun bilgisine sunarız.”



  • Deniz tutkunlarına özel koleksiyon hazırlandı

    İSTANBUL, (DHA), (Kurumsal Haberler)- Sıcak havaların vazgeçilmezi arasında yer alan Marine Koleksiyonu, deniz tutkunları için DeFacto 2020 Kış Koleksiyonu’nda yerini aldı. Mavinin ağırlıklı olduğu koleksiyonda, toprak renkleri ve beyaz da bulunuyor.

    Sahil şıklığı ile tarzını ortaya koymak isteyen kadın ve erkeklerin tercihleri arasında yer alan Marine Koleksiyonu, DeFacto 2020 Kış Koleksiyonu için özel olarak tasarlandı. Maviden laciverte denizin her tonu ile hazırlanan koleksiyon spor ve şık çizgileri barındırıyor.

    GÖZDE PARÇALAR: PİLELİ ETEKLER, ÇİZGİLİ PANTOLONLAR

    Koleksiyon hakkında yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

    “Bohem tarzıyla farkını ortaya koyan koleksiyonun en gözde parçalarını kadınlarda; pileli etekler, blazer ceketler, midi elbiseler erkeklerde; çizgili pantolonlar, sweatshirt’ler ve triko hırkalar oluşturuyor. Soğuk havalarda kadınların kombinlerini beyaz uzun çizmelerle erkeklerin şapkalarla tamamladığı koleksiyon fark yaratıyor. DeFacto 2020 Kış – Marine Koleksiyonu’na tüm mağazalardan ve internet sitesinden ulaşılabiliyor.”



  • İklim Aksiyon Takımı Kuzey Kutbu’ndan döndü

    Haber- Kamera: İlkay DİKİCİ / İSTANBUL,(DHA) - Çevre bilinci ve farkındalık oluşturmak adına Kuzey Kutbu’na giden Uzmaract İklim Aksiyon Takımı İstanbul’a döndü.

    Farkındalık oluşturmak ve incelemelerde bulunmak üzere 7 Ocak 2020 Salı günü Kuzey Kutbuna giden Uzmaract İklim Eylem Takımı döndü. Kopenhag aktarmalı İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’na inen takım üyeleri basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Yaklaşık iki hafta Grönland’da kalan takım gözlemler yaparak birçok ilke imza attı.

    “KUZEY KUTBU’NDA BAZI İLKLERİ GERÇEKLEŞTİRDİK”

    İklim Aksiyon Takımı'ndan Engin Hınçer, “UZMAR İklim Aksiyon Takımı olarak ülkemizi temsil etmek adına, Grönland’da Kuzey Kutbu’nda bazı ilkleri gerçekleştirdik. Amacımız, küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine birazcık da olsun dikkat çekmekti. Neler yapabiliriz, oradaki iklim şartları neler onları gözlemledik. Doğal yaşamı gözlemledik. Yerel insanlarla görüştük, röportajlar yaptık. Çok fazla video ve fotoğraf çektik. Tabi ki bu bir ekspedisyondu. Bu ekspedisyonun içerisinde ilk olarak Grönland’ın en kuzeyinde bulunan ve son şehri olan 78 derece meridyeninde bulunan şehre giden ilk Türk ekip olduk. Orada buzul vadisini kızaklarla geçen ilk Türk ekip olma şansını yakaladık. Hava şartları kuzeyde -40’ları gördük, biraz daha güneye indiğimizde -30’ları gördüğümüz zamanlar oldu. Buzul dalışı yapan ilk Türk ekip olduk. Kuzeyde donmuş buz dağlarının arasında vadi geçişi yaptık ve buz dağlarının üzerine tırmanış yapan ilk Türk ekip olduk. Gözlemler yaptık. Bunları da belgeledik. İnsanlarla paylaşacağız. Umarız Uzmar İklim Aksiyon Takımı olarak bir faydamız olur" diye konuştu.

    “UMARIM FARKINDALIK YARATIRIZ”

    Dalış hakkında bilgi veren Hınçer, “Bu bizim ilk projemizdi. Bunun devamı gelecek. İki hafta kaldık orada. Bir dalış gerçekleştirdik. İklim şartları çok zor. Gitmeden önce bu şartlarda gelmeyin bize demişlerdi. Biz biraz şartları zorladık. Kendi alanlarımızda profesyoneliz. Güvenlik önlemlerimizi her zaman ön planda tuttuk. Dalış profilimiz şöyleydi, yaklaşık 13 metre civarlarında -2.2 soğukluğunda bir suya 15 dakikalık bir dalış gerçekleştirdik. Aşağıda dip yapısıyla ilgili video çektik. Türk Bayrağımızda her zaman yanımızdaydı gururla taşıdık. Gururla hem suyun altında hem de dağların tepesinde açtık. Hem de buzulların tepesinde açtık. Önümüzdeki planlarımızda Avusturalya var. Biliyorsunuz Avusturalya’da aylardır süren bir yangın var. Planlarımızda Amazonlar’da çıkan yangın var. Gözlemlerimiz devam edecek. Biz farkındalık yaratmak için elimizden geleni yapacağız" ifadelerini kullandı.

    Takım üyesi Müge Erinanç ise, “Bir Türk ekibin bu tür işler yapması, ilk olmak hem ailemizin gurur kaynağı hem de ülkemize gurur kaynağı getireceğine düşünüyoruz. Umarım farkındalık yaratırız" dedi.

    Takım üyelerinden Hınçer ve Erinanç, Sabiha Gökçen Havalimanı'nda Türk bayrağı açtı.

     

     



  • Asus, Fortune 2020 dünyanın en beğenilen şirketlerinden biri oldu

    İSTANBUL, (DHA)-(Kurumsal Haber)– Bilgisayar üreticisi Asus, Fortune Dergisi tarafından beşinci kez dünyanın en beğenilen şirketleri arasında yer aldığını açıkladı. ASUS Yönetim Kurulu Başkanı Jonney Shih, “Bir kez daha bu tanıyı Fortune'dan almaktan onur duyuyoruz” dedi.

    Bilgisayar üreticisi Asus, Fortune dergisinin 2020 dünyanın en beğenilen şirketleri arasında yer aldı. Bilgisayar üreticileri kategorisinde üst sıralara yükselen şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Jonney Shih, ürün ve hizmetlerindeki kaliteyle ön plana çıktıklarının altını çizdi.

    “ONUR DUYUYORUZ”

    Herkes için en yaygın, akıllı, içten ve akıllı bir yaşam yaratmak için yenilikler sunmaya devam ettiklerini aktaran Shih, "Bu tanıyı bu yıl bir kez daha Fortune'dan almaktan onur duyuyoruz. Dünya çapında kazandığımız itibar, şirketimizin dünyanın en beğenilen yenilikçi lider teknoloji kuruluşu olma vizyonunu yansıtmaktadır” diye konuştu.

    Şirketten yapılan yazılı açıklamada, CES Fuarı'nda yeni ürünlerin duyurulmasıyla 2020'ye güçlü başlandığı ifade edilerek, “Dizüstü bilgisayarlar, ekranlar, akıllı telefonlar ve oyun aksesuarları da dahil olmak üzere çeşitli ürünler için 11 CES 2020 İnovasyon Ödülü kazandıldı” denildi.

     

     



  • Pegasus Genel Müdürü Mehmet T. Nane, Perapost tarafından “Yılın CEO’su” seçildi

    İSTANBUL, (DHA)-(Kurumsal Haber) PEGASUS Hava Yolları Genel Müdürü Mehmet T. Nane, perakende sektöründe yayın yapan bir kuruluş olan Perapost tarafından her sene gerçekleştirilen anketin bu seneki sonuçlarına göre “Yılın CEO’su” seçildi. 
    Pegasus’un dijital dönüşümüne ettiği öncülük, misafiri merkeze koyan hizmet yaklaşımı, verimlilik odaklı yönetim biçimi, sivil toplum kuruluşlarında bugüne kadar aldığı ve devam ettiği görevler ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki aktif çalışmaları sebebiyle bu unvana layık görülen Mehmet T. Nane, plaketini Perapost Kurucu Ortağı ve Reklam Grup Direktörü Elçin Gocay’ın elinden aldı.
    Ödülle ilgili açıklama yapan Mehmet T. Nane, “Perapost tarafından ‘Yılın CEO’su olarak seçilmek ve çalışmalarımızın takdir edildiğini görmek benim için büyük bir gurur. Ekip ruhunun gücüne yürekten inanan bir profesyonel olarak, bu başarının arkasında kocaman, güçlü bir ekip olduğunu mutlulukla söylemek istiyorum. Pegasus’taki her bir çalışma arkadaşıma bana inandıkları ve büyüme hikayemize kattıkları için teşekkür ediyorum” dedi.

    FOTOĞRAFLI



  • Mazars 2019'da yüzde 10,4’lük gelir artışı sağladı

    İSTANBUL, (DHA) - Uluslararası denetim ve danışmanlık firması Mazars 2018/2019 mali yılında, önceki mali yıla göre yüzde 10,4'lük artışla, 1.8 milyar Euro tutarında gelir elde ettiğini açıkladı. Gelir artışında yüzde 1,3 oranında pozitif dış büyüme ile desteklenen yüzde 9,0 seviyesinde organik büyümenin etkili olduğu vurgulandı.

    Mazars Group CEO'su ve Yönetim Kurulu Başkanı Hervé Hélias, 2019 yılı büyüme rakamlarını değerlendirerek, 2020 yılı hedeflerini açıkladı. Bu yıl yakalanan büyümenin Mazars tarafından 2011/2012'den beri kaydedilen en büyük organik büyüme olduğunu söyleyen Hélias, “Bu olağanüstü performans, müşterilerimize küresel düzeyde sorunsuz bir deneyim sunmak için ekiplerimizin sahip olduğu yüksek uzmanlık seviyesi ve güçlü bağlılığın yanı sıra Mazars'ın benzersiz entegre ortaklık modelinin faydalarının tam anlamıyla kavranması sonucu ortaya çıktı. Mazars, borsaya kote şirketlerle birlikte diğer tüm kuruluşların tercih ettiği güvenilir bir ortak haline gelmiştir” dedi.

    “ULUSLARARASI GENİŞLEMEDE MİLAT NİTELİĞİNDE BİR YIL”

    2019’un  Mazars'ın çarpıcı finansal performansının yanı sıra Mazars North America Alliance’a da sahne olduğunu söyleyen Hervé Hélias, “Mazars North America Alliance, Mazars ile Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'nın önde gelen beş firması ve MNP ile imzalanan milat niteliğinde bir anlaşma olarak gösteriliyor ve Mazars açısından ezber bozuyor” dedi.

    Anlaşma firmanın Kuzey Amerika'da çalışma alanını genişletmesine ve uluslararası müşterilerinin bölgedeki 16 bin profesyonele daha erişmesine olanak tanıyor. Şu anda, Mazars'ın dünya genelinde müşterilere hizmet veren 40 bin 400 profesyonel çalışanı ve 91 ülke ile bölgede 318 ofisi bulunuyor.

    “2020 YILINDAKİ HEDEFİMİZ 2 MİLYAR EURO”

    Firmanın büyüme stratejisi hakkında yorum yapan Hélias, “Dört yıl önce, Next-20 adında iddialı bir stratejik plan hazırladık. Çin'de kritik bir büyüklüğe ulaşmak amacıyla bu geniş pazarda etkinliğimizin artırılması ve Kuzey Amerika'da güçlü ve rekabetçi hizmetler geliştirilmesi başlıca önceliklerimiz arasında yer alırken, Grup Başkanı Philippe Castagnac'ın görevi devretmesine ilişkin başarılı bir planlama çerçevesinde yönetimimizde de sorunsuz bir geçiş planladık. Bugün, bu hedeflerin yerine getirildiğini söylemekten büyük gurur duyuyorum. 2020 yılındaki hedefimiz 2 milyar Euro gelir elde etmek ve bunu başaracağımızdan hiç şüphem yok” ifadelerini kullandı.

    HER YERDE HER ZAMAN GELİŞME

    Mazars'ın uluslararası arenadaki büyümesi gelir kaynaklarının coğrafi dağılımına da yansıdığını söyleyen Hélias, şirketin ücret gelirlerinden üçte birinden fazlasının artık Avrupa dışından geldiğini dile getirdi.

    KAPSAMLI VE DENGELİ UZMANLIK

    Mazars'ın uzmanlığının temelini denetim hizmetlerinin oluşturduğunu aktaran Hélias, “Önümüzdeki yıllarda da şirketin temel faaliyet alanını oluşturmaya devam edeceğiz. Müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına uygun destek vermek amacıyla, danışmanlık, vergi ve uyumluluk hizmetleri alanında önemli hizmetler geliştirdik. Bugün, denetim ve muhasebe hizmetleri toplam gelirlerin yüzde 63'ünü, danışmanlık hizmetleri ise yüzde 37'sini oluşturmaktadır” dedi.

    SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR BÜYÜME STRATEJİSİ

    Mazars'ın gücünün kârlı ve sürdürülebilir bir şekilde büyüme kapasitesinden de kaynaklandığını belirten Hélias, “Gelişiminin merkezinde insanlar ve teknik mükemmeliyete yer veren firmamız denetim ve danışmanlık hizmetlerine yapay zeka, makine öğrenimi ve kapsamlı veri analizini entegre ederek ekiplerinin yanı sıra teknolojik inovasyona da sürekli olarak yatırım yapmaktadır. 2019 yılında, firma personelinin yüzde 92'si eğitim programlarına katılmıştır” diye konuştu.

     



  • Ek fotoğraf // Yurtdışında iş yapan Türkleri, 'Türk güvenlik şirketleri korusun' önerisi



  • Yurt dışında iş yapan Türkleri, ‘Türk güvenlik şirketleri korusun’ önerisi

    İSTANBUL, (DHA) – Terör Uzmanı Dr. Eray Güçlüer, Somali gibi ülkelerde görev yapan Türk firmalarının güvenliğinin sağlanması için Türk özel güvenlik şirketlerine yetki verilmesi gerektiğini söyledi.  Dr. Güçlüer, “Türkiye’deki özel güvenlik şirketlerinin yurt dışında da çalışabilmesinin önü açılmalıdır. Yasal sınırları belli, devlet kontrolünde, faaliyette bulunulan ülkelerle de anlaşma dahilinde bu düzenleme yapılmalıdır” dedi.

    Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Terör Uzmanı Dr. Eray Güçlüer, Somali’de iş yapan Türk müteahhitlik firmasının şantiyesine düzenlenen bombalı saldırı, Türkiye ile Rusya arasında Libya’da ateşkesin sağlanması için yapılan Moskova Zirvesi ve Berlin’deki Libya Konferansı üzerine açıklamalar yaptı.

    YURT DIŞINDA İŞ YAPAN TÜRK ŞİRKETLERİNİN GÜVENLİĞİ SAĞLANMALI

    Libya, Somali, Katar gibi ülkelerde bulunan Türk askerinin görevinin teknik ve taktik destek sağlamak olduğunu vurgulayan Dr. Güçlüer, “TSK tarafından o ülkelerdeki askeri ve yerel kolluk güçlerine eğitim, malzeme desteği veriliyor. Bunula birlikte örneğin Somali’de yol inşa eden Türk şirketinin güvenliğinin sağlanması da gerekiyor. Doğal olarak Türk askerinden böyle görevler de bekleniyor. Askerimiz bunu oradaki yerel güvenlik birimleri üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Aslında burada yerel unsurlar ile Türk askeri arasında yarı geçişken paramiliter bir güce ihtiyaç var” diye konuştu.

    “TÜRK ORDUSUNUN YÜKÜ DE HAFİFLER”

    Dr. Güçlüer, “Bence askerlerimizden ziyade devlet tarafından denetlenen, kanunen sınırları belli, Türkiye’deki özel güvenlik teşkilatlarına, yurt dışına iş yapan Türk firmalarının korunması için yetki verilmesi, önlerinin açılması gerekiyor. Yurt dışında iş yapan Türk firmaların o ülkelerle yaptıkları anlaşmalara bu maddenin konulması lazım. Türk özel güvenlik firmaları, yapılan işin ve iş yapan şirketlerin korunmasında görevli olmalıdır, bunun önünü açmalıyız. Bu düzenleme ordumuzun yurt dışındaki yükünü hafifletir ve Türk firmalarının yurt dışında çalışmalarının da önü açılır. Bunların devlete masrafları da olmaz” ifadelerini kullandı.

    MOSKOVA ZİRVESİ’NİN ÜZERİNE BERLİN’İN GÖLGESİ DÜŞTÜ

    Moskova Zirvesi’nin başında her şeyin yolunda olduğunu aktaran Dr. Güçlüer, “Berlin’de Libya Konferansı’nın yapılacağı biliniyordu. Fakat Türkiye ile Rusya konferans öncesi taraflar arasında kalıcı bir ateşkesi sağlamak ve bu ateşkes üzerinden siyasi yol haritası belirlemek için Moskova’da zirve düzenledi. Aslında zirvenin başında her şey yolundaydı. Libya'nın doğusunu kontrol altında tutan isyancı General Hafter, önüne konan ateşkes metnini de imzalamak üzereydi. Son anda çark etti, biraz zaman istedi. Sonra ateşkesi imzalamadan Moskova’yı terk etti. Aslında Moskova Zirvesi’nin üzerine Berlin’in gölgesi düştü. Çünkü Moskova’da ateşkes imzalansaydı. Avrupa ülkelerinin Libya’ya istedikleri gibi müdahil zorlaşacaktı ” ifadelerini kullandı.

    “BERLİN’DEN HAFTER’E TALİMAT VERİLDİ”

    Türkiye ile Rusya’nın iş birliği ile Libya’da ateşkes sağlansaydı, Avrupa ülkelerinin artık bir fonksiyonunun kalmayacağını vurgulayan Dr. Eray Güçlüer, “Berlin’deki Libya Konferansı’nda ne konuşulacaktı, zaten ateşkes olmuştu. Sadece ateşkesin siyasi yol haritası tartışılabilirdi. O yüzden Berlin’den Hafter’e talimat verildi. Talimatı, Almanya üzerinden Avrupa ülkeleri verdi. Avrupalı ülkeler ‘bizim olmadığımız ateşkesi istemiyoruz’ dedi. Berlin konferansına kadar Hafter pek çok saldırı yaptı, limanları abluka altına aldı. Moskova’da ateşkes anlaşması imzalansaydı kan dökülmezdi” dedi.

    UMH’NİN ORTADAN KALMASINA YÖNELİK TEHDİT DURDU, TÜRKİYE BARIŞIN ANAHTARI OLDU.

    55 maddelik ateşkes metninin imzalanmasını, BM tarafından Libya’nın meşru hükümeti olarak tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ortadan kalkmasına yönelik tehdidin durması olarak okuduğunu söyleyen Dr. Güçlüer, “Meşrutiyeti olan hükümeti ortadan kaldırmakla görevli Hafter gibi bir aparatın durması, meşru hükümetin güçlenmesine zemin hazırlayacaktır. Meşru hükümetin güçlenerek Hafter karşısında bir denge oluşması için ateşkesin imzalanması son derece önemliydi. Türkiye Libya’da barışın anahtarı oldu” diye konuştu.

    “ATEŞKEŞ ANLAŞMASINI HAFTER BOZMAK İSTYECEKTİR”

    Dr. Güçlüer, “Hafter ile yapılan anlaşma kalıcı olur mu? Bence zor. Hafter’in ateşkesi bozma ihtimali yüksektir. Çünkü Hafter’i oluşturan, destekleyen arkasındaki güç zeminin arasında çatlaklıklar, çıkar çatışmaları var. Ancak bölgedeki Türk Silahlı Kuvvetleri'nin varlığı önemli bir denge unsurudur” ifadelerini kullandı.



  • "‘Gizemli virüs’ yeni bir salgının habercisi olabilir"

    Haber: Gökçe KARAKÖSE-Kamera: Hüseyin ÇAKMAK/İSTANBUL, (DHA) - Çin’de ortaya çıkan gizemli virüs 9 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Bu virüsün yeni bir salgının habercisi olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Özer Akgül, “Türkiye için alarm verici bir durum yok ama solunum yoluyla yayıldığı için Türkiye’de olmaz demek de mümkün değil” dedi.

    Şimdiye kadar 9 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan ve Çin'de ortaya çıkan 2019-nCoV adı verilen corona virüs dünyada tehdit oluşturdu. Türkiye’de de virüsten etkilenmemek için İstanbul Havalimanı’ndaki Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü ekipleri harekete geçti. Türkiye'de 'gizemli virüse' ilişkin herhangi bir hastanın olmadığını belirten Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da, "Bizde şu an herhangi bir hastanın hatta riskli hastanın olmadığının altını çizmek istiyorum" açıklamasında bulundu.

    Ortaya çıkan bu virüsün corona virüs ailesinden olduğunu ve bu aileden 6 virüsün bilindiğini belirten İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Özer Akgül, “Yeni tanımlanan bu virüs ailenin 7’ncisi olarak biliniyor. Daha önce ortaya çıkan SARS ve MERS virüslerinin yakın akrabası diyebiliriz. Diğerleri gibi bunların da salgın yapabilme ihtimali var ancak virüsün henüz çok bilinirliği olmadığı için salgın öngörüsünde bulunmak çok da mümkün değil” ifadelerini kullandı.

    "SOLUNUM YOLU İLE BULAŞIYOR"

    Henüz Türkiye’de gözükmeyen bu virüs için alınacak önlemlerin solunum yolu sistemi enfeksiyonlarına yol açan virüslere karşı alınan önlemlerle aynı olabileceğine dikkat çeken Akgül, “Hasta ile temas etmeden önce ve sonra mutlaka su ve sabunla el yıkamak, ölü veya canlı enfekte olduğu düşünülen hayvanlarla temaslardan kaçınmak önem taşır. Öksürürken ve hapşırırken burun ve ağız bölgesinin bilek bölgesinin içine kapatılmasına özen gösterebiliriz. Solunum yolu ile bulaştığı için özellikle şüpheli olan bölgelerden gelen yolculara mutlaka enfeksiyon hastalıkları taraması yapılması gerekir” diye konuştu.

    "VİRÜSÜN BULAŞMA İHTİMALİ YÜKSEK ÜLKELER ARASINDAYIZ"

    Türkiye’de alarm verici bir belirtinin olmadığını ancak ‘olmaz’ demenin de mümkün gözükmediğini ifade eden Özer, “Dünya globalleşti ve uçaklarla her yere seyahat edilebiliyor. Bu nedenle bulaşma ihtimali yüksek ülkeler arasında konumlanıyoruz” dedi.

    "GRİP, SOĞUK ALGINLIĞI VE ZATÜRRE BELİRTİLERİ GÖRÜLÜYOR"

    Corona virüs ailesinin genel olarak yaptığı belirtilerin görüldüğüne dikkat çeken Özer, şunları söyledi:

    “Genel olarak yaptığı belirtiler hep solunum yolu sistemi üzerine. Grip, soğuk algınlığı, zatürre gibi hastalıkların temel belirtilerini gösteriyor. Herhangi ekstra bir farklılık yok. Sadece bu hastalık biraz daha ağır geçiriliyor ve ortak belirtisi ateş. Uçaklardaki enfeksiyon kontrolleri de aslında ateş takibi. Hastalardaki ateşi ölçüyorlar ve yüksek ateşi olan, solunum sistemi rahatsızlıkları belirtisi taşıyan hastaları karantinaya alıyorlar. Ateş tipik bir bulgu ve bunun üstüne de solunum sistemi eklenebiliyor.”

    Yeni bir salgının gelmesinden korktuklarını belirten vatandaşların bazıları virüsten korunmak için kalabalık ortamlardan uzak durduğunu ve hijyene dikkat ettiklerini söylerken bazıları da Dünya Sağlık Örgütünü bile alarma geçiren bu gizemli virüsten henüz haberleri olmadığını belirtiyor. 

    FOTOĞRAFLI/GÖRÜNTÜLÜ

     



  • "Kalıcı işitme kaybından korunabilirsiniz"

    İSTANBUL, (DHA) YAŞIN ilerlemesiyle birlikte daha fazla görülen işitme kayıpları, gençlik hatta çocukluk döneminde bile yaşanabiliyor. İşitme kayıplarında aşırı gürültünün yanında çeşitli ilaçların kullanımı, bazı hastalıklar, çocukluk döneminde yapılmayan bazı aşılar rol oynayabiliyor. Farklı nedenlerden kaynaklanabilen işitme kayıplarında nedene göre birçok tedavi uygulanabiliyor. Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Prof. Dr. Cem Devge, işitme kayıpları öncesinde denge kaybının görülebildiğini belirterek korunma ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

    “AŞIRI GÜRÜLTÜDEN UZAK DURUN”

    Memorial Ataşehir Hastanesi KBB Bölümü’nden Prof. Dr. Cem Devge, İşitme kayıplarının birçok farklı nedeni olabileceğini belirterek, “Fizyolojik mekanizmadaki bozukluğun nereden kaynaklandığının bilinmesi tedavi planının doğru olarak yapılabilmesi için önemlidir. Ülkemizde çok önemsenmeyen aşırı sese maruz kalmak, işitme kayıplarına yol açabilmektedir. Akustik travmalar iç kulakta duymayı sağlayan tüylü hücrelerin sayısında azalmaya neden olabilmektedir. Özellikle aşırı gürültülü meslek gruplarında çalışan kişilerin bu olumsuz etkiyi azaltmak amacıyla sesten korunmayı sağlayan özel kulaklıklar kullanması gerekmektedir” dedi.

    “AĞRI KESİCİLER İŞİTMENİZİ ETKİLEYEBİLİR”

    Prof. Dr. Cem Devge ilaçlar ve işitme kaybı arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, “Kullanılan bazı ilaçlar işitme kayıplarına zemin hazırlayabilmektedir. Özellikle çok sık kullanılan ağrı kesiciler, kemoterapi ilaçları ve bazı antibiyotikler iç kulaktaki tüylü hücrelere zarar verebilmektedir. Bunun yanı sıra özellikle bel bölgesinden uygulanan epidural anestezi başta olmak üzere bazı anestezi yöntemleri de ani işitme kayıplarına yol açabilmektedir” dedi.

    “İŞİTME KAYBINDAN ÖNCE DENGENİZ BOZULABİLİR”

    Prof. Dr. Devge sözlerine şöyle devam etti: “Az, orta ya da ileri düzeylerde işitme kayıpları yaşamın belli bir döneminde ortaya çıkabilmektedir. Kişi bazen bu durumu fark edemeyebilir. İşitme sistemi ile denge sistemi iç kulakta anatomik olarak yan yana olduğu için, bazen işitme kayıplarından önce denge problemleri yaşanabilir. Denge bozukluğu ile başlayan daha sonra işitme kayıplarıyla devam eden birçok hastalık bulunmaktadır. Bunun için denge sorunları yaşandığında işitme kaybı olup olmadığı da mutlaka kontrol edilmelidir. İç kulağın beslenmesindeki yetersizliklerden ya da iç kulaktaki dokusal bozukluklardan kaynaklanabilen bu tür durumlara zamanında müdahale edilmesiyle işitme kaybı düzeltilebilmektedir.”  

    “DİYABET VE TİROİT HASTALIKLARINI KONTROL ALTINDA TUTUN”

    Diyabet ve tiroit bezinin az çalışmasının işitme sistemini etkilediğini belirten Prof. Dr. Devge “Romatizmal hastalıklar ve bağışıklık sistemini ilgilendiren rahatsızlıklar hem orta kulak hem de iç kulakta sorunlara yol açarak işitme kaybına neden olabilmektedir. Bazı nörolojik hastalıklar da koku alma bozukluğuyla başlayarak daha sonra işitme sorunlarıyla ortaya çıkabilmektedir” dedi.

    “HEM KENDİNİZİ HEM ÇOCUĞUNUZU AŞILATIN”

    Herhangi bir yaşta geçirilen kızamık, menenjit, sifiliz, kızamıkçık ve kabakulak gibi hastalıkların işitme sistemini etkileyebileceğini belirten Prof. Dr. Devge, “Hamile iken geçirilen kızamıkçık, toksoplasma, CMV gibi enfeksiyon hastalıkları yenidoğan bebekte işitsel sorunlara yol açabilmektedir. Gerekli aşıları hem annenin hem de bebeğin zamanında yaptırması, bu tür işitme kayıplarına karşı alınabilecek önlemlerin başında gelmektedir” dedi.

    “ÇOCUĞUNUZUN ORTA KULAK İLTİHABINI İHMAL ETMEYİN”

    Çocuklarda tekrarlayan ve uzun süre tedavi edilmeyen orta kulak enfeksiyonlarının ilerleyen dönemde işitme sorunları olarak karşımıza çıkabileceğini ifade eden Prof. Dr. Devge, “Çocukluk döneminde sık yaşanabilen orta kulak enfeksiyonları ya da orta kulakta sıvı birikimleri 3-4 ayı geçiyorsa müdahalede geç kalınmamalıdır. Uzun süre devam eden basit orta kulak problemlerine bağlı işitme kayıpları, ileri dönemlerde çocuklarda işitme sırasında gerçekleşen beyinsel işlemleme bozukluklarına ve seslerin algılanmasında bozulmalara yol açmaktadır. Bununla birlikte her orta kulak enfeksiyonu ya da sıvı toplanmasında orta kulağa tüp takılması da doğru bir yaklaşım değildir” dedi.  

    “TEDAVİDE UMUT VEREN YÖNTEM: LYCREX”

    Prof. Dr. Devge tedavi türlerine de değinirken, “İşitme fizyolojisindeki bozukluklar çok değişik tiplerde olabileceğinden tedaviler de çok çeşitli olabilmektedir. Orta kulak enfeksiyonlarının tedavisi için antibiyotikler kullanılırken, işitme sistemini etkileyen bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisi için ise steroid ve kemoterapötik ilaçlar kullanılabilmektedir. İşitme kayıplarının rehabilitasyonunda işitme cihazları, orta kulak ve iç kulak implantları kullanılabilirken, iç kulak tüylü hücrelerinin enerji seviyelerini artırıcı lazer ya da yüksek enerjili fotonik elektromanyetik dalgalar gibi özellikli yöntemler de tedavide gündeme gelebilmektedir” dedi.

    İşitme kayıplarının tedavisinde tüylü hücrelerin sayısını artırmaya yönelik olarak geliştirilen “Lycrex-1” yönteminin hastalar için yeni bir umut olduğunu ifade eden Prof. Dr. Devge, “Lycrex-1 yöntemi ile iç kulakta uyuyan destek hücreleri bulunarak nöral veya sinirsel büyüme faktörlerinin uygulanması ile bu hücrelerin tüylü hücrelere doğru farklılaşmaları sağlanıp, yeni fonksiyonel tüylü hücreler oluşturulması amaçlanmaktadır” dedi. İlk olarak Japonya’da başlayan uygulama Prof. Dr. Cem Devge tarafından geliştirilerek Türkiye’de de uygulanmaktadır. Lycrex-1 yöntemi ile kulağın işittiği bir ya da birden fazla ses frekansında yüzde 5-15 arasında iyileşme elde edilebilmektedir.

    Prof. Dr. Devge sözlerini şöyle noktaladı: “Tam sağır olan ve iç kulaklarında tüylü hücreler bulunmayan hastalar, koklear implant veya beyin sapı implantları uygulamaları ile işitebilmektedir. İleri ve orta düzeyde işitme kaybına sahip hastalara ise, işitme cihazlarından veya orta kulak implantlarından fayda görebilirler. Ancak, bir hastanın işitme cihazından veya orta kulak implantından fayda görebilmesi için, azımsanmayacak derecede işitme yeteneğine sahip olması gerekmektedir. İleri düzeyde işitme kaybına sahip hastaların iç kulakları o kadar az sayıda canlı tüylü hücre içerir ki bu durum onlara işitme cihazlarından faydalanma olanağı vermemektedir. Lycrex-1 tedavisi bir yandan işitme cihazı kullanması gereken hastalara cihaz kullanmadan işitebilme olanağı sunabilirken, diğer yandan da kullanmaya çalıştıkları işitme cihazları ile bile duyamayan hastalar, en azından işitme cihazından fayda görebilecek duruma gelmektedir. Lycrex-1 tedavisine erken başlanması başarı oranlarını artırmaktadır.”

    FOTOĞRAFLI



  • Boks eldivenleriyle kadınlara örnek oldu

    İSTANBUL, (DHA) - EŞİNİ ve çocuğunu kaybettikten sonra sporla hayata tutunan Gülsüm Özen (32), Kick Boks’ta kazandığı 11’i altın 22 madalyayla umutsuz kadınların hem sesi hem de umudu oldu.

    Antalya’da düzenlenen ve 60 ilden 2 bin sporcunun katıldığı Türkiye Açık Kick Boks Turnuvası’nda Bağcılar Belediyesi sporcusu Gülsüm Özen, kendi kategorisinde şampiyon oldu. Birincilik kürsüsüne çıkan Özen, bu şampiyonluğuyla 22. madalyasını elde etti. Azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağını gösteren Gülsüm, şu anda çoğunluğu ev hanımı olmak üzere 300 kadına eğitim veriyor. Kursiyerlerden kimi kendini savunmak için Kick Boks öğreniyor kimi de stres ve yorgunluğunu yenmek için pilates, aerobik, step ve zumba yapıyor.

    SPORLA HAYATA TUTUNDU

    2017’de ilk madalyasını kazanan Gülsüm’ün sporla tanışıklığı 2012’de eşi Altay Özen’i kaybetmesiyle başladı. 2 yaşındaki çocuğu Melih’i, ardından da eşi Altay’ı kaybeden Gülsüm’ün dünyası karardı. Hayattaki tek dayanağı olan oğlu Yusuf’a layık bir anne olabilmek için ayağa kalkması gereken Gülsüm, sporla hayata tutundu. Spor yaptıkça hayatı düzene giren Gülsüm, azmetti ve lisansını da alarak profesyonel bir sporcu oldu. Ardından da sırasıyla Bağcılar, İstanbul, Türkiye ve Uluslararası turnuvalardaki birinciliklerle başarı merdivenlerini hızlıca tırmandı. Başarılı sporcu bugüne kadar yarıştığı müsabakalardan 11 altın, 8 gümüş ve 3 bronz olmak üzere toplam 22 madalya kazandı.

    PİLATES, AEROBİK, STEP VE ZUMBA YAPIYORLAR

    Bağcılar Belediyesi Göztepe Spor Kompleksi’nde eğitmen olarak çalışan Gülsüm Özen’in başarı hikayesi, yorgun, moralsiz, umutsuz birçok kadına da örnek oldu. Birçok kadının kendine rol model aldığı Gülsüm’le spor yapmak için kursa kayıt yaptırdı. Kısa sürede başvuru yapanların sayısı 300’e ulaştı. Çoğunluğu ev hanımlarından oluşan kursiyerler, seçtikleri branşlarda eğitim almaya başladı. Kimi şiddet ve olumsuz olaylara karşı kendini savunmak için Kick Boks öğrenirken kimi de evde paslanmak yerine enerjik ve pozitif olmak için pilates, zumba, aerobik ve step yapıyor. Samimi bir ortamda geçen eğitim sırasında eğlenceli dakikalar yaşayan kursiyerler, spor sayesinde stres, sıkıntı ve yorgunluklarından kurtularak hem kendilerine hem de çevrelerine ışık saçıyor.

    SPOR YAPANLAR NEGATİF OLAN HER ŞEYDEN UZAKLAŞIR

    Kadınların sporla önce kendilerini sonra da çevrelerini değiştirebileceğini söyleyen Gülsüm Özen, “Üst üste gelen sıkıntılar ve yalnızlığım beni yıldırmadı. Kendimde yeniden ayağa kalkabilecek ışığı gördüm. İnsanın mücadele edip kazanamayacağız bir şey olamaz. En büyük dostum boks eldivenlerim oldu. Eldivenleri giyince kendime olan güvenim arttı ve şampiyonluklar elde ettim. Bugün geldiğim noktanın birilerine örnek olması beni en çok mutlu eden şey oldu. Başarılarım, ders verdiğim kadınlara ses oldu. Sayımız her geçen gün artıyor. Spor yapan herkesin negatif her şeyden uzaklaştığına ve daha pozitif olduğuna inanıyorum. Herkese tavsiye ederim” dedi.

    Şampiyon Gülsüm, kendisine verdiği maddi ve manevi katkılardan dolayı da Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı’ya teşekkür etti.



  • THY’ye ‘Topraktan Askerler’ dopingi: Sefer sayısını kısa sürede 4’e çıkardı

    Gökhan ARTAN-İSTANBUL (DHA) - Türk Hava Yolları, 2 bin yıllık geçmişi olan gizemli yeraltı ordusu Terracota Askerlerine ev sahipliği yapan Xian’a geçtiğimiz aydan itibaren uçuşlara başlarken, dünyanın birçok noktasından kente gizemli yeraltı ordusunu görmek isteyen binlerce turisti artık taşıyor. Her yıl iki milyondan fazla turistin ziyaret ettiği gizemli yeraltı ordusunu görmek isteyen turistlerden yoğun talep görmeye başlamasıyla THY, Xian seferlerini haftada 4’e çıkarma kararı aldı.

    Türkiye’ye gelen Çinli turist sayısı geçtiğimiz yılın 11 ayında yüzde 9,13 artışla 403 bine 739’a çıkarken, THY'nin Çin hatlarında yapılan seferleri turistlerle dolup taştı. Çinli turistlerin akın akın Türkiye'ye gelmesiyle THY’nin Uzakdoğu seferlerinde de yolcu ve doluluk oranları da arttı. Geçtiğimiz yıl transit yolcu sayısı 24,5 milyona ve toplam tarifeli dış hat yolcusu ise 42 milyon 429 bine ulaşan THY’nin Uzakdoğu uçuşlarında yolcu sayısı ise yüzde 7 artarak 5 milyon 913 bine yükseldi. Doluluk oranları ise yüzde 85,7 oldu. Çin Halk Cumhuriyeti’ne ilk uçuşunu 1999 yılında Pekin’e yapan THY’nin, Şanghay, Guangzhou, Hong Kong ve son olarak geçtiğimiz aydan itibaren uçmaya başladığı Xian’a da seferleri var.

    YOĞUN TALEP SEFER SAYISINI KISA SÜREDE 4’E ÇIKARMA KARARI GETİRDİ

    2 bin yıllık geçmişi olan, 8 binden fazla terracota askerin bulunduğu gizemli yeraltı ordusuna ev sahipliği yapan Çin’in Xian kentine uçuşlara geçtiğimiz ay başlayan THY, dünyanın birçok ülkesinden terracota’ları görmek isteyen turistlerden kısa sürede önemli pay aldı.İstanbul Havalimanı aktarmalı birçok ülkeden turist THY ile Xian’a artık gidiyor. Xian’a haftada 3 kez uçmaya başlayan THY, yoğun talepler nedeniyle kente uçuşlarını 30 Mart tarihi itibariyle haftada 4’e çıkarma kararı aldı.

    MÜZEYE AKIN VAR

    Xian kenti, Milattan Önce 210 yılında yapılan yeraltı ordusu Terracota Askerlerine ev sahipliği yapmasıyla dünyaca ünlü. UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirasları Listesi’ne alınan ilk Çin imparatoru Qin Shi Huang'ın mezarında bulunan 10 binden fazla toprak askeri görmek için dünyanın birçok noktasından müzeye akın ediyor. Her yıl iki milyondan fazla turistin gizemli yeraltı ordusunu ziyaret ettiği belirtiliyor.

    HEPSİ BİRBİRİNDEN FARKLI

    Çin tarihinde 11 hanedanlığa başkent olmuş Xian kentindeki mezarda mimikleri ve yüz yapılarına kadar farklı olmalarıyla da dikkat çeken topraktan askerler imparatorun ordusundaki askerlerin bire bir kopyası olarak yapıldığı da araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştı. Heykellerin boyları 183-195 santimetre arasında değişiyor. Kıyafetleri, saçlarının topuzuna kadar askerler birbirinden farklı olarak savaşa hazır konumunda bulunuyor. İmparatorun yer altı mezarını yaptırmasının nedeni ise öldükten sonra topraktan askerlerin kendisini koruyacağı inanışı.

    MEZAR YAPIMINDA 700 BİN KİŞİ ÇALIŞMIŞ

    600 çukurdan sadece 65’i açılırken, mezar yapımında 700 bin kişinin çalıştığı ve 37 yılda yapıldığı tahmin ediliyor. Ordunun 98 kilometrekarelik bir alana yayıldığı da belirlendi. Kazılan çukurlarda kılıç, mızrak, balta, pala, kalkan, mızrak ve ok başı gibi birçok silah bulundu. 40 binden fazla bronz silah parçası bulundu. Yeraltı ordusunun gömen işçilerinin de, mezarın yerinin başkaları tarafından öğrenilmemesi için öldürülerek, bu mezarlara gömüldüğü sanılıyor. Çin'deki tüm beylikleri yenen Qin Shi Huang, Qin Hanedanı'nı kurup kendini imparator ilan ederken mezarı hayattayken yapılmaya başlandı.

    KUYU AÇAN ÇİFTÇİLER TESADÜF ESERİ BULDU

    Gizemli ordu 1974 yılında Lintong Bölgesi'nde yerel çiftçiler tarafından kuyu açma sırasında keşfedildi. Topkapı Sarayı’nda da geçen yıllarda sergilenen askerler dışında mezarda 520 atlı, 130 savaş arabası ve 150 süvari atı ile birlikte, savaş aletleri de dahil araç ve gereçleri yer alıyor. Birçok heykel ise yeni bir teknoloji gelişene kadar kimyası bozulmaması için topraktan çıkarılmıyor. Terracotta Ordusu'nun kazılmasından sonra, bazı pişmiş toprak figürlerinde bulunan boyalı yüzey dökülmeye ve kaybolmaya başladı.

    DÜNYANIN 8 HARİKASI'NDAN BİRİ OLARAK GÖRÜLÜYOR

    "Dünyanın 8 Harikası"dan biri olarak görülen alanda, Çin'in ünlü ölümsüz ordusunun eşlik ettiği imparatorun mezarı ise yerin 36 metre altında bulunuyor. Yer altı ordusu için yaklaşık 7 metre derinliğinde, dört ana çukur kazılırken bunlardan en büyüğü ise 230 metre uzunluğunda ve 62 metre genişliğinde olan çukurda 6 binden fazla figür yer alıyor. İkinci ve üçüncü çukurda ise savaş arabalarının yanı sıra süvari ve piyade birimleri ile yüksek rütbeli subaylar ve bir savaş arabası bulunuyor.

    (FOTOĞRAFLI)