MEDYAJANS
07. 04. 2020
DHA SON DAKİKA HABERLERİ
DHA RSS Video Foto
  • Pazarlarda ‘Sen gelme biz sana geliriz’ projesiyle evlere servis başladı

    İSTANBUL, (DHA) - Koronavirüs (COVID-19) salgını nedeniyle sokağa çıkamayan 65 yaş üstü vatandaşlar ve kronik hastalar, pazar alışverişini telefonla yapıyor. Belediyenin servis aracı ile siparişler zabıta eşliğinde evlere teslim ediliyor.

    65 yaş üstü vatandaşlar ve evinde yaşlı bakmakta olan kadınlar uygulamadan çok memnun olduklarını belirtti. Saniye Akçay, “İki yaşlıya baktığım için dışarı çıkma imkanım yok. Çıksam aklım onlarda kalıyor. Bu hizmet sayesinde çok rahatladım. Pazarcı arkadaşlara ve belediyemiz zabıta ekiplerine teşekkür ediyorum” dedi.

    Bağcılar Belediyesi, yeni tip koronavirüsün (COVID-19) Türkiye'de görülmeye başladığı ilk günden itibaren risk grubunda bulunan 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olan ilçe sakinlerine yönelik başlattığı hizmetleri çeşitlendirerek devam ettiğini duyurdu. Belediye, sokağa çıkma yasağı nedeniyle pazar yerlerine ulaşamayan ilçe sakinleri için pazarcılarla birlikte ‘Sen gelme biz sana geliriz’ projesini hayata geçirdi.

    Uygulama kapsamında ihtiyaç sahibi 65 yaş üstü vatandaşlar, telefonla ulaştıkları pazarcılara siparişlerini yazdırıyor. Pazarcı esnafı da meyvesinden kuru gıdasına kadar kendilerinden istenen yiyecek malzemelerini hijyenik ortamda paketliyor. Kendisinde bulunmayan ürünleri yanındaki tezgahlardan tedarik ediyor. Hazır hale gelen siparişler Bağcılar Belediyesi’ne ait minibüsle belirlenen adreslere servis ediliyor. Evlerin kapısına kadar Bağcılar Belediyesi zabıta ekipleri ve pazarcılar tarafından götürülen ürünler burada sahiplerine teslim ediliyor. Vatandaşlardan bu servis hizmeti için hiçbir ücret talep edilmiyor. Öte yandan pazarlarda ihtiyaç sahipleri için de ücretsiz alabilecekleri ‘hayır köşesi’ de bulunuyor.

    “EVİMDE İKİ YAŞLIYA BAKIYORUM, DIŞARI ÇIKAMIYORUM”

    Servisi yapan ekipleri vatandaşlar dua ve güler yüzle karşılıyor. Sancaktepe Mahallesi’nde oturan ve hizmetten çok memnun kaldığını söyleyen Saniye Akçay, “Evimde iki yaşlıya bakıyorum. O yüzden kendim de dışarı çıkamıyorum. Çıksam aklım onlarda kalıyor. Bu hizmet sayesinde çok rahat ettik. Bize bu imkanı sağlayan yetkililere çok teşekkür ediyorum. Zorunlu olmadıkça herkesi evde kalmaya davet ediyorum. Dışarı çıkmayarak salgını yeneceğiz inşallah” dedi.

    İhtiyaç sahibi vatandaşların her koşulda yanında olduklarını söyleyen Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı da “65 yaş üstü ilçe sakinlerimizi ve kronik hastalarımızı bu zor günlerinde de unutmadık. Her şartta olduğu gibi bugün de yanlarındayız. Ekiplerimiz hangi semtte pazar kuruluyorsa orada servis hizmetini yürütüyor. Engelli ve yaşlılarımız için büyük bir kolaylık. Bu uygulama pazarcı esnafının da hemşerilerimizin de memnuniyetini artırdı” diye konuştu.

    ‘Sen gelme biz sana geliriz’ projesi ilçede kurulan 20 pazarın büyük çoğunluğunda uygulanıyor. 



  • Evde spor yaparken dikkat edilmesi gerekenler

    İSTANBUL, (DHA) – Yeni tip koronavirüs (Covid-19) nedeniyle evde spor yapanlara doğru ev sporu konusunda tavsiyelerde bulunan Boyner’in Aktif Spor, Jeans ve Genç Giyim Grubu Direktörü Semih Sertan, yoğun ve yıpratıcı değil, hafif ve sık aralıklarla egzersiz yapmak gerektiğini söyledi.

    Doğru ekipman ve yöntemle evde düzenli bir şekilde yapılacak olan sporun faydalı olduğunu dile getiren Boyner’in Aktif Spor, Jeans ve Genç Giyim Grubu Direktörü Semih Sertan, egzersiz düzeni ne olursa olsun, doğru beslenmenin önemine vurgu yaptı. Sertan, "Öğün düzenimizi ve tüketeceğimiz besinleri doğru seçerken, vücudumuza gerektiği oranda sıvı almayı unutmamalıyız. Zaten bu konuya, yalnızca spor yapanların değil, bağışıklık sistemini güçlü tutmak adına herkesin dikkat etmesi gerekiyor” dedi.

    “HAFİF VE SIK ARALIKLARLA EGZERSİZ YAPIN”

    Evde spor yaparken yoğun bir programdan kaçınılması gerektiğini belirten Sertan, sözlerine şöyle devam ediyor:

    “Bu dönemde evde hareketsiz kalma oranımız büyük oranda artacağından herkesin kendi yaş ve kilosuna uygun spor programları belirlemesi önem taşıyor. Gün içinde birkaç kere uygulanan yıpratıcı ve yorucu egzersizler yerine, gün içinde 3-4 kere 10-15 dakikalık basit ama etkili egzersiz hareketlerini uygulamak daha doğru olacaktır. Bu programı hazırlarken dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise, yemek saatlerinin hemen önüne veya sonrasına bir egzersiz planı koymadan, araya mutlaka en az 1'er saatlik boşluk eklenmesidir."

    METABOLİZMAYI HIZLANDIRMANIN YOLLARI

    Evde yapılan sporun terleme ya da hızlı kalori yakma amaçlı olmadığını belirten Semih Sertan, "Esneme-germe; kol, bacak, bel ve boyun bölgeleri odaklı yapılacak ısınma hareketleri bile, saat başı yapıldığında vücudun bazal metabolizmasını hızlandırır ve yoğun egzersizlerle aynı görevi görür. Özellikle evde bilgisayar başında çalışanlar, saat başı alarm kurarak kendilerine egzersiz yapmaları gerektiğini hatırlatabilirler” diye konuştu.

    DOĞRU KIYAFET VE EKİPMAN SEÇMEK ÖNEMLİ

    Evde yapılan spordan verim alabilmenin yolunun doğru kıyafet seçiminden geçtiğini aktaran Sertan, “Hem sağlığı korumak hem de motivasyon ve dayanıklılığı artırmak adına, spor malzemelerini seçerken dikkat edilmesi gereken pek çok detay bulunuyor. Sportif aktivite sırasında terleme olasılığına karşın çabuk kuruyan ve nefes aldıran kumaşları tercih etmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “KIYAFETLER NE ÇOK BOL NE DE ÇOK DAR OLMALI”

    Antrenmanda aşırı bol kıyafetler tercih edilmemesi uyarısında bulunan Sertan, “Bol kıyafetler rahat hareket etmeye engel olarak, spor yaparken ayaklara ya da başka yerlere takılma riski taşıyacağından performansı negatif etkileyebilir. Bununla birlikte çok dar kıyafetler de tercih edilmemelidir. Bu sebeple spor kıyafetlerini seçerken içinde rahatlıkla hareket edilebilecek esneklikte olmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca vücudu doğru şekilde saran, nefes alan ve teri emen iç çamaşırları da en az kıyafetler kadar önem taşıyor” dedi.

    Semih Sertan'ın gün içinde belirli aralıklarla yapılmasını önerdiği ortalama 10-15 dakikalık egzersiz planı ise şu şekilde;

    Isınma:

    Olduğu yerde önce küçük, sonra yüksek adımlarla koşu

    Kol ve bacak gererek esneme

    Bacak kasları için:

    10x3 tekrar squat (Kolları öne uzatarak çömelip kalkma)

    Göğüs kasları için:

    15x3 tekrar şınav

    Karın kasları için:

    15 x 3 tekrar mekik

     



  • Maske zorunluluğuna evde kolay çözüm

    Burçak BOZKUŞ-Doğan GÜNDOĞDU/İSTANBUL (DHA)- Bahçelievler Belediyesi, maske takmanın zorunlu hale gelmesinin ardından yeni bir çalışma başlattı. Bahçelievler Kent Konseyi Kadın Meclisi gönüllüleri evde maske yapımına başladı. Belediye, Kadın Meclisi Ev Tekstili Atölyesine dikiş makinesi ve malzeme desteği vererek çalışmaları hızlandırmayı planlıyor.

    Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de koronavirüsüne karşı önlemler alınıyor. Bu kapsamda market, pazar yerleri ve toplu ulaşım araçları gibi insanların kalabalık olarak bulunduğu yerlerde maske kullanımı zorunlu hale getirildi. Maske bulamayan ya da alamayan kişiler için Bahçelievler Kent Konseyi Meclisi Gönüllü Biçki Dikiş Öğretmeni Fatma İskender, evde kolay maske yapımını anlattı.

    “HERKES EVİNDE KENDİ MASKESİNİ DİKEBİLİR”

    Maske temin edemeyenlerin evlerinde kolaylıkla maske dikebileceğini belirten Bahçelievler Kent Konseyi Meclisi Gönüllü Biçki Dikiş Öğretmeni Fatma İskender, dikiş makinesi olmadan da maske yapılabileceğini söyledi. İskender, “Önümüzdeki günlerde maske ihtiyacı oldukça artacak gibi görünüyor. Biz de Kadın Meclisi üyeleri olarak maske dikerek bu zor günlerde ülkemize elimizden geldiğince destek olmaya çalışacağız. Sağolsun Belediye Başkanımız Dr. Hakan Bahadır bize destek oluyor. Dikiş makinaları ve malzemelerimiz temin ediliyor. Atölyemizde sosyal mesafe kuralına da uyarak maske üreteceğiz ve belediyemize teslim ederek diğer kamu kurumlarında çalışan personele dağıtılmasına katkı sağlayacağız” ifadelerini kullandı.

    “KUMAŞIN BEYAZ OLMASI HİJYEN AÇISINDAN DAHA KULLANIŞLI”

    Her renk ve desenden kumaşın kullanılabileceğini belirten Fatma İskender, “Yani isteğe bağlı olarak desenli maske de yapılabilir. Fakat benim tercihim beyaz olmasından yanadır. Çünkü rahatlıkla 60 derece de yıkanabilir. Tekrar tekrar kullanılabilir. Desenliler de tekrar kullanılır ama yıkandığında boyalı olduğu için rengi akabilir. Ama bence hijyen açısından düşündüğümüzde beyaz kumaş kullanmak daha doğru olacaktır. 60 derece ve üstünde rahatlıkla yıkanıp tekrar kullanılabilir” şeklinde konuştu.



  • Online alışveriş artınca 5 bin kişilik ek istihdam yapacaklar

    İSTANBUL, (DHA)-Dünyayı kasıp kavuran koronavirüs (Covid-19) salgını sebebi ile evlerine kapanan insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için yöneldikleri online alışverişlerin sayısında büyük artışa yol açarken, e-ticaret siteleri de siparişleri yetiştirmek adına ek istihdama başladı.E-ticaret platformu Hepsiburada da 5 bin kişilik ek istihdam sağlayacaklarını duyurdu.

    Koronavirüs nedeniyle vatandaşlar online alışverişlere yöneldi. Özellikle son dönemde online alışverişlerde büyük artışlar yaşanıyor. 35’ten fazla kategoriye, 25 milyonu aşan ürün çeşitine ve aylık 150 milyonun üzerinde ziyarete ev sahipliği yaptığına değinen e-ticaret platformu Hepsiburada, Gebze Akıllı Operasyon Merkezi, Hepsijet Lojistik ve Hepsiexpress Cebindeki Market birimlerindeki operasyon ve dağıtım ağında görevlendirmek üzere 2020 yılı sonuna kadar 5 bin kişilik bir ek istihdam sağlayacağını duyurdu. Geçtiğimiz günlerde sağlık çalışanlarının kullanımına sunulmak üzere, “Biz Bize Yeteriz Türkiyem” kampanyası kapsamında, Sağlık Bakanlığı’na 500 bin adet cerrahi maske ve 500 bin adet muayene eldiveniyle destek olduğunu belirten Hepsiburada’nın, ek istihdamıyla operasyon ve dağıtım alanındaki toplam çalışan sayısı 7 bin 500’e yükselecek.

    “MÜŞTERİLERİMİZİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRMAYA DEVAM EDİYORUZ”

    Hepsiburada CEO’su Murat Emirdağ konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada Türkiye’ye yatırıma devam ettiklerini vurgulayarak şunları söyledi: “Hepsiburada olarak yeni ürünler, hizmetler, teknolojik çözümler ile yatırım yapmaya ve müşterilerimizin hayatını kolaylaştırmaya devam ediyoruz. Özellikle, içinden geçtiğimiz bu zor günlerde, Hepsiburada Ailesi olarak, tam bir görev bilinciyle vazifemizi yerine getirmek için tüm gücümüzle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çerçevede, Hepsiburada olarak Akıllı Operasyon Merkezi’miz, Hepsijet ve Hepsiexpress hizmetlerimiz için bu yıl sonuna kadar 5 bin kişilik bir ek istihdam oluşturmayı hedefliyoruz”

    “TÜRKİYE’DE HAYAT EVE SIĞSIN DİYE GÖREVİMİZİN BAŞINDAYIZ”

    Tüm Türkiye’ye kesintisiz teslimat ağıyla ulaştıklarını ifade eden Emirdağ, “Tüm Türkiye’ye hizmet veriyor, halkımızın ihtiyaçlarına evde ulaşabilmesi amacıyla hizmetimizi kesintiye uğratmadan sürdürebilmek için her türlü imkanımızı seferber ediyoruz. Müşterilerimizin tüm ihtiyaçlarını özenle karşılarken gerek onların gerek çalışanlarımızın ve gerekse tüm toplumun sağlığını azami düzeyde koruyacak şekilde, hijyen kurallarına uyarak, Türkiye’nin dört bir yanına kesintisiz teslimat yapmaya devam ediyoruz” dedi.

    “KAPILARINA TERCİH ETTİKLERİ SAAT ARALIKLARINDA TESLİM ETMEYE BAŞLADIK”

    Murat Emirdağ, “Bu zorlu dönemde, müşterilerimizin ihtiyaç duydukları ürün ve hizmetlere daha kolay, hızlı ve güvenli bir şekilde ulaşabilmesi için, ekstra çözümler üretmeye de özen gösteriyoruz. Örneğin, son dönemde, Hepsiexpress ile hizmet ağımızı genişleterek taze gıda, sebze, meyve, süt, et, balık gibi tüm günlük süpermarket ihtiyaçlarını müşterilerimizin kapılarına tercih ettikleri saat aralıklarında teslim etmeye başladık. Düzenli olarak yürüttüğümüz kampanyaların yanı sıra, müşterilerimizin rahatlıkla tüm alışverişlerini yapabilmeleri için, anında online tüketici kredisi ve çoklu kredi kartı ile ödeme kolaylığı gibi finansal çözümleri de sunmaya devam ediyoruz. Ülke olarak COVID-19 salgınıyla mücadele verdiğimiz bu dönemde, T.C. Sağlık Bakanlığı’mızın rehberliği doğrultusunda, önce hijyen ve sağlık bakış açısıyla hareket ediyoruz.” şeklinde konuştu.

    Hijyen önlemlerine de değinen Emirdağ, “Akıllı Operasyon Merkezi’ne gelen her ürün, detaylı bir şekilde sterilize edildikten sonra kabul ediliyor. Siparişler gerekli hijyen tedbirlerini alan ekipler tarafından paketleniyor” dedi ve ekledi: “Tüm siparişler dezenfeksiyonu sağlanmış araçlarla en güvenli şekilde yola çıkıyor ve Hepsiburada teslimat ekipleri tarafından hijyen kurallarına uygun olarak teslim ediliyor. Bu vesileyle; gece gündüz demeden özveriyle görevlerini devam ettiren tüm çalışma arkadaşlarımıza ve sağlık, güvenlik, üretim, operasyon ve kargo sektörü çalışanlarına Türkiye’nin Hepsiburada’sı olarak yürekten şükranlarımızı sunuyoruz.”



  • Koronavirüse rağmen kolon kanseri riskini unutmayın

    İSTANBUL, (DHA)- Bu yıl dünyada koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedecek insan sayısının en azından 10 kat fazlasının kalın bağırsak kanseri nedeniyle hayatını kaybedeceğini belirten Prof. Dr. Mustafa Öncel, "İshal, kabızlık veya kilo kaybı bulguları olursa virüs endişenizi kenara koyup hekime başvurmaktan çekinmeyin” dedi.

    Koronavirüs salgınının sürdüğü bugünlerde tedavisi devam eden veya risk altında bulunan kolon kanseri hastalarına ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Medipol Mega Üniversite Hastanesi Onkoloji Cerrahisinden Prof. Dr. Mustafa Öncel, bu süreçte 7’den 70’e hemen herkese büyük sorumluluk düştüğünü belirtti. Sağlık çalışanlarına büyük sorumluluklar düştüğünü hatırlatan Prof. Dr. Mustafa Öncel, "Her birimiz ve tüm dünya yorucu bir dönemden geçiyoruz. Daha önceböylesini tecrübe etmemiştik. Covid-19 denilen bir virüsle sınanıyoruz. Evlerimize hapsolduk, çocuklarımız okula gidemiyor, yaşı ileri olan büyüklerimizle görüşemiyoruz. Biz sağlık çalışanlarına ise başka bazı sorumluluklar düşüyor” dedi.

    ÖZELLİKLE GENÇLERE DİKKAT

    Koronavirüs günlerinde kolon kanseri yani kalın bağırsak kanseri gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Öncel, şöyle devam etti:

    "Acı bir gerçeği hatırlamakta fayda var. Bu yıl yeryüzünde koronavirüs nedeniyle kaybedeceğimiz insan sayısının en azından 10 kat fazlasını kalın bağırsak kanseri nedeniyle kaybedeceğiz. Kadın ve erkeklerde en sık görülen ilk 3 kanserden birisi olan kalın bağırsak kanseridir. Görülme sıklığı ise özellikle gençlerde artıyor.Covid-19’la tüm insanlık sınanırken, bu dönemde kalın bağırsak kanseriyle her birimizin yolu birkaç şekilde kesişebilir.İlk olarakameliyat geçirmiş ya da kemoterapi almış hastaların normal sağlıklı kişilerden farkı olmadığını unutmamalıyız. Bu hastalar da yetkililerin önerilerine, özellikle sosyal mesafe ve evde-kal önerilerine uymalı. Kontrol zamanınız gelmişse bile eğer ciddi bir şikayetiniz yoksa hastanelere şu aralar uğramamaya özen gösterin. Hastaneler virüsün en yoğun görüldüğü yerler olduğu için bir süre hastanelerden uzak durmanızda fayda var. Ama ortalık biraz dinginleşince takiplerinizi aksatmamayı unutmayın."

    AMELİYATLARI MÜMKÜNSE ERTELEYİN

    Prof. Dr. Öncel, yeni ameliyat olan hastaların, onkoloğun verdiği gün mutlaka hastanede olması gerektiğini belirterek, şu bilgileri paylaştı:

    "Eğer bir kemoterapi yani ilaç tedavisi gerekliyse, hekiminiz bunu hastaneye sizi en az getirecek şekilde organize edecektir. En zorlu süreci şu günlerde kanser tanısı alanlar yaşıyor. Hastaneye gelmeden tedavi olamazlar, öte yandan hastaneler koronavirüsiçin riskli durumda. Bir de ameliyat gerekiyorsa hastalar ikilemde kalıyor. Çünkü ameliyatı bir an önce olmazlarsa hastalığın ilerleme riski var, diğer yanda ise virüs tehdidi korkutuyor. Bir de ameliyatın kişinin immün sistemi yani savunma sistemini bozma olasılığı da var.Ancak bu grup hastalarda tedavinin nasıl sürdürülmesine ilişkin algoritmalar ortaya konuldu. Şöyle ki; çok erken evredeki hastalarda ameliyatlar mümkün olduğunca ertelenmeli. Daha ileri hastalıkta ise radyoterapi, kemoterapi gibi tedavileri ameliyattan önce uygulama imkanı varsa önce bu tedaviler yapılmalı ve cerrahi işlem tedaviler arası bekleme sürelerini üst sınırdan kullanacak şekilde geciktirilmeli. Tabii bu tedaviler kişiye özel oldukları için hasta ile tüm süreci enine boyuna konuşarak ilerlemekte fayda var."

    BU ŞİKAYETLERİ GÖZ ARDI ETMEYİN

    Kolon kanserinde bazı şikayetlerin hastalığın tanısında oldukça önem taşıdığını hatırlatan Prof. Dr. Öncel, şu değerlendirmede bulundu:

    "Makattan kanama, dışkılama değişikliği yani eskiden farklı olarak ishal veya kabızlık çekme ve kilo kaybı gibi bulgular olursa koronavirüs endişenizi kenara koyup, hekime başvurmaktan çekinmeyin. Öte yandan hiç şikayeti olmadığı halde, 50 yaşına geldiği için tarama yapılması gereken bir grupta var. Söz konusu grup, bu dönemler atlatılana kadar hastanelerden uzak durmalı. Ancak sonrasında muhakkak kontrollerini yaptırmaları oldukça önem taşıyor.Hatırlamakta fayda var ki her birimiz ya kanseriz ya da kanser adayıyız. Koronavirüs telaşı içerisinde kalın bağırsak kanserini unutmayalım. Çünkü erken teşhis edilirse kalın bağırsak kanserini yenebiliriz."



  • Belediye çalışmaları yurtdışında örnek gösteriliyor

    İSTANBUL, (DHA) - Beşiktaş Belediyesi’nin, koronavirüse ( Covid-19) karşı mücadelesi ve yapmış olduğu hizmetleri Avrupa Şehirler Birliği olarak adlandırılan EUROCITIES’in web sayfasında yer verildi.

    Koronavirüse karşı bütün dünya mücadeleye devam ediyor. Bu zorlu süreçte yerel yönetimlerin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerektiğine inandığını ve bu bilinçle tüm çalışmaların yürütüldüğünü belirten Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, “Belediye ekiplerimizle koronavirüse karşı önceliği 65 yaş ve üstü komşularımızın ihtiyaçlarının karşılanmasına veriyoruz. Dezenfekte işlemlerimiz aralıksız olarak devam ediyor” dedi.

    BEŞİKTAŞ’TAKİ ÇALIŞMALAR EUROCITIES’DE YER ALDI

    Salgına karşı aldığı önlemler ve çalışmalarından dolayı Beşiktaş Belediyesi, Avrupa’nın önemli platformlarından biri olan EUROCITIES’de haber oldu. Başta Madrid, Dusseldorf, Berlin, Budapest, Nice, Amsterdam gibi Avrupa’nın önemli başkentleri ve yerel yönetimlerinin de yer aldığı platformda Beşiktaş Belediyesi’nin çalışmaları da yer aldı.

    Beşiktaş Belediyesi’nin Psikolojik Danışmanlık, Aile Danışmanlığı, Diyetisyen ve Fizyoterapi hizmetlerinin, uzmanlar tarafından online platformlar aracılığı ile verilmesi, restoran, kafeterya ve benzeri yerlerin kapanmasının ardından vatandaşların da #EvdeKal çağrılarına uymasıyla, sokak hayvanlarının aç kalma tehlikesine karşı 300 üzeri noktada besin almalarını sağlayan çalışmalar yapılması ve belediyenin YouTube kanalı üzerinden yapılan çocuklara yönelik yayınlar EUROCITIES web sayfasında paylaşıldı.



  • İKÜ tüm hizmetlerini 'Sanal Banko'ya taşıdı

    İSTANBUL, (DHA)- Koronavirüs salgını sonrası online ders sistemi ile eğitimlere devam İstanbul Kültür Üniversitesi online derslerin yanı sıra başlattığı “Sanal Banko” uygulamasıyla da öğrencilerinin tüm talep, başvuru ve danışmanlık işlemlerini dijital platforma taşıdığını duyurdu.

    Online dersler ile uzaktan eğitime devam eden İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ), öğrencilerinin tüm ihtiyaç ve taleplerine cevap vermeyi amaçlayan 'Sanal Banko' uygulamasını da hizmete açtı. İKÜ, 'Sanal Banko' uygulamasıyla öğrencilerinin tüm talep, başvuru ve danışmanlık işlemlerini dijital platforma taşıdı.Sanal Banko kapsamında Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı, Mali ve İdari İşler Daire Başkanlığı, Uluslararası İlişkiler Birimi ve Lisansüstü Eğitim Enstitüsü başta olmak üzere İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı, Öğrenci Yaşam Kariyer ve Mezun Danışma Birimi (Kültür Noktası), Kütüphane, Revir (sağlık hizmetleri) ile Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimleri de sanal ofislerini hizmete açtı. Kurumsal Bilgi Yönetimi Daire Başkanlığı’nın desteği ile Bilgi Sistemleri ve Teknolojileri Daire Başkanlığı tarafından yürütülen İKÜ Sanal Banko; pandemi nedeniyle eğitim sürecine uzaktan devam eden öğrencilerin ihtiyaç duydukları başlıklarda somut çözümler üretmek üzere çalışıyor.

    TÜM IHTIYAÇLARA “SANAL BANKO” ILE CEVAP VERILIYOR

    Bu kapsamda öğrenciler İKÜ CATS ekranları üzerinden, “online kariyer danışmanlığı hizmeti”, “kişisel ve mesleki gelişim eğitim/atölye programları takibi”, “öğrenci belgesi talebi”,  “transkript talebi”, “COVID-19 danışma”, “tıbbi danışma”, “sanal muayene” (hastaneye gidemeyenler için online danışmanlık), “uzman psikologlardan kişiye özel psikolojik danışmanlık desteği”, kütüphanenin elektronik kaynaklarına kampüs dışı erişim”, “diğer kütüphanelerden makale sağlama”, “mali konularla ilgili destek”, “çalışan öğrenciler için bilgi ve süreç desteği” gibi hizmetlerden faydalanabiliyor. Bunun dışında şu anda yurtdışında bulunan ve süreçlerle ilgili bilgi almak isteyen öğrenciler için danışmanlık hizmeti yine Sanal Banko sistemi üzerinden gerçekleştirilebiliyor.

    “UZAKTAN EĞİTİM KÜLTÜR’ÜN DNA’SINDA VAR”

    Uzaktan eğitimin pandemi nedeniyle üniversitenin tüm kademelerinde devreye alındığını belirten İKÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver, “Uzaktan öğretim sistemimiz CATS’i,MIT ve Stanford gibi üniversitelerin kullandığı Sakai LMS yazılımını uyarlayarak 10 yıl önce geliştirdik. Bugüne kadar seçmeli dersler ve çeşitli seviyelerde de düzenli olarak kullanıyorduk. Günün getirdiği olağanüstü koşullarda da hizmetlerimizin sürdürülebilirliğine ilişkin tüm ihtiyaçlarımıza cevap veren 360 derece bir yapıya dönüştü. Günde 8 bine yakın öğrenci sisteme bağlanıyor ve 2 bine yakın dersimiz açıldı. Dolayısıyla şu süreçte uzaktan eğitimi kesintisiz sürdürebileceğimize inanıyorum. Çünkü uzaktan eğitim, bir anlamda Kültür’ün DNA’sında var. 1938’de dedem Halil Akıngüç’ün kurduğu Kültür Dersevi’ne ek olarak Berlin’deki; mektupla öğretim sistemi Fernschule’nin Türkiye temsilciliğini alması; o günün koşullarında 600 öğrencinin kaydolduğu bir uzaktan eğitim sistemini kurması, bunun en güçlü kanıtıdır. Öğrencilerimizin idari ihtiyaçlarına cevap veren sanal ofislerimiz de yine uzaktan öğretim platformumuz CATS üzerinden çalışıyor. Pandeminin etkilerini ve olası yan etkilerini en aza indirgemeye çalıştığımız bu dönemde; mevcut hizmet başlıklarımızın kapsamını geliştirmeye; yeni süreçleri devreye almaya devam ediyoruz” diye konuştu.

    ONLİNE DERSLERE PANEL VE KONFERANSLAR EŞLİK EDİYOR

    İKÜ Öğrenci, Yaşam, Kariyer ve Mezun Danışma Birimi (Kültür Noktası) ile öğrenci toplulukları tarafından düzenlenen eğitim, konferans ve paneller de bu süreçte faaliyetlerine online devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde online olarak, 104 kişinin katılımıyla düzenlenen “Sağlıkta Yapay Zekâ Koronavirüs” panelinde Dr. Yusuf Yeşil ile Yeşil Science ekibinden Ömer Özgür, Ceren Yüksel ve Ali Mirzaei konuşmacı olarak yer aldı. 3 saat süren panel boyunca virüsün yayılma ve saldırı mekanizması, salgından etkili korunma yöntemleri, yapay zekâ ile virüse karşı üretilebilecek çözümler gibi konular ele alındı ve katılımcıların soruları yanıtlandı.



  • “Türkiye’nin etkisi daha da artacak”

    İSTANBUL, (DHA)- Petrol piyasalarında gerçekleşen ani değişimleri yorumlayan iş insanı Yavuz Yüksel, “Türkiye çok akıllı bir yatırımla Ceyhan’da petrokimya alanında önemli yatırımların buluşma merkezi olacak bir bölge oluşturdu. Bu süreçte Ceyhan’ın ve Türkiye’nin uluslararası ticarette etkisi daha da artacak. Petrol fiyatlarındaki düşüşlerden en olumlu etkilenecek ülkelerin başında Türkiye ve Çin geliyor. Petrol fiyatlarındaki uzun süreli düşük fiyatlar, kurları görece daha rekabetçi olan bu iki ülkeyi daha da ön plana çıkarabilir.” dedi.

    Koronavirüs salgını Mart ayında petrol piyasalarında talep tarafında yarattığı serbest düşüşle, Rusya ve Suudi Arabistan'ın petrol arzı konusunda anlaşamaması petrol fiyat hareketlerine yol açtı. Yükselir Group Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Yüksel de petrol piyasalarında gerçekleşen ani değişimleri yorumladı. Yüksel, Türkiye'nin bu piyasada alması gereken aksiyonlarla ilgili görüşlerini dile getirdi.Yavuz Yüksel "Oyunda kurallara bağlı olmayan güçlü bir oyuncu devreye girince oyunun dengesi bozuluyor ve kuralları tüm oyunculara uygulamak gerekiyor. OPEC 1970’lerde petrol üretiminin yüzde 70’ini gerçekleştiren çok daha önemli bir konumdaydı ama yıllar geçtikçe yeni üreticiler ile birlikte bu oranı yüzde 30’a kadar geriledi. 2016 yılında Rusya'nın OPEC+’a katılması ile tekrar büyük bir karar alıcı konuma gelse de, yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte,  ABD dünyanın en büyük petrol üreticisi oldu. OPEC+’ın koyduğu üretim kısıtlama veya arttırma tarafında bir zorunluluğu bulunmayan ABD’li kaya gazı üreticileri, pazar paylarını artırmaya başladılar. Böylelikle oyundaki denge bozuldu. Şimdi bu kurallara ABD’li oyuncuların da uyması gerekiyor, çünkü maliyet olarak Rusya ve Suudi Arabistan'ın bu konuda eli kuvvetli” dedi.

    “OYUNUN DENGELERİ YİNE BOZULACAK”

    Yavuz Yüksel şunları söyledi: “Farklı alanlardaki gelişmelerde de yeni gelen güçlü oyuncu oyunun kurallarını değiştiriyor.  Aslında bu yeniden dengelenme hayatın her anında mevcut. Askeri anlamda örneklerini gördüğümüz gibi siyasi anlamda da sonuçları olacağını düşünüyorum. Yaşananların bir benzerini geçtiğimiz sene askeri anlamda gördük. ABD, 1987’de SSCB ve bugünün Rusya’sı ile yaptığı INF( Kara konuşlu nükleer başlık taşıyan 5000 km menzilli füze üretimini yasaklayan anlaşma ) anlaşmasından çekildiğini söyledi. Bu çekilmenin asıl nedeni anlaşmadaki yükümlülüklere uyma zorunluluğu olmayan yeni bir gücün ortaya çıkmasıydı. Çin Halk Cumhuriyeti… Siyasi anlamda da bir benzerini ilerleyen yıllarda göreceğiz. Türkiye'nin, dünya 5'ten büyüktür söylemi aslında oyunun dengesinin bozulduğu ve yeni güçlerin siyasi anlamda farklı düzen kurulması gerekliliği üstüneydi. Türkiye gibi siyasi anlamda yükselen ülkelerin varlığı düşünüldüğünde oyunun dengeleri yine bozulacak ve yeni kurallar devreye girecek. BMGK daimi üyelerinin önümüzdeki 30 yılda bu şekilde kalacağını düşünmek zor. Petrol piyasasında yaşanan gelişmeleri de işin ekonomik tarafı bir yana askeri ve siyasi olarak da yorumluyoruz. Düşük petrol fiyatları Suudi Arabistan ile birlikte Rusya ve İran'ı da kötü etkiliyor.  Bütçesinde açık vermemek için 180 dolar civarı bir petrol fiyatını görmesi gereken İran yanında, bu oran Rusya için 40 dolar civarında.”

    EN ÖNEMLİ GÜNDEMİMİZ

    Yükselir Group Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Yüksel, “Global anlamda 20’den fazla ülkede yatırımı olan Yükselir Group olarak petrol fiyatlarını çok yakından takip ediyoruz. Ana işkollarımızdan biri enerji olan grup, bununla birlikte yeni yatırımlar yaparken, ülkelerin petrol fiyatlarındaki değişimlerden nasıl etkileneceğini dikkate alıyoruz” dedi ve ekledi: İş insanları  olarak global makro fon yöneten fon yöneticileri gibiyiz. Tüm makro gelişmeleri takip edip, ülkelere göre analiz yapmak ve yatırım kararlarımızı ona göre vermek durumundayız. Aynı mantıkla hareket ediyoruz ama fon yöneticilerine göre daha az likit varlıklar taşıyoruz. O yüzden orta ve uzun vadeli makro analizler bizim için önemli. Yaşanan gelişmeler ışığında da petrol fiyatlarındaki kazanan ve kaybeden ülkeleri analiz etmek de artık bugünkü ajandamızın önemli bir gündemi”

    TÜRKİYE OLUMLU ETKİLENECEK

    Petrol fiyatlarındaki düşüşlerden en olumlu etkilenecek ülkelerin başında Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti geldiğini dile getiren Yüksel, “Petrol fiyatlarındaki uzun süreli düşük fiyatlar, kurları görece daha rekabetçi olan bu iki ülkeyi daha da ön plana çıkarabilir. Son yapılan araştırmalara göre günlük 15-20 milyon varillik bir arz fazlası var. Dünya üzerinde ticari işletmelerin sahip oldukları ile birlikte 2-3 milyar varillik bir depolama kapasitesi olduğu düşünülüyor.  ABD Başkanı Trump stratejik rezervlerin sonuna kadar doldurulmasını istedi. Brent Petrol 20 dolar civarında iken Çin'in de stratejik rezervlerini artırma yoluna gittiği haberleri çıktı. Ülkemizin de başarılı Hazine yönetiminin benzer aksiyonlar aldığını ve alacağını düşünüyorum. Petrol fiyatından bağımsız olarak fiyat eğrisi de depolama ve ileri vadeli satma açısından güzel olanaklar sunuyor. Bu fırsattan kesinlikle ülkemizin de maksimum seviyede yararlanması gerekiyor. Olabildiğinde petrolü depolamak ilerleyen dönemde bizlere büyük bir artı sağlayacaktır. Bununla birlikte Coronavirüs etkisinin geçmesi ile talebin eski haline gelmesinin 1-2 sene alacağını göz önüne almamız lazım. Ayrıca düşük fiyatlardan sonuna kadar depolanmış petrol, uzun bir süre tavan fiyat oluşturacak görünüyor. Önümüzdeki OPEC+  toplantısında ABD kaya gazı üreticileri de anlaşmaya dahil olup, günlük 10 milyon varillik bir kesintide anlaşılacak gibi görünüyor. Ama talep canlanmaya başladığında bu anlaşmanın da ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu göreceğiz.” şeklinde konuştu.

    TÜRKİYE’NİN ULUSLARARASI TİCARETTE ETKİSİ DAHA DA ARTACAK

    Türkiye’nin Ceyhan’da yatırımlara devam edilen petrokimya endüstri bölgesi ile gelecek dönem enflasyon beklentilerinde petrol fiyatlarının önemine dikkat çeken Yavuz Yüksel, Türkiye’nin ilerleyen dönemlerde çok büyük bir potansiyeli olduğunu belirtti. Yüksel şunları söyledi: “Arzın değil, talebin pazarlık masasında kuvvetli olduğu bir dönemdeyiz. Türkiye çok akıllı bir yatırımla Ceyhan’da petrokimya alanında önemli yatırımların buluşma merkezi olacak bir bölge oluşturdu. Bu süreçte Ceyhan’ın ve Türkiye’nin önemli ve uluslararası ticarette etkisi daha da artacak. Enflasyon tarafında ise ilerleyen dönemlerde daha önce ülkemizde çokca gördüğümüz devlet-özel sektör iş birliğine yönelik adımlar görebiliriz. Düşük fiyattan petrol depolayan Türkiye, ilerde bunu ülkemizdeki rafinelere aktarıp, aradaki fark ile enflasyonun yükselme eğiliminde olduğu dönemlerde, akaryakıttaki vergileri düşürme imkanına kavuşabilir.”



  • ‘Evde kal’ çağrısıyla Bağcılar meydanları boş kaldı

    İSTANBUL, (DHA) - 'Evde Hayat Var, Evinde Kal' çağrısına uyan Bağcılar ilçe sakinleri, zamanlarını evlerinde geçiriyor. Vatandaşların dışarı çıkmaması nedeniyle Bağcılar Meydanı ve alışveriş mekanlarının bulunduğu Çarşı Caddesi başta olmak üzere ilçenin en yoğun noktaları bomboş kaldı.

    Tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınını önlemek amacıyla Sağlık Bakanlığı’nın açıklamaları ve İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan genelgeler kapsamında alınan önlemlere Bağcılar halkı da tam destek veriyor.

    Bu kapsamda ilçe sakinleri alışveriş ve benzeri acil durumlar dışında evlerinden çıkmayıp evinde zaman geçiriyor. Gerekmedikçe sokağa çıkılmaması nedeniyle ilçenin en işlek caddeleri ve meydanlar sessizliğe büründü. Normal günlerde dolup taşan Bağcılar Çarşı Caddesi, Bağcılar 15 Temmuz Demokrasi ve Milli İrade Meydanı ile Kirazlı Meydanı gibi noktalar boş kaldı. İlçe genelinde ise araç ve insan yoğunluğunun neredeyse yok denecek kadar az olduğu görüldü.

     “GÜZEL BİR SINAV VERDİK”

    ‘Evde Kal’ çağrısına uyarak gösterdikleri duyarlılıktan dolayı vatandaşlara teşekkür eden Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, “Hayatı eve sığdıran tüm hemşerilerimizi tebrik ediyorum. Bu süreçte Bağcılarlılar olarak çok güzel bir sınav verdik. Biraz daha sabredelim ve bu virüs tehlikesini atlatalım. İnşallah en yakın zamanda tekrar eski günlere döneceğiz ve meydanları birlikte dolduracağız” dedi.



  • “Yanlış maske korumaktan çok virüsü bulaştırır”

    Buse ÖZEL, İSTANBUL, (DHA)- Koronavirüs salgını sırasında tartışılan konulardan bir tanesi de maske ve eldiven kullanımı oldu. İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Anestezi ve Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Güray Demir, maske ve eldivenler yanlış kullanıldığı takdirde virüsten korumak yerine daha çok virüsü bulaştırabileceği konusunda uyardı.

    Doç. Dr. Demir, bitkisel takviyelerin de koronavirüse karşı koruduğu konusunda uyarılarda bulunarak, zencefil gibi bitkilerin kullanımının ilaç gibi düşünülmemesi gerektiğini ve yanlış kullanımlarda karaciğer hasarına neden olabileceğini belirtti. Yüksek doz C vitamininin koronavirüs konusundaki etkilerine de değinen Doç. Dr. Demir sözlerine şöyle devam etti: "Yüksek doz C vitamini kullanımı daha önce de akut solunum sıkıntısı sendromunda çok tartışılan bir konuydu. Bunun çok fazla bir fayda sağlamayacağına yönelik araştırma sonuçları daha fazla. Şu anda genel yaklaşım C vitamininin mucizevi bir ilaç olamayacağı yönünde. Faydası olsa bile 'kesin, kanıtlanmış' bir fayda sağlamayacağı yönündeki bilgiler daha fazla. Zencefil gibi ya da tedaviye destek olabilecek diğer ürünlerin kullanılmasında çok dikkatli olmak gerekir. Size yarardan çok bazen zarar da getirebilir. Hastalığın ne olduğunu tam olarak bilmediğimiz böyle bir salgın sırasında ise bu tür destekleyici ürünleri kullanmak konusunda çok dikkatli olmak gerekebilir. Ciddi karaciğer ve böbrek yetmezliklerine sebep olabilir bu tür bitkisel ürünler."

    “YANLIŞ MASKE KORUMAKTAN ÇOK VİRÜSÜ BULAŞTIRIR”

    Yanlış maske kullanımının da virüsten korumaktan çok bulaşmasına neden olabileceğini belirten Doç. Dr. Demir, şunları söyledi: "Son günlerde önemli konulardan biri de maskenin yanlış kullanımı. Yanlış maske kullanmak enfeksiyonun daha kolay bulaşmasına neden olabilir. Elimde basit bir cerrahi maske var diyelim. Öncelikle maskeyi yüzümüze doğru oturtturmamız gerekiyor. Maskenin yukardan ve yanlardan hava almaması gerekiyor. Maskenin ön yüzünde küçük hava kanalları var. Bunların büyüklüğüne bağlı olarak ortamdaki partiküller maskenin ön yüzüne yapışır ve sizin solunum yolunuza girmez. Bundan dolayı tıbbi bir maske olmalı."

    "KUMAŞTAN YAPILMIŞ ÜRÜNLER SİZİ KORUMAZ"

    Doç. Dr. Güray Demir. "Kumaştan yapılmış ve kumaş açıklığının ne olduğunu bilmediğimiz ürünler sizi korumaz. İkincisi bunların kullanım ömrü ise basit maskelerde 3 saat ile sınırlıdır. N95, N97 gibi daha özellikli maskelerde ise 6 ila 8 saate kadar korur" dedi ve ekledi: "Bu süre sonucunda maskeler koruyucu özelliğini kaybederler. Bundan sonra, bunun kullanılmaya devam edilmesi üstünde biriken virüsleri ve virüs parçacıklarını sizin daha kolay almanıza neden olur. Ayrıca maske kullanırken virüsün bulaşma şekli sadece hava yoluyla olmaz. Eğer maske kullanırken sürekli maskeye dokunursanız, sürekli takıp çıkarırsanız sizi korumaktan çok daha kolay enfekte olmanıza neden olur. Market gibi riskli ortamlarda maske kullanabilirsiniz ama ortama girdiğiniz zaman maskeyi takmanız ve çıktıktan sonra da bir poşete koyarak ve poşetin ağzını bağlayarak çöpe atmanız gereklidir. Normal çöp gibi atılamaz çünkü tıbbi atık niteliğindedir."

    “ELDİVENDE VİRÜS TUTUNMA OLASILIĞI ELDEN DAHA YÜKSEK”

    Son olarak eldiven kullanımı ile ilgili olarak da yorum yapan Doç. Dr. Demir, "Eldiven de yanlış kullanımda korumaktan öte bulaştırıcılığı arttırıyor. Eldiveni çok uzun süre elinizde tutuyor, eldivenle her yere dokunuyor ve onu yıkamadan yüzünüze, maskenize değdiriyorsunuz. Elde virüs partiküllerinin tutunma olasılığı plastik yüzeylerden daha düşüktür. O nedenle yanlış kullanımı sizi korumaktan öte enfekte olmanıza neden olur" dedi.

     



  • Günde 16 bin öğrenci online eğitimden yararlandı

    İSTANBUL, (DHA)- Koronavirüs salgını sonrası tüm Türkiye'de uzaktan eğitime geçildi. Bahçeşehir Üniversitesi bünyesinde de günde 16 bin öğrenciye uzaktan eğitim verildiğini söyleyen Uzaktan Eğitim Birimi Direktörü Ergün Akgün, “Bu eğitim sistemi, olağanüstü durumların dışında da önümüzdeki dönemde daha önemli hale gelecek. Günümüz dünyasında her şeyi bilen değil alanında uzman bireylere ihtiyaç var” dedi.

    Koronavirüs tedbirleri gerekçesiyle dersler online platforma taşınırken, uzaktan eğitim sistemlerinin altyapısı da bir hayli önem taşımaya başladı. Derslerin etkileşimli ilerlemesi, öğrencinin dilediği zaman ders aldığı öğretim üyesine soru sorması ve ders için gerekli materyallerin kullanılabilmesi gibi konular, başarının anahtarı olarak görülmekte. Günde 16 bin öğrencinin kullanabildiği ve haftalık 2 bin 500 dersin verildiği Bahçeşehir Üniversitesi Uzaktan Eğitim Birimi’nin Direktörlüğü’nü yapan Dr. Öğr. Üyesi Ergün Akgün, online eğitime ilişkin bilgi verdi.

    “UZAKTAN EĞİTİM DAHA ÖNEMLİ HALE GELECEK”

    Olağanüstü durumlarda alternatif oluşturmak adına uzaktan eğitim sistemlerinin önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Ergün Akgün, “Uzaktan eğitim sadece bu gibi ekstrem durumların dışında önümüzdeki dönemde daha da önemli hale gelecek. Artık günümüz dünyasında her şeyi bilen değil alanında uzman bireylere ihtiyaç var. Dolayısıyla birey artık ihtiyaç duyduğu bilgiye hızlı bir şekilde MOOC’lar (kitlesel açık çevrimiçi ders) aracılığıyla ulaşabilmektedir. Bu noktada MOOC’larda öğrencilerin ilerleyişine ve öğrenme hızına bağlı olarak bireyselleştirilmiş öğrenme ortamı sunarak daha etkili ve verimli öğrenme deneyimlerini sunacağız. Tüm bu durum göz önünde bulundurulduğunda çevrimiçi öğrenme ortamlarının en az yüz yüze öğrenme ortamları kadar önemli hale geleceğini söylemek mümkündür” ifadelerini kullandı.

    “ÖĞRENCİYİ 360 DERECE DEĞERLENDİRMEK MÜMKÜN”

    Bahçeşehir Üniversitesi olarak ‘itslearning’ öğrenme yönetim sistemi ve ‘Adobe Connect’ sanal sınıf sistemini bütünleştirici bir tasarımla öğrenciye sunduklarının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Ergün Akgün, “Bu sistemlerimiziçevrimiçi derslerin yanı sıra yüz yüze derslerimizde de öğrenme ve öğretimi destekleyici araçlar olarak uzun yıllardır kullanmaktayız. “Itslearning” platformu içerisinde öğretim üyeleri;yazılı materyal, görsel materyal, video, ses dosyası vb. tüm dijital materyallerini öğrencilerle paylaşabilmekte, öğrenciyi 360 derece değerlendirebilecek ölçme-değerlendirme araçlarını kullanabilmekte, öğrenciye bireysel olarak geribildirim verebilmekte ve öğrenci ile iletişim kurabilmektedir. Öğretim üyesi kamera ve mikrofon aracılığıyla öğrencilere ulaşarak hazırladığı sunuyu ya da bir yazılımda hazırlamış olduğu çizim gibi yüz yüze derste kullandığı tüm içerikleri öğrenciler ile paylaşabilmektedir. Öğrenciler de yine kamera ve mikrofonlarını aracılığı ile yüz yüze derste olduğu gibi hem birbirlerini hem de öğretim elemanı ile etkileşim kurabilmektedirler. Dersin ardından ilgili derse ait video kaydını da öğrencilerimiz izleyerek dersi tekrar etme imkanına sahip oluyorlar ya da herhangi bir nedenden dolayı derse katılamaması durumunda kayıtlar sayesinde dersin anlatımını takip edebiliyor” diye konuştu.

    “SİSTEMİN GÜVENLİĞİ ÇOK ÖNEMLİ”

    Bu süreçte öğrenme yönetimi sisteminin öğrencinin içeriğe hızlı ve kolay bir şekilde ulaşması açısından önem arz ettiğini ifade eden Akgün şunları söyledi:

    “Gerçekleştirdiğiniz video konferansın dışında da öğrenme deneyimini devam ettirebilmek için de bir öğrenme yönetim sitemine ihtiyaç var. Bu anlamda bizler “itslearning” ile öğrencilerimizin öğrenme deneyimini zenginleştirmeye çalışıyoruz. Burada da yine birçok ücretli ve ücretsiz alternatif var. Fakat bu sistem için de en önemli hususlar; güvenlik, destek ve altyapı. Ücretsiz alternatiflerde özellikle güvenliği sağlamak noktasında yetersiz kalındığını yakın zaman örnekleri ile görebiliyoruz. Bu sistemler öğrenciye ait birçok özel verinin tutulduğu yerlerdir. Dolayısıyla bu sistemlerin olabildiğince yüksek güvenlik önlemleri ile dolu olması gerekir.”

    Sistem sayesinde öğrencilere kamera ve mikrofon yetkisi verildiğini karşılıklı görüntülü ya da ‘sohbet/chat’ alanı ile yazılı iletişim kurduklarını söyleyen BAU Uzaktan Eğitim Birimi Direktörü Akgün, sistemin daha fazla kişiye ulaşabileceğini söyledi. Akgün, “Bunun için sağlam bir teknik altyapı ve iyi bir ekip gerekli. Bu ikisi de bizde mevcut. Ancak elbette niceliksel olarak daha çok öğrenciye ulaşmak daha çok öğrencinin öğrenmesine katkı sağlamak olarak düşünülmemeli. Derslerin doğru bir şekilde tasarlanması her zaman ilk adımdır. Ayrıca yalnızca öğrencilerimize değil diğer bireylere ulaşmak için MOOC olarak adlandırdığımız kitlesel açık çevrimiçi derslerimiz mevcut. İsteyen herkes bu sisteme kayıt olarak ders alabilmektedir” dedi.

     “ÖĞRENCİLERİMİZ UZAKTAN EĞİTİM KONUSUNDA DENEYİMLİ”

    BAU öğrencilerinin okula ilk başladığı gün bu sistemlere mobil cihaz ve PC üzerinden ulaşabilmekte olduğunu ve bu sistemi kullandıklarını belirten BAU Rektörü Prof. Dr. Şirin Karadeniz ise şunları söyledi:

    “Akademisyenlerimiz geliştirdikleri içerikleri ve tüm ders kaynaklarını öğrenme yönetim sistemi üzerinden öğrencilerimize açmaktadır. Senkron ve asenkron işlenen uzaktan eğitim dersleri de programlarımızda mevcut olduğu için öğrencilerimiz ve akademisyenlerimiz bu konuda deneyimli. Bununla birlikte, tüm akademisyenlerimizin var olan sistem bilgilerini güncellemek ve dijital pedagojiye göre daha etkin ders tasarımlarını gerçekleştirmeleri için eğitimler yapılmıştır. Tüm kampüslerdeki yarı zamanlı/tam zamanlı öğretim üyelerimize eğitimlerle birlikte süreçte yardımcı olacak kaynaklar hazırlanmış olup eğitim sonrası kendilerine iletilmiştir. Tüm öğrencilerimiz için de ek kılavuzlar hazırlanmıştır. Bunun yanı sıra devam eden online eğitim süreçlerimiz ile birlikte; öğrencilerimizin kariyer, psikolojik ve sosyolojik gelişimlerine destek olmak amacıyla, öğrenci kulüplerimiz aktif şekilde planlamalarına sosyal medya üzerinden online devam etmektedir. Bununla birlikte bireysel psikososyal desteğimizi de online ortamda psikologlarımız aracılığı ile veriyoruz. Alanlarında uzman kişiler ile birlikte online seminerler ve konferanslar gerçekleştiriyoruz. Ülkemizdeki tüm gençlerimiz için sosyal sorumluluk kapsamında ek eğitimler veriyoruz."



  • Koronavirüs 5 milyondan fazla habere konu oldu

    İSTANBUL, (DHA) – Türkiye’de 11 Mart’tan bugüne koronavirüs salgınıyla ilgili yazılı basında 285 bin 526, internette 4 milyon 256 bin 121, televizyon kanallarında ise 189 binin üzerinde haber yapıldı.

    Medya takip kurumu Ajans Press, 11 Mart’tan itibaren koronavirüsün medya karnesini çıkardı. PRNet dijital arşivinden yararlanılarak yapılan çalışmaya göre, koronavirüs son zamanların en çok konuşulan başlığı oldu. Türkiye’de koronavirüs 5 milyondan fazla habere konu oldu. 11 Mart’tan bugüne kadar koronavirüs hakkında yazılı basına 285 bin 526 haber yansıdığı tespit edildi. Online mecralarda 4 milyon 256 bin 121 gibi rekor yansıma elde edilirken, televizyon kanallarında ise 189 binin üzerinde haber yansıması görüldü.

    TÜRKİYE İLK 10’A GİRDİ

    Medya takip kurumunun gisanddata COVİD-19 Sistem Bilimi ve Mühendislik Merkezi (CSSE) Küresel Durumları verilerinden elde ettiği bilgilere göre, 6 Nisan 2020 resmi rakamlarına göre dünyada koronavirüsüne yakalanan 1 milyon 275 bin 542 kişi olduğu tespit edildi.

    Veriler sürekli değişkenlik gösterirken, Türkiye’de açıklanan son rakam27 bin 69 olarak kaydedildi. COVID-19 virüsünün en çok görüldüğü ilk 10 ülke ise; ABD, İspanya, İtalya, Almanya, Fransa, Çin, İran, Birleşik Krallık, Türkiye ve İsviçre olarak sıralandı.

     



  • Koronavirüs sonrası tüp bebek tedavileri askıya alındı

    Prof. Dr. Attar: Tüp bebek tedavisi acil değil, 2-3 aylık kayıp sorun yaratmaz

    İlknur SARGUT/İSTANBUL, (DHA)- Koronavirüs salgını sonrası tüp bebek tedavileri de askıya alındı. Bebek özlemi çeken ailelere seslenen Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erkut Attar, "Tedavilerin yarıda kalması anne adaylarının lehine ve tüp bebek tedavisi acil bir tedavi değil. 2-3 aylık bir ara tedaviye zarar vermez" dedi.

    Türkiye'de ilk koronavirüs vakalarının görülmeye başlanmasıyla birlikte Sağlık Bakanlığı kararıyla acil olmayan girişimsel ve cerrahi işlemler durduruldu. Bu kararın amacının virüsün yayılımını engellemek olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erkut Attar, yarıda kalan tüp bebek tedavileri konusunda önemli bilgiler paylaştı.

    ANNE ADAYLARININ VİRÜSÜ KAPMA RİSKİNİN ÖNÜNE GEÇİLDİ

    Tüp bebek tedavisinin acil bir tedavi olmadığının altını çizen Prof. Dr. Erkut Attar, "Tüp bebek tedavilerini hastanın durumuna göre 1-2 ay hatta daha fazla öteleyebiliyoruz. Bu kısa süreli kayıplar tüp bebek hastalarında hiçbir zaman ciddi risklere yol açmaz ya da bu 1-2 aylık süre içinde yumurtalık kapasitesinin birdenbire tamamen sıfıra inmesi söz konusu değildir. O bakımdan ailelerin içi rahat olsun. Diğer taraftan bu kurala uyulamadığı takdirde gerek hastalar konusunda gerekse hastane ve tedavi eden kurum konusunda enfeksiyonla ilgili sorunlar ortaya çıkabilir. Bu sorundan uzaklaşmak için tüm tüp bebek merkezleri tedavilerini yarıda bıraktı. Bazıları ise sona gelmiş hastaların tedavilerini hızlıca bitirip kapılarını kapattı.Yarım kalan hastalar için bir sorun yok aynı tedavi yeniden başlayabilir. Birkaç gün kullanılan ilaç kayıpları vardır. Burada kar zarar hesabı yaptığınız zaman çok daha avantajlısınız. Çünkü bir enfeksiyonla karşılaştığınızda bunu ailenize taşırsınız. O nedenle tedavilerin yarıda kalması hastanın lehine bir durum" diye konuştu.

    HEM SAĞLIK HEM DE HUKUK AÇISINDAN RİSK VAR

    Dondurulmuş embriyoların süresinin olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Attar, "Embriyo, 5 yıl dondurucuda kalabilir ve ne zaman isterseniz o zaman nakil yapabilirsiniz. Geçmişte SARS ve MERS virüs enfeksiyonu ile olan deneyime bakıldığında baktığımızda gebelerin daha fazla risk altında olabileceğini geçebileceğini söyleyebiliriz. Ancak, hamile bir kadının koronavirüs enfeksiyonunu daha ağır yaşayacağını söyleyemeyiz. Koronavirüs ile karşılaşan gebelerin çok fazla korku içerisinde olmaması lazım. Çünkü, genel olarak genç insanlar virüsü basit bulgular ile atlatıyorlar. Bebeğin anneden virüs kapıp kapmadığı konusunda da elimizde bir bilgi yok. Ancak bebeğin doğum sırasında virüsü alabileceği ifade ediliyor" ifadelerini kullandı.

    Koronavirüse yakalanan bir anne adayının endişeye kapılmadan tedaviye başlaması gerektiğinin altını çizen  Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erkut Attar, şu uyarılarda bulundu:

    "İlgili sağlık kurumlarını bilgilendirmesi yeterli. Buradan sonra hastanın durumuna göre tedavisi planlanacak ve salgının durumuna göre doğumu gerçekleşecektir. Bebeğin durumuna da çocuk doktorlarımız yürütecektir. O nedenle anne adaylarının içleri rahat olsun. Sonuç olarak, tüp benek tedavilerinin yarıda bırakılması sizin lehinize. Bu tedavilere devam etmeniz siz ve çevrenizdeki insanlar için ciddi riskler oluşturabilir. Bunun sağlığın yanı sıra hukuksal açıdan da büyük sıkıntılara neden olabileceğini unutmayın."



  • En çok atıf alan makaleler sıralanmaya başladı

    İSTANBUL, (DHA)- Türk üniversitelerinde görevli akademisyenlerin bilimsel makalelerine yapılan atıf sayısı artıyor. Akademisyenlerinin aldığı atıf sayısına dikkat çeken İstanbul Gelişim Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Abdülkadir Gayretli, "Dünyaca önemli üniversitelerden mezun olmuş ya da görev almış akademisyenlerin, Türk üniversitelerini tercih etmesi öğretim kalitesinin çıtasını yukarıya doğru çekmiş, Q1, Q2 sınıfı dergilerde yayınlarının çıkması diğer öğretim üyelerini de teşvik etmiştir.” dedi.

    Birçok farklı akademik disiplin için kapsamlı atıf verileri sağlayan web sitesi  ‘Web of Science’, alanında en çok atıf alan bilimsel makaleleri sıralamaya başladı.İstanbul Gelişim Üniversitesi (İGÜ) kadrosundaki öğretim üyelerinin yayınladığı bilimsel makalelerinin aldıkları atıf sayılarına dikkat çekti. Üniversite “AB’nin 28 ülkesinde yenilenebilir enerji tüketimi: Kirliliğin azaltılması ve ekonomik sürdürülebilirlik üzerine politika” (Andrew Adewele Alola) , “Çevresel sürdürülebilirlik hedefinde yenilenebilir enerji, göç ve reel gelirin rolü: Avrupa'nın en büyük devletlerinden kanıtlar” (Uju Violet Alola, Andrew Adewele Alola), “Akıllı şebeke teknolojilerindeki kritik konular üzerine bir araştırma” (İlhami Çolak)  başlıklı yayınların kısa zamanda 100’ün üzerinde atıf aldığını belirtti.

    “Çevresel sürdürülebilirlik hedefinde yenilenebilir enerji, göç ve reel gelirin rolü: Avrupa'nın en büyük devletlerinden kanıtlar” başlıklı makalesi hakkında konuşan Dr. Öğr. Üyesi Andrew Adewele Alola şunları söyledi:

    “Çalışmanın amacı, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma konusundaki başarıları göz önüne alındığında çalışmamız, göç politikasının özellikle kıtaların enerji verimliliği başarısında belirgin (pozitif veya negatif) bir rol oynayıp oynamadığını incelemek üzere tasarlanmıştır. Daha da önemlisi, çalışma AB’nin 28 üye ülkesinin serbest giriş göç politikası nedeniyle AB ülkelerinin durumunu ele aldı. Son olarak, AB'nin en büyük üç üye ülkesi: Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık, görünüşte homojenlik özellikleri nedeniyle dikkate alındı. Çalışmamız, incelenen ülkelerdeki göç eğiliminin sürdürülebilir çevreye yönelik gayreti tehlikeye atabileceğini bulmuştur. Ayrıca, ülkeler ekonomik genişleme yaşadıkça, kötüye kullanımın önlenmesi için daha fazla şey yapılması gerektiğini, aksi takdirde ekonomik genişleme ve çevresel sürdürülebilirlik politikası arasında ödünleşmenin kaçınılmaz olacağını fark ettik. Bu çalışma önemli çünkü AB üyesi ülkeler ve diğer benzer devletler için anlayış ve politika rehberliği sağlamaktadır”

    “TEŞVİK EDİYORUZ”

    Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç’ın, “Yabancı Uyruklu Öğretim Elemanı İstihdamıyla İlgili Usul ve Esasları’ yeniden düzenlediğine atıfta bulunan İGÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Abdülkadir Gayretli, “23 farklı ülkeden 53 yabancı öğretim üyemiz var. Öğretim üyelerimizin nitelikli okullardan mezun olmalarına, araştırma ve yayın yapıyor olmalarına önem gösteriyoruz. Üniversitemize geldiklerinde de bu bilimsel yayınlara devam etmelerini teşvik ediyoruz. Dünyada en fazla atıf alacak kaliteli yayınlar çıkarıyorlar. 2019 yılında İGÜ’de Dr. Öğr. Üyesi olarak göreve başlayan Uju Violet Alola, üniversitemizde bir buçuk yıl içinde ürettiği ve uluslararası saygın atıf indeksleri tarafından indekslenen 11 makalesine aldığı 38 atıf ile 3,45 atıf ortalaması yakaladı. Web of Science (WoS) Highly Cited in Field sıralamasında da üst sıralarda yer aldı” diye konuştu.

    “TÜRKİYE CAZİBE MERKEZİ DURUMUNDA”

    Gayretli şunları söyledi:

    “YÖK, yabancı öğretim elemanlarının kalitesini yükseltmek için yeni kriterler getirdi.  Dünyaca önemli üniversitelerden mezun olmuş ya da görev almış akademisyenlerin, Türk üniversitelerini tercih etmesi öğretim kalitesinin çıtasını yukarıya doğru çekmiş, Q1, Q2 sınıfı dergilerde yayınlarının çıkması diğer öğretim üyelerini de teşvik etmiştir. Gelişmiş ülkeler, açtıkları robotik, sanal gerçeklik gibi bölümlere, yurtdışında başarı elde etmiş akademisyenleri ülkelerine getirerek teknoloji ve ekonomide çağ atlamışlardır.  Bizim de Türkiye’de olmayan ve öğretim üyesi bakımından yetersiz, çağımızın güncel mesleklerini yurtdışında alanında başarı elde etmiş öğretim üyelerine açarak eğitimde ve teknolojide geç kalmadan başka ülkelerin geçtiği yoldan giderek çağı yakalamamız gerekiyor.”

    GELECEĞİN MESLEKLERİ

    Sürdürülebilirliği kendisine araştırma ve eğitim önceliği olarak belirlediğine dikkat çeken İGÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Abdülkadir Gayretli, geleceğin mesleklerini şöyle sıraladı:

    “Artırılmış Gerçeklik Geliştiricisi, Sanal Gerçeklik Geliştiricisi, Akıllı Bina Uzmanı, Blockchain Geliştiricisi, Dijital Rehabilitasyon Uzmanı, Drone Pilotu, Yazılım Geliştirici gibi geleceğin meslekleri yakın gelecekte öğrencilerini ve akademisyenlerini bekliyor.  Türkiye yükseköğretimi bu ileri görüşlüğü sayesinde gerek öğrencisiyle gerek akademisyeniyle cazibe merkezi olmuş durumda.”



  • “Gecikmeye bağlı hasarlı kalp vakaları görmeye başladık”   

    İSTANBUL, (DHA)- Son günlerde özellikle hastaneye geç başvurmaya bağlı olarak kalplerinde ciddi hasar oluşmuş vakalarla karşılaştıklarına dikkat çeken Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Servet Kayhan, “Maalesef bu dönemde hekime geç başvurma nedeniyle ağır hastalarla karşılaşıyoruz. Örneğin kalple ilgili şikâyetler, göğüs ağrısı şikâyetleri, kalp krizi riski gibi durumlarda mutlaka hekime gidilmesi gerekiyor. Çünkü vakit kaybı durumunda kalpte önemli hasarlar meydana gelebiliyor” dedi.

    Dünyayı sarsan koronavirüs (Covid-19) salgını, Türkiye’de de alınan etkin önlemlerle durdurulmaya çalışılıyor. Vatandaşların da bu dönemde sosyal izolasyon çağrılarına büyük ölçüde uydukları görülüyor. Diğer yandan yaşanan pandemi nedeniyle insanlarda, virüs bulaşma riski yüksek olan hastanelere gitmekten kaçınıyor. Ancak uzmanlar, hastaneye gitmekten kaçınmanın zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığı hastalıkların tedavisinde geç kalınması ve hastayı kaybetme riskini artıracağı konusunda uyarıyor.

    GEÇ BAŞVURU ORGANLARDA AĞIR HASARA YOL AÇABİLİYOR

    Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Servet Kayhan, son günlerde özellikle hastaneye geç başvurmaya bağlı olarak kalplerinde ciddi hasar oluşmuş vakalarla karşılaştıklarını söyledi. 

    Vatandaşların Covid-19 belirtilerinden şüphelendiklerinde pandemi hastanelerine müracaat edebileceklerini belirten Prof.Dr. Kayhan, “Ancak bunun dışındaki sağlık problemleri ve özellikle de ertelenmesi mümkün olmayan hayati önemdeki hastalıklar için vatandaşlarımızı zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiği konusunda uyarıyoruz” dedi.   

    Yaşanan ölümcül salgın nedeniyle hastanelere gitmekten kaçınmanın kimi hastalıklarda daha ağır sorunlara yol açacağını hatırlatan Prof.Dr. Servet Kayhan şunları söyledi:
    “Maalesef bu dönemde hekime geç başvurma nedeniyle ağır hastalarla karşılaşıyoruz. Örneğin kalple ilgili şikâyetler, göğüs ağrısı şikâyetleri, kalp krizi riski gibi durumlarda mutlaka hekime gidilmesi gerekiyor. Çünkü vakit kaybı durumunda kalpte önemli hasarlar meydana gelebiliyor. Şikâyetleri sonrası hekime geç geldiği için kalbinde hasar meydana gelmiş kalp krizi vakalarıyla karşılaşmaktayız. Kalple ilgili göğüs ağrısı, ritm bozukluğu, tansiyonla ilgili şikayetler varsa mutlaka hekime gidilmeli.”

    TANSİYON VE DİYABET SORUNLARI İHMAL EDİLMEMELİ


    “Covid- 19’u ağır geçiren hastaların çoğunluğunun hipertansiyon hastaları olduğunu göz önünde bulundurursak tansiyonla ilgili problemlerin de geciktirilmemesi gerekiyor” diyen Prof.Dr.Servet Kayhan, “İkinci önemli hastalık da diyabet. Diyabetle ilgili ilaçların mutlaka düzenli olarak kullanılması gerekiyor. Şeker yükselmesi ya da düşmesi risk oluşturabilir. Mutlaka hekime danışılmalıdır. Diğer taraftan bağışıklığı baskılayabilecek tedavilerin de bu pandemi süresince mümkünse ertelenmesi gerekiyor. Bağışıklığı baskılayıcı ilaçlar Covid- 19 açısından riski artırabiliyor” şeklinde konuştu.

    Covid-19 pandemisine karşı açıklanan tüm önlemlerin hastaneler için de geçerli olduğunu hatırlatan Prof.Dr. Servet Kayhan, “Hastane ortamlarında virüs bulaşma riski çok daha yüksektir. Bu yüzden koruyucu önlemlerin hastane içerisinde çok daha titizlikle uygulanması gerekiyor. Gelen vatandaşlarımızın eldiven kullanmaları ve cerrahi maske takmaları özellikle önemli. Kişisel uzak kalma mesafesi olan 1,5 -2 m de mutlaka korunmalı” ifadelerini kullandı. 



  • Prof.Dr. Ercan, entübasyonun salgın sonrası yaşanabilecek olası etkilerine dikkat çekti

    İSTANBUL, (DHA)- Uzmanlar koronavirüs(Covid-19) salgınında hastaların tedavisinde son derece önemli bir uygulama olan entübasyon ve mekanik ventilasyon (solunum) desteğinin solunum yetmezliğine yol açan başka birçok hastalıkta da kullanıldığına dikkat çekiyor.Salgınların bitmesinin ardından artçı etkileri olarak entübasyona bağlı nefes borusu darlıkları ve buna bağlı olarak nefes darlığının ortaya çıkabileceğine vurgu yapan Göğüs Cerrahisi uzmanı Prof. Dr. Sina Ercan, alınacak önlemlerle olası problemlerin önemli ölçüde önlenebileceğini söyledi.

    Dünya koronavirüs salgınıyla amansız bir mücadele içinde. Salgının konuşulmaya başladığı ilk günlerden zamanla pandemi haline gelmesi ve yarattığı etkiler nedeniyle sağlık profesyonelleri dışında toplumun çok fazla bilmediği yeni tanımlamalar da sıkça telaffuz edilir oldu. Bunlardan biri de “entübe etmek” kavramı.

    Yoğun bakımlarda bu tarif edilen entübasyon ve mekanik ventilasyon sürecinin akciğerlerde solunum yetmezliğine yol açan birçok farklı hastalık için uygulanabildiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sina Ercan, bu dönemde sıkça bahsedilir hale gelmesinin sebebini, COVID-19 enfeksiyonu sonrası akciğerlerin çok sık etkilenmesi ve giderek artan sayıda hastanın da entübe edilerek ventilatöre bağlanılmak zorunda kalınması olarak açıkladı. Ercan, bunun da hiçbir ülke sağlık sisteminin bu boyutta bir talebe hazırlıklı olmadığı bir durum olduğuna işaret etti.

     SOLUNUM YETMEZLİĞİ OLAN HASTALARIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU ENTÜBE EDİLİYOR

    Koronavirüsün en karakteristik etkilerinin akciğerler ve kalp üzerinde ortaya çıktığını hatırlatan Prof. Dr. Sina Ercan, “Bunun sonucunda da bazı hastalarda sokak ortasında ani ölümler görülebildiği gibi daha önemli bir sonucu da solunum yetmezliği gelişen hastaların hızla kötüleşerek yoğun bakım ünitelerine nakiller gerekebiliyor” diye konuştu.

    Bu hastaların da önemli bir çoğunluğunun entübe edilerek ventilatöre bağlandığını ifade eden Prof. Dr. Sina Ercan, “Bu hastalar kendileri yeteri kadar güçlü nefes alıp veremedikleri için uyutularak nefes borularına entübasyon tüpü denilen plastik bir boru yerleştirilir. Hastanın ileri derecede ödemli akciğerlerine solunum desteği vermek amacıyla mekanik solunum cihazına bağlanması gerekir. Bu destek hastaların akciğerleri enfeksiyondan temizlenene kadar devam ettirilir.” şeklinde konuştu.

    SALGIN SONRASI İSTENİLMEYEN ARTÇI ETKİLER ORTAYA ÇIKABİLİR

    Bütün salgınların boyutları ve sonuçları değişmekle birlikte benzer bir süreç takip ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sina Ercan,  Covid-19 salgınının da toplumun önemli bir bölümünün bağışıklık geliştirmesinden sonra yavaşlayarak zamanla durma noktasına geleceğini hatırlattı. Ancak salgınların bitmesinin ardından artçı etkilerinin ortaya çıkabileceğine de işaret eden Prof. Dr. Sina Ercan, Covid 19 salgını sonrasında da entübasyona bağlı nefes borusu darlıkları (trakea stenozu) sorunlarıyla karşılaşılabileceğini söyledi.

    Entübasyona bağlı nefes borusu darlıklarının bütün teknolojik ve tıbbi gelişmelere rağmen hala karşılaşılan bir problem olduğunu belirten Prof. Dr. Sina Ercan, salgın sonrasında karşılaşılabilecekler konusunda şu bilgileri verdi: “Bugünkü Covid-19 salgınında da çok yoğun bir entübasyon ve mekanik ventilasyon tedavisi alan hasta grubu bulunuyor. Bu hastaların önemli bir bölümü de gelişmiş tıbbi destek ve tedaviler sonucunda solunum cihazlarından ayırılacak ve iyileşerek taburcu olacaklar. Diğer taraftan tecrübelerimiz bize gösteriyor ki bu iyileşen hastaların bir bölümünde yoğun ve yüksek basınçlı mekanik ventilasyon tedavilerine bağlı olarak akciğer hasarları ve nefes borularında darlık gelişmesi ihtimali yüksek olacaktır.”

    OLASI PROBLEMLERİN ÖNÜNE GEÇMEK MÜMKÜN

    Prof. Dr. Sina Ercan, “Alınacak önlemler, kritik dönemi başarılı bir tedavi sonrası atlatabilen hastaların ilerleyen günlerde trakea (nefes borusu) darlığı ve problemlerinden etkilenme ihtimalinin en aza indirilmesine yardımcı olacaktır” dedi ve ekledi: “Böyle bir salgın dönemi sırasında hastaların öncelikli olarak yoğun bakıma yatırılarak hayatları kurtarılmaya çalışılırken, trakeostomilerin tecrübeli hekimlerce tekniğine uygun şekilde açılması ve hastaların anatomik yapılarına uygun kanüllerin seçilmesi, entübasyon tüpleri ve trakeostomi kanüllerinin balonlarının yüksek basınçla şişirilmemesi, ventilatör setlerinin ağırlığı ve gerginliği ile bağlı oldukları kanüllerin bir tarafa doğru aşırı şekilde çekilmesine müsaade edilmemesi gibi basit önlemlere de dikkat edilmelidir. Bu zorlu dönemde çok yeni tanımaya başladığımız Covid-19 enfeksiyonlarının her gün yeni bir özelliğini keşfediyoruz. Bu düşmanla mücadele ederken eskiden beri bilinen ve basit önlemlerle büyük oranda önlenebilecek sağlık problemlerini de akılda tutmamızda fayda var.”



  • Sabiha Gökçen işletmesi CEO’su Göral: Hiç kimsenin işine son vermeyeceğiz

    İlkay DİKİCİ/İSTANBUL, (DHA)- Dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını havacılık sektörünü de vururken, Sabiha Gökçen Havalimanı İşletmecisi İSG’nin CEO’su Ersel Göral, “Biz, son 6 ayda işe giren arkadaşlarımız dahil hiç kimsenin işine son vermeyeceğiz. Bu bizim açımızdan çok net. Açıkça kimse işini kaybetmeyecek. Aldığımız birçok önlem var, birçok tasarruf tedbiri var” dedi.

    İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı İşletmesi CEO’su Ersel Göral, sosyal medyada bir canlı yayına katıldı. Göral, koronavirüs salgınının yayılmasının önüne geçilmek için alınan tedbirler kapsamında açıklamalarda bulundu. Ersel Göral, “Elbette biz de tüm sektör temsilcileri gibi birçok radikal önlem aldık. Bu beklenmedik kriz ortamından en az hasarla çıkmak adına. Ama bu önlemleri listelerken, çalışan arkadaşlarımızın en az hasar görebileceği modellemeyi kurmaya çalıştık kendi içimizde. Bir kere arkadaşlarımıza şu teminatı verdik; Biz, son 6 ayda işe giren arkadaşlarımız dahil hiç kimsenin işine son vermeyeceğiz. Bu bizim açımızdan çok net. Açıkça kimse işini kaybetmeyecek” dedi.

    İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı İşletmesi CEO’su Ersel Göral şunları söyledi: “Aldığımız birçok önlem var, birçok tasarruf tedbiri var.Ama birçok tasarruf tedbirleri arasında çalışan arkadaşlarımızın hakları, menfaatleri en alt sırada. Biz buna dokunmamayı tercih ettik. Diğer tasarruf önlemleriyle bu zor durumdan çıkartmaya çalışacağız kendimizi. Bu süreçte devletimizin uyguladığı destek paketleri çerçevesinde kısa çalışma ödeneğine de başvurduk. Bu da bize finansal anlamda büyük bir fayda sağlayacak.”

    PİSTİMİZ BAKIMA ALINACAK

     

    Mevcut pistin bakım onarım faaliyetlerinden de açıklamalarında söz eden Ersel Göral, “Pistin bir takım bakım ve onarım ihtiyaçları da var. O nedenle pistimiz hafta içleri yaklaşık üç saat, hafta sonları dört buçuk saat kapalı kalıyordu gece saatlerinde. Geçtiğimiz hafta sonu havalimanı otoritemiz HEAŞ’la bir istişare yaptık. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüze bir başvuruda bulunduk. Zaten nisan ayında uçuş olmayacak bunu biliyoruz. Bari dedik, biz hem mevcut pistin bakımını yirmi dört saate yayalım ve önümüzdeki altı ayda devam etmesi planlanan bakım faaliyetlerini bu bir ayda bitirelim. Bu bizim için büyük avantaj olacak. Aynı zamanda ikinci pistin inşaatı da devam ediyor. Bir aksilik olmazsa bu senenin Kasım ayında ikinci pistimiz hizmete girecek. Bize ciddi bir rahatlık getirecek. Normalde planlamaya göre ikinci pist hizmete girdiğinde mevcut pist bakım için birkaç ay kapatılacaktı. Şimdi bu durum da ortadan kalkmış oldu. Bu bir ay içerisinde bütün bakım faaliyetlerini tamamlarsak hem gece kapanışları sona erecek, mevcut pist yirmi dört saat hizmet veriyor olacak hem de ikinci pist bittiğinde Kasım ayında hizmete girdiğinde iki pistimiz hiç kapanmadan faal olacak.” şeklinde konuştu.

    İKİNCİ TERMİNAL 2022’NİN SONUNDA AÇILACAK

    İkinci Terminal inşaatından da söz eden Göral, “Yatırım planlamalarının bazılarını ötelememiz, kısmen iptal etmemiz bile gerekti bu durumda. Ama ikinci terminal projesi bizim için çok hayati, çok önemli. Dolayısıyla onda herhangi bir iptal ya da küçültme, daraltma söz konusu değil. Hatta tam tersi geçen hafta yine bağlı bulunduğumuz idarede ki havalimanının sahibi kurum Savunma Sanayi Başkanlığımızla video konferans görüşmesi yaptık" dedi ve ekledi:

    "İkinci terminal projemizin takvimini biraz genişletmekle, yaymakla beraber hali hazırda devam ettiriyoruz. İkinci pist bittiğinde hava trafiği kapasitemiz yüzde 60-70 artacak. Hava trafiği kapasitemizin artışıyla beraber mutlaka terminal kapasitesini bu oranda arttırmamız gerekecek. Bizim hedefimiz aslında bu sene Haziran ayında kazmayı vurmaktı. Bir buçuk yıllık inşaat süresi sonrası 2022’nin en geç ikinci çeyreğinde ikinci terminali hizmete almaktı. Ancak şimdi bu sene bu yatırımı başlatmayacağız. Ama 2021’in en geç ikinci çeyreğinde mutlaka ikinci terminal inşaatımıza başlayacağız. 2022’nin sonuna yetiştirmeye gayret edeceğiz.”



  • 'Evde kal Türkiye için çal' yarışması kazandırıyor

    İSTANBUL, (DHA) – Koronavirüs (COVID-19) ile mücadele sürecinde genel tedbirlerle beraber  insani tedbirlerin de alınmasının ardından sosyal hayatı destekleyen etkinlikler internet üzerinden evlere ulaşmaya devam ediyor.  'Evdeki Kare' fotoğraf yarışmasına katılımların yoğun olmasının ardından Tuzla Belediyesi yeni bir uygulama daha başlattı. Sosyal medya üzerinden 'Evde kal Türkiye için çal' videoları paylaşanlar akıllı telefon, dizüstü bilgisayar ve tablet kazanma şansı yakalıyor.  

    Tuzla Belediyesi'nin evde kalanlar ile başlattığı ‘Evdeki Kare’ fotoğraf yarışmasına katılanlar kitap ve kahve gibi hediyeler kazanıyor. 'Evdeki Kare'den sonra evde çekilen videolarla şarkı yarışması ise yeni bir etkinlik oldu. ‘Evde kal Türkiye için çal’ etkinliğine katılmak isteyenlerin #EvdeKalTürkiyeİçinÇal etiketi ile çektikleri videoları sosyal medya hesaplarından paylaşması yeterli oluyor. Yarışmada birinci olan kişi akıllı telefon, ikinci dizüstü bilgisayar, üçüncü ise tablet kazanacak.

    ‘EVDEKİ KARE’ YARIŞMASI İÇİN FOTOĞRAF PAYLAŞILMASI YETERLİ

    ‘Evdeki Kare’ yarışması ile evlerden çekilen fotoğraflara eğlenceli görüntüler yansıdı. Yarışmada her gün üç kişi hijyen paketi kazanırken tebessüm ettiren fotoğraflar güzel bir etkileşim oluşturdu. Halen devam eden etkinliğe katılmak için #EvdekiKare etiketiyle sosyal medya hesaplarında fotoğraf paylaşılması yeterli oluyor.

    Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı tarafından başlatılan kitap kampanyası ile evlerinde kalarak mücadeleye destek olan vatandaşlara talebe göre kitap ve Türk kahvesi dağıtımı yapıldı. Bir anda katılımlarla büyüyen etkinliğe, ünlü yazar ve şairler kitap bağışlarıyla katılırken, elinde okunmuş kitapları olan vatandaşlar da kitap bağışı ve değişimi ile destek vererek paylaşma ruhunu bilgi edinme kampanyasına dönüştürdü.

    Tuzla Belediyesi aldığı tedbirlerle çalışmalarını sahaya yayarken insan merkezli tedbirler ile kesintisiz hayatı desteklemeye devam etttiğini belirtti. ‘Evde Kal’ çağrılarıyla beraber evde kalanların eğitimlerine, işlerine ve sosyokültürel etkinliklerini idame ettirmelerine öncelik verdiğini, dayanışma duygusu ile evlerinden çıkamayan 65 yaş üstü ilçe sakinlerinin tüm gereksinimlerini karşıladığını duyuran Tuzla Belediyesi, psikolojik destek sürecini hayatı normal seyrinde tutma çalışmalarıyla desteklediğini de açıkladı.

    Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı, “Çalışmalarımız son hızıyla devam ediyor. Vatandaşlarımız evlerinde güvendeyken biz sahada mücadelemize devam ediyoruz. Aynı zamanda hemşerilerimizin evlerinde daha iyi vakit geçirmesi için akıllı şehir tabanlı etkinliklerimizi tüm internet mecraları ile evlere taşımaya devam ediyoruz. Gençlerimizin evde kalarak destek vermesi bizi çok sevindiriyor. Ayrıca gençler etkinlikleri ile bizlere destek oluyor. Katılmak isteyen tüm müzikseverler bu etkinliğe iştirak edebilir” diyerek evde kal çağrısıyla beraber evlerde kalarak destek olan herkese teşekkürlerini iletti.



  • “Kısa çalışma ödeneğine başvuruda 3 kolaylık sağlandı”

    İSTANBUL, (DHA)-Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, koronavirüs pandemisi nedeniyle faaliyetine ara veren işyerlerinde çalışanların maaşlarının bir kısmını devletten alması anlamına gelen kısa çalışma ödeneğine başvuruda dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.

    Altınbaş Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, koronavirüs(Covid-19) pandemisinin yol açtığı işsizliğe karşı hükümetin devreye soktuğu kısa çalışma ödeneğinin kullanımıyla ilgili önerilerde bulundu.

    Kısa çalışma ödeneğinin, ekonomik kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerinin kapanması veya faaliyetlerin yavaşlaması durumunda çalışanlara üç aylık süre için İşsizlik Fonu’ndan verilen ödenek olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, bu olanaktan yararlanmak için şirketlerin Covid-19 pandemisi nedeniyle faaliyetlerinin aksadığını belgeleyerek İŞKUR’a e-posta yoluyla başvurması gerektiğini belirtti. Ataman, başvuruya kısa çalışma ödeneğinden yararlanacak kişilerin listesinin de eklenmesi gerektiğini vurguladı ve listede adı bulunan kişilerin son 60 günde kesintisiz hizmet akdine bağlı olarak çalışmış ve son üç yılda 450 gün prim ödemiş olması gerektiğine dikkat çekti.

    UYGUNLUK TESTİ ASKIYA ALINDI

    Normal işleyişte bu aşamadan sonra iş müfettişlerinin işyerine giderek uygunluk testi yapmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, ancak Covid-19 pandemisi kapsamında bunun kaldırıldığını, şirketin faaliyetlerinin Cumhurbaşkanlığı, Bakanlıklar veya ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca faaliyetleri durdurulanlar arasında bulunduğunu gösteren belgelerin sunulmasının yeterli olduğunu ifade etti.

    Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman’ın verdiği bilgiye göre belge denetimlerinin iş müfettişleri tarafından yapılmasından sonra kısa çalışma ödeneğinden yararlanacak kişilerin isimleri işyerine bildiriliyor.  Şirket de ödenekten yararlanacak kişilere yazılı bildirimde bulunuyor.

    Belgelerin tam olması durumunda başvuru sürecinin hızlı ilerlediğini belirten Ataman, süreci şöyle anlattı: “İşveren zorlayıcı nedenle başvuru yaptıktan sonraki iki hafta içinde ödemeler başlamaktadır. Örneğin işveren 20 Mart’ta işyerini kapatmışsa 27 Mart’a kadar çalışanına yarım ücret ödeyecektir. Kısa çalışma ödeneğine başvurusu kabul edilen işyerlerinde ödemeler 28 Mart’ta başlatılmak üzere hesap edilecek ve ilk ödeme 5 Nisan’da İŞKUR tarafından PTT Bank aracılığıyla yapılacaktır.”

    MAAŞIN NE KADARI?

    Kısa çalışma ödeneği almaya hak kazananlara üç ay boyunca İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ödeme yapılacağını belirten Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, ödenecek tutarın nasıl hesaplanacağını da şöyle anlattı: “Ödenecek ücret sigortalının son 12 aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde 60’ı kadardır. Bu şekilde hesaplanan kısa çalışma ödeneği miktarı aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde 150’sini geçemez. Buna göre 2020 yılı için ödenecek bir günlük kısa çalışma ödeneği en az 58,86 TL, aylık ödeme tutarı ise en fazla 4,414,40 TL olacaktır. Kısa çalışma ödeneğinden yararlanan işveren ekonomik durumu elveriyorsa ücretin kalan yüzde 40’lık kısmını işçiye ödemeye devam edebilir”

    Kısa çalışma ödeneğinden yararlanan bir şirketin işleri bir süre sonra düzeldiği için normal faaliyetlerine devam etme kararı alırsa, işverenin bu durumu İŞKUR'a ve çalışanlarına altı işgünü önce yazılı olarak bildirilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, geç bildirimlere ilişkin oluşan yersiz ödemelerin yasal faizi ile birlikte işverenden tahsil edileceğini vurguladı.

    “ESNEKLİKLER 3 BAŞLIKTA İNCELENEBİLİR”

    Prof. Dr. Ataman, Covid-19 pandemisi nedeniyle Hükümetin kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşullarında sağladığı esnekliklerin üç başlık altında toplanabileceğini belirterek şöyle dedi: “İlk olarak prim ödeme gün sayısı azaltılmıştır. Kısa çalışma ödeneğinden yararlanmaya hak kazanmak için kısa çalışmanın başladığı tarihten önceki son 120 gün çalışmış ve son üç yıl içinde en az 600 gün süreyle işsizlik sigortası primi ödemiş olması gerekir koşulu Covid-19 kapsamında 60 gün boyunca çalışmış ve son üç yıl içinde 450 gün işsizlik sigortası primi ödenmiş olmak üzere gevşetilmiştir.

    İkinci olarak İŞKUR’a başvurunun online yapılması sağlanarak süreç hızlandırılmıştır. Öte yandan Covid-19 kapsamındaki kısa çalışma ödeneği başvuruları özelinde iş müfettişlerinin denetim için işyerine gitmesi koşulu kaldırılmış ve işyerinin Cumhurbaşkanlığı, Bakanlık veya ilgili kurumlarınca faaliyetlerinin durdurulmuş olmasının belgelenmesinin yeterli olması kabul edilmiştir.

    Üçüncü esneklik ise 3 ay olan kısa çalışma ödeneğinin Cumhurbaşkanı yetkisiyle altı aya kadar uzatılabileceğidir. Ancak kısa çalışma ödeneği için verilen ek üç aylık süre işçinin hak ettiği işsizlik sigortası süresinden kesilmektedir. Örneğin işçi başka bir nedenle işten çıkarılır ve işsizlik sigortasından yararlanmak isterse, 10 aylık süreden kalan 7 ay için işsizlik ödeneği alabilecektir. Kısa çalışma ödeneğinin İşsizlik Sigortası ödeneklerinden mahsup edilmemesine yönelik düzenleme yapılması yetkisi de Cumhurbaşkanı’ndadır.”

    ŞARTLARI SAĞLAYAMAYAN ŞİRKETLER VAR

    Sağlanan esnekliklerin daha fazla işletmenin kapsama girmesini getireceğini belirten Prof. Dr. Berrin Ceylan Ataman, bununla birlikte Türkiye’de iş devrinin fazla olması nedeniyle prim ödeme gün sayısının yerine getirilememesinin yüksek olasılık olduğu uyarısı yaparak, “Öte yandan işletmelerin yüzde 95’i küçük işletmelerdir ve formel piyasa koşullarından bağımsız çalışabilmektedir. Bunlar kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilecek işletme sayısına sınır koyacaktır” diye konuştu.

    Covid-19 pandemisinin yarattığı ekonomik krizin ağırlaşmasının beklendiğini ifade eden Ataman, şöyle devam etti: “Bu durumunda kısa çalışma ödeneğinden yararlanacak işletme ve kişi sayısını arttırmak için ek önlemlere ihtiyaç duyulacaktır. Bu çerçevede korona salgını nedeniyle kapatılan kafe, eğlence sektörü, AVM’ler, kuaför, küçük işletme, start-up, çalışanlarının kısa çalışma ödeneğinden yararlanması için özel düzenlemeler yapılabilir. Kısa çalışma ödeneği kapsamını genişletmek için işletmenin düştüğü ekonomik zorluk seviyesine göre 3 aylık süre kısaltılarak yararlanan çalışan sayısının arttırılması bir çözüm olabilir.

    Kısa çalışma ödeneği ile amaç zor durumdaki işletmelere en fazla üç aya kadar destek vererek mevcut istihdamı korumaktır. Diğer bir deyişle işten çıkarmaların önüne geçmektir. Bu anlamda yeni işsizler yaratmama açısından kısa çalışma ödeneği işlevseldir. Ayrıca zorlayıcı nedenler ortadan kalkınca işletmenin daha hızlı bir şekilde normal faaliyetlerine dönmesini sağlaması bakımından da kısa çalışma ödeneği destekleyicidir. Ancak kriz uzun sürerse kısa çalışma ödeneği gibi kısa vadeyi kurtaran önlemler yetersiz kalacaktır.”

     



  • “Bu dönemde dayanışma çok önemli”

    İSTANBUL, (DHA) KORONAVİRÜS salgını nedeniyle tüm dünya genelinde insanlar evlerine kapandı. Virüsten korunmak amacıyla Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) kararıyla üniversiteler de online eğitime geçti. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut bu sürecin tarihi bir süreç olduğunu ve dayanışmanın önemli olduğunu vurguladı.

    İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut, son 100 yılın en büyük felaketlerinden biriyle karşı karşıya olduğumuzu belirterek şunları söyledi: “Önceliğimiz üniversitemizin öğrencilerinin en iyi şekilde bu süreci eğitim kalitesini düşürmeden, onlara verdiğimiz iyi eğitim sözünün gereğini yerine getirmek üzere bilgilendirme ve varsa sıkıntılarını dinlemektir. Çok özel bir dönemden geçiyoruz şu anda dünyanın 180'e yakın ülkesinde son 100 yılın belki en büyük felaketlerinden biriyle karşı karşıyayız. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra belki en önemli sıkıntı ve bildiğiniz gibi YÖK kararı ile eğitim uzaktan yapılıyor. 30 Mart itibari ile eğitime başladık. 1'inci haftamızı tamamladık. Güzel bir süreç yaşadık tüm hocalarımız sistemi etkin şekilde kullandı. Bu sistemin çok iyi çalıştığını gördük. Önümüzde sınav dönemleri var ve öğrencilerimizin de kaygıları var. Soruları olabilir. Bu konuşmalardan öğrencilerimizin sağlıklı geçirmesi için uğraşıyoruz. Sonra da iyi bir eğitim süreci planladık. Tabii bunlara rağmen öğrencilerimizin etkili ve verimli eğitim alması için duayen hocalarımız öğrencilerimize belli bir konu ile ilgili deyim yerindeyse entelektüel ziyafet sunmuş olacaklar.”

    “TEORİK EĞİTİMİMİZİ EN İYİ ŞEKİLDE YAPACAĞIZ”

    Müfredat ve online eğitimin içeriği ile de ilgili bilgi veren Prof. Dr. Mehmet Bulut, “Her dönem başında tüm öğretim görevlilerimiz bir ders tasarımı hazırlar kendi dersi ile ilgili. Bu tasarımda alanı ile ilgili dünyada bütün gelişmeleri derleyip toparlar ve 15 haftalık müfredat hazırlar. Burada haftalık her öğrencimizin her ders ile ilgili okumaları var. Bunlarla ilgili kaynaklar belirlenir ve sistemimize yüklenir. O sistemden zaten öğrenciler okuma yapmak ve derse hazır gelmek zorunda. Bu anlamda teorik eğitimle ilgili hiçbir sıkıntımız yok. Sadece tarihi ve doğal kampüsü özlüyoruz. Onun dışında eğitimi takip edebiliyorlar ve hocalarımız canlı olarak kurduğumuz sistem ile dersleri anlatıyorlar. Öğrencilerimiz de canlı olarak soru sorabiliyor. Ayrıca videoya alıyoruz ve tekrar tekrar dersi takip edebiliyorlar. Dolayısıyla bu anlamda canlı bir etkileşim içinde ders yapılıyor.Sistemimiz buna odaklı ve önceki müfredat neyse hocalarımız yeni kaynaklar ile öğrencilerimizi ekstra desteklediler. Ek makaleler ve özellikle YÖK başta olmak üzere burada yer alan kaynaklardan yararlanıyorlar. Dolayısıyla teorik eğitimimizi en iyi şekilde yapacağız” dedi.

    Sınavlara ilişkin olarak da konuşan Prof. Dr. Bulut, "Sınavlarımız ile ilgili çokça soru alıyoruz. Burada fakültenin ve dersin niteliğine göre test ya da klasik yöntemle soru cevapları alacak ya da ödev şeklinde açık sistem ile ödev hazırlanacak. Bu dersin niteliğine göre vize sınavlarımız yapılacak. Pratik ile ilgili aldığımız tedbirler de yazın yapılacak olması. Sağlık Bilimleri Fakültesi gibi bölümlerimizin pratiklerinin yazın yapılmasını planlıyoruz. Hem öğrencilerimiz için hem de ülkemizde tüm kesimler virüs ile karşı karşıya burada en önemlisi bu çok özel bir dönem ve sağlıklı şekilde atlatmak için Sağlık Bakanlığı’nın verdiği tavsiyeleri öğrencilerimiz yakinen izlemeli. Evden çıkmamalı ve süreçleri takip etmelerini önemsiyoruz” diye konuştu.

    “TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİREN SALGINLAR OLDU”

    Salgınların dünya tarihinde önemli bir yer tuttuğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Bulut şunları söyledi: “Tarihin akışını değiştiren birçok salgın oldu ve ben bu salgının da böyle olduğunu düşünüyorum. M.S. 160 yılında Çin vebası bir sistemi sonlandıran salgın oldu. 15. Yüzyıl sonuna doğru Avrupalılar Amerika’ya çiçek hastalığını taşıdı ve kıtayı kontrol altına aldılar. Avrupalılar tarihte tüfekten ve silahtan çok daha fazla taşıdığı bu mikrop ile oraları kontrol altına aldılar. Avrupa ABD ve Afrika ve Asya bu coğrafyalar tarihte bu salgınlar ile karşılaştığında büyük nüfus kayıpları yaşadılar. Justinyen zamanında Bizans'ta İstanbul nüfusunun yüzde 40'ı ölmüştü. Kara vebada 1350'lerde 25 ile 50 milyon arasında insan öldüğüne dair elimizde veriler var. İspanyol Gribi sırasında 20 milyona yakın insan öldü. Yine modern veba diye tabir ettiğimiz Çibn'de çıkan salgında 10 milyona yakın insan öldü. Fakat enteresan şekilde İslam dünyası bu salgınlardan en az hasarla çıkmış olan medeniyet coğrafyası. Bunun da nedeni belki de inancımızın öngördüğü temizlik anlayışı. İslam aynı zamanda bir su medeniyeti. Müslümanların avantajı budur” 

    “DAYANIŞMA İÇİNDE OLMAMIZ GEREKİYOR”

    Ekonomik açıdan da süreci değerlendiren Prof. Dr. Mehmet Bulut, “Bu süreçte dayanışma çok önemli 83 milyonun işçisi ve işvereniyle birliktelik çok önemli. Özellikle firmalara fedakarlıklar ve görevler düşüyor. Çalışanların işten çıkarılması konusu çok önemli istihdama ayrı önem vermek gerekiyor. 3 ay süreyle çalışan maaşına yönelik kısa çalışma ödeneği yayınlandı. Bu dayanışma son derece önemli. 'Biz Bize Yeteriz Türkiyem' kampanyası da dahil olmak üzere bir ve beraber olmamız gerekiyor. 83 milyonun burada politikadan arınmış şekilde dayanışma içinde olmamız gerekiyor. Bu tür zorlu günleri aşma noktasında en önemli güç bu birlik ve beraberliktir” şeklinde konuştu.