MEDYAJANS
29. 02. 2020
DHA SON DAKİKA HABERLERİ
DHA RSS Video Foto
  • (Görüntülü) ‘Beyin’20’ kapılarını öğrencilere açtı

    Osman BAKIR / İSTANBUL, (DHA) – YEDİTEPE Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Beyin’20’ etkinliği kapılarını öğrencilere açtı. Sektörün lider firmalarından üst düzey yöneticilerin tecrübelerini  paylaştığı etkinlik öğrenciler tarafından yoğun ilgi gördü.


     

    Yeditepe Üniversitesi öğrencileri tarafından kurulan Yeditepe Üniversitesi Sistem Mühendisliği Topluluğu (YUSES) Kulübü, bu yıl on ikicisini düzenledikleri ‘Beyin’20’ etkinliğiyle öğrenciler ve çeşitli firmalardan üst düzey yöneticileri bir araya getiriyor. ‘Yarına Bugünden Başla’ sloganıyla organize edilen etkinlikte katılımcılar, öğrencilere gelecekte başarılı olmayı ve hedeflere nasıl ulaşılabileceklerini, bunlar için bugünden neler yapmaları gerektiğini anlattı. Vaka analizi çalışmaları, paneller, kişisel gelişim seminerleri, interaktif yarışmalar gibi etkinlikle desteklenecek olan Beyin’20, üç gün boyunca devam edecek. 


     

    DALAN: BEYİN ÖZGÜR OLURSA ÇALIŞIR


     

    Yeditepe Üniversitesi Kurucu ve Onursal Başkanı Bedrettin Dalan, etkinliği düzenleyen öğrencileri tebrik ederek konuşmasına başladı. Etkinlikte tecrübelerini aktaracak kişilerin önemli kişiler olduğuna vurgu yapan Bedrettin Dalan, “Öncelikle tebrik ediyorum. Adı ‘Beyin’ olan bir toplantıda gerçek bir ‘beyin’i konuşmaya davet etmişsiniz. Şeref Kaynar gerçek bir beyindir. Beyin, insanda yer alan en mükemmel organ. Bunu çalıştırırsanız hayatta başarılı olursunuz. Çalıştırmazsanız aşağıya düşersiniz. Başınız hep dik ve temiz olmak istiyorsanız beyninizi çalıştırmak zorundasınız. Ama beyin, ‘özgür beyin’ olursa çalışır. Birinci madde, beyninizi hiç kimseye kiraya vermeyeceksiniz. İkinci madde, hep sorgulayan insan olacaksınız. Sevgili gençler, tecrübe kolay kazanılmıyor. Her tecrübenin bir bedeli var” diye konuştu.


     

    KARAASLAN : HAYATIN SİZİ NERELERE GÖTÜRECEĞİNİ DİNLEYECEKSİNİZ


     

    Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İpek Karaaslan da, on iki yıldır yapılmakta olan etkinliğin sürdürülebilirlik açısından başarılı olduğunu söyledi. Etkinlikte sektörün lider firmalarından isimlerin tecrübelerini aktaracaklarını ve bunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirten Rektör Yardımcısı Karaaslan, “On iki yıldır öğrencilerimizin kurduğu YUSES Kulübü, bu etkinliği büyük bir heyecan ve hevesle yapmaya devam ediyorlar. Aslında ülkemizde sürdürülebilirliği sağlamanın çok zor olduğunu bildiğimiz bir noktada öğrencilerimizle bir kez daha gurur duyuyorum. Çünkü on iki yıl arka arkaya bu işi bu kadar kapsamlı bir şekilde başarmak çok kolay bir şey değil. Ve baktığınızda arkanızda duran sektörün lider firmalarını görünce de hepsiyle bir kez daha gurur duyuyorum. Hepinize teşekkür ederim. Bu etkinlikle birlikte kariyerinizde neler yapabileceğiniz, hayatın sizi nerelere götürebileceğini sektör liderlerinden dinliyor olmak sizler için çok büyük bir fırsattır. Bunu iyi değerlendirmeniz gerekiyor” şeklinde konuştu.


     

    KAYNAR : HENDEKLERDEN UÇARAK GEÇECEKLER


     

    Büyük şirketlere danışmanlık yapan Şerif Kaynar ise tecrübelerini öğrencilere anlatmaktan dolayı çok heyecanlı ve mutlu olduğunu ifade etti. Öğrencilere iş hayatlarında nelerle karşılaşacaklarını ve karşılaştıkları durumlar karşısında neler yapmaları gerektiğini aktaracağını belirten Kaynar, “Bugün burada Yeditepe Üniversitesi öğrenciyle birlikte olmaktan dolayı çok mutluyum. Üniversiteli gençlerle kariyerin tuzaklarını, başarının nasıl elde edileceğini ve önümüzdeki on senenin mesleklerini, neler olacağını paylaşacağım. Ve onlara kariyerleri için doğru bir çizgi göstermeye çalışacağım. Ayrıca nasıl hendeklerden uçarak atlayabileceklerinin ipuçlarını vereceğim. Başka okullardan da buraya öğrenciler gelmiş. Hepsine kırk beş senelik kariyerimde elde ettiğim bilgileri onlara anlatacağım. Burada olmaktan çok mutluyum” ifadelerini kullandı.



  • ‘Beyin’20’ kapılarını öğrencilere açtı

    Osman BAKIR / İSTANBUL, (DHA) – YEDİTEPE Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Beyin’20’ etkinliği kapılarını öğrencilere açtı. Sektörün lider firmalarından üst düzey yöneticilerin tecrübelerini  paylaştığı etkinlik öğrenciler tarafından yoğun ilgi gördü.

    Yeditepe Üniversitesi öğrencileri tarafından kurulan Yeditepe Üniversitesi Sistem Mühendisliği Topluluğu (YUSES) Kulübü, bu yıl on ikicisini düzenledikleri ‘Beyin’20’ etkinliğiyle öğrenciler ve çeşitli firmalardan üst düzey yöneticileri bir araya getiriyor. ‘Yarına Bugünden Başla’ sloganıyla organize edilen etkinlikte katılımcılar, öğrencilere gelecekte başarılı olmayı ve hedeflere nasıl ulaşılabileceklerini, bunlar için bugünden neler yapmaları gerektiğini anlattı. Vaka analizi çalışmaları, paneller, kişisel gelişim seminerleri, interaktif yarışmalar gibi etkinlikle desteklenecek olan Beyin’20, üç gün boyunca devam edecek. 

    DALAN: BEYİN ÖZGÜR OLURSA ÇALIŞIR

    Yeditepe Üniversitesi Kurucu ve Onursal Başkanı Bedrettin Dalan, etkinliği düzenleyen öğrencileri tebrik ederek konuşmasına başladı. Etkinlikte tecrübelerini aktaracak kişilerin önemli kişiler olduğuna vurgu yapan Bedrettin Dalan, “Öncelikle tebrik ediyorum. Adı ‘Beyin’ olan bir toplantıda gerçek bir ‘beyin’i konuşmaya davet etmişsiniz. Şeref Kaynar gerçek bir beyindir. Beyin, insanda yer alan en mükemmel organ. Bunu çalıştırırsanız hayatta başarılı olursunuz. Çalıştırmazsanız aşağıya düşersiniz. Başınız hep dik ve temiz olmak istiyorsanız beyninizi çalıştırmak zorundasınız. Ama beyin, ‘özgür beyin’ olursa çalışır. Birinci madde, beyninizi hiç kimseye kiraya vermeyeceksiniz. İkinci madde, hep sorgulayan insan olacaksınız. Sevgili gençler, tecrübe kolay kazanılmıyor. Her tecrübenin bir bedeli var” diye konuştu.

    KARAASLAN : HAYATIN SİZİ NERELERE GÖTÜRECEĞİNİ DİNLEYECEKSİNİZ

    Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İpek Karaaslan da, on iki yıldır yapılmakta olan etkinliğin sürdürülebilirlik açısından başarılı olduğunu söyledi. Etkinlikte sektörün lider firmalarından isimlerin tecrübelerini aktaracaklarını ve bunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirten Rektör Yardımcısı Karaaslan, “On iki yıldır öğrencilerimizin kurduğu YUSES Kulübü, bu etkinliği büyük bir heyecan ve hevesle yapmaya devam ediyorlar. Aslında ülkemizde sürdürülebilirliği sağlamanın çok zor olduğunu bildiğimiz bir noktada öğrencilerimizle bir kez daha gurur duyuyorum. Çünkü on iki yıl arka arkaya bu işi bu kadar kapsamlı bir şekilde başarmak çok kolay bir şey değil. Ve baktığınızda arkanızda duran sektörün lider firmalarını görünce de hepsiyle bir kez daha gurur duyuyorum. Hepinize teşekkür ederim. Bu etkinlikle birlikte kariyerinizde neler yapabileceğiniz, hayatın sizi nerelere götürebileceğini sektör liderlerinden dinliyor olmak sizler için çok büyük bir fırsattır. Bunu iyi değerlendirmeniz gerekiyor” şeklinde konuştu.

    KAYNAR : HENDEKLERDEN UÇARAK GEÇECEKLER

    Büyük şirketlere danışmanlık yapan Şerif Kaynar ise tecrübelerini öğrencilere anlatmaktan dolayı çok heyecanlı ve mutlu olduğunu ifade etti. Öğrencilere iş hayatlarında nelerle karşılaşacaklarını ve karşılaştıkları durumlar karşısında neler yapmaları gerektiğini aktaracağını belirten Kaynar, “Bugün burada Yeditepe Üniversitesi öğrenciyle birlikte olmaktan dolayı çok mutluyum. Üniversiteli gençlerle kariyerin tuzaklarını, başarının nasıl elde edileceğini ve önümüzdeki on senenin mesleklerini, neler olacağını paylaşacağım. Ve onlara kariyerleri için doğru bir çizgi göstermeye çalışacağım. Ayrıca nasıl hendeklerden uçarak atlayabileceklerinin ipuçlarını vereceğim. Başka okullardan da buraya öğrenciler gelmiş. Hepsine kırk beş senelik kariyerimde elde ettiğim bilgileri onlara anlatacağım. Burada olmaktan çok mutluyum” ifadelerini kullandı.

    (FOTOĞRAFLI)

     

     



  • (Görüntülü) İSTANBUL - Emekli Tuğgeneral Erenel'den İdlib değerlendirmesi



  • “Türk dış politikasının seyrine büyük etkisi olacak”

    İSTANBUL, (DHA)-İdlib kentindeki hain saldırının Türk dış politikasının bundan sonraki seyrine büyük etkisi olacağına dikkat çeken Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Fatih Fuat Tuncer, “17 Eylül 2018 tarihinde Rusya ve Türkiye arasında gerçekleşen Soçi Zirvesi sonrasındaki süreç incelenmeden dün gece sonrası için net ifadelerle bir analiz yapmak doğru değildir. Türkiye'nin burada yapması gereken uluslararası toplumu harekete geçirerek dün geceki pusunun tekrarlanmasının önüne geçmek; Rusya ve Suriye'nin uluslararası toplumun desteği ile yaptırım görmesini sağlamaktır” dedi.

    İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Fatih Fuat Tuncer ve Dr. Hakkı Göker Önen, İdlib’deki hain saldırıyı yorumladı. Soçi Mutabakatının, her iki taraf için de muğlak maddelerle dolu bir metinden öteye geçemediğini ifade eden Tuncer, “Mutabakatın 5’inci maddesine göre Türkiye, 15 Ekim 2018'e bölgedeki bütün radikal terörist grupları bölgeden çıkaracaktı. 6’ncı maddeye göre de İdlib'de 15-20 km derinliğinde bir silahtan arındırılmış bölge oluşturulacak ve 10 Ekim 2018'e kadar da bu bölge tank ve ağır silahlardan arındırılacaktı. Yine 8’inci maddeye göre de 2018 sonuna kadar M4 (Halep-Lazkiye) ve M5 (Halep-Hama) karayolları "yerel halkın ve malların serbest hareketini sağlamak" için trafiğe açılacaktı. Bu mutabakat ile de Suriye Ordusu uzun süredir hazırlandığı İdlib Operasyonunu ertelemişti” diye konuştu.

    Tuncer konuşmasında şunları söyledi:

    “2018 sonuna kadar mutabakatta varılan hedeflere ulaşılamadığı görülmüş ve Şubat 2019 tarihinde İran, Rusya ve Türkiye arasında ikinci bir Soçi Zirvesi gerçekleştirilmiş ve bu zirve sonucunda yapılan açıklama ile 5’inci maddenin Türkiye tarafından yerine getirilmediği hatırlatılacak şekilde HTS'nin İdlib'de giderek güçlenmesinden büyük bir kaygı duyduğu belirtilmişti. Yine 2’nci zirvedeki mutabakatta bildiriye "başkanlar (...), Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenlik, bağımsızlık, birlik ve toprak bütünlüğüne güçlü ve sürekli bağlılığı vurgular" maddesi ekleniyordu. Buradaki dikkatimizi çekmesi gereken konu "Suriye'nin toprak bütünlüğü" değildir, "Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliği" vurgusudur. Rejimi tanımıyoruz, doğrudan ilişki kurmuyoruz ama egemenliğini tanıyoruz. Aslında sadece bu vurgu bile Şubat 2019'dan Şubat 2020'ye aradan geçen bir yıldaki bölgedeki hareketlerini arttırmasının nedenini göstermektedir. Yani ilk mutabakat ile planladığı operasyonu ertelenen Suriye, ikinci mutabakattan sonra Rusya ve İran'ın desteği ile tam egemen olarak sahneye çıkacaktı. Burada hiç kuşkusuz ki Türkiye'nin Rusya ve İran'a güvenmesinin ve Suriye konusunda kalıcı siyasi bir çözüm için adım atmak istemesinin önemi büyüktür.”

    “RUSYA VE SURİYE DEZENFORMASYON YOLU İLE KAMUOYU OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYOR”

    Birçok askerimizin Rusya ve Suriye tarafından şehit edildiğini ifade eden Tuncer, “Özellikle son haftalarda Türkiye'nin bölgede (burada değil) mutabakata uygun davranmadığı Rusya ve Suriye tarafından sürekli dile getirilmekte ve dezenformasyon yolu ile kamuoyu oluşturmaya çalışılmaktadır. Suriye dışındaki meselelerde de Rusya ile karşı kutuplarda yer almamız Suriye'deki konumumuzu hiç kuşkusuz ki etkilemektedir. Ancak Soçi'deki mutabakatın en baştan itibaren muğlak olması ve özellikle kimin terörist olup kimin olmadığı konusundaki uzlaşmazlık, mutabakattaki maddelerin hayata geçmesine engel olmuştur” dedi.

    Rusya ve Suriye'nin mutabakatı ihlal ettiğini vurgulayan İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Fatih Fuat Tuncer, “Suriye Ordusu'nun Rusya ve İran desteği ile bölgedeki saldırgan hareketleri neticesinde İdlib'de 3 milyon sivil katledilme tehlikesi altında kalmıştır ki bu insanların güvenliği ve kitlesel göçün engellenmesi Soçi mutabakatlarının temel amacı idi. Türkiye'nin burada yapması gereken uluslararası toplumu harekete geçirerek dün geceki pusunun tekrarlanmasının önüne geçmek; uluslararası toplumun desteği ile Rusya ve Suriye'nin yaptırım görmesini sağlamaktır” diye konuştu.

    Tuncer konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Sorunun tırmandırılması halinde kriz Türkiye, Suriye ve Rusya üçgenini aşacak ve bölge ülkeleri başta olmak üzere AB, ABD ve Çin gibi aktörler de bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Türkiye, itidalli davranmalı ve diplomatik tüm kanalları kullanarak ve tüm aktörlerle birlikte ilerleyerek süreci yönetmelidir. Bunun için de Türkiye'deki tüm siyasi aktörlere ve medyaya büyük görev düşmektedir.”

    DR. HAKKI GÖKER ÖNEN: RUSYA’NIN AÇIKLAMALARI TATMİN EDİCİ DEĞİLDİR

    Yaşanan olayların hem Türkiye-Rusya hem de Türkiye-ABD ilişkileri bağlamında değerlendirilmesi gerektiğine değinen Siyaset Bilimci Dr. Hakkı Göker Önen ise, “Her ne kadar saldırının arkasında rejim güçleri var deniliyorsa da Rusya’nın haberi olmaksızın burada böyle bir hareketin gerçekleştirilmesi ihtimal dışıdır. Rusya’nın bu bağlamda saatler sonra yaptığı açıklamalar da zaten tatmin edici değildir. Aslında Astana ve Soçi sonrasında belirli bir düzelme geçirmiş olan ilişkilerin bozulmasında Türkiye’nin son günlerdeki Ukrayna ve Azerbaycan görüşmelerinin yanı sıra Libya’da aldığı tutumun da etkisi olabilir. Ukrayna’da Kırım Tatar Türklerinin durumu hakkında fikir teatisinde bulunulması yine Azerbaycan’la yapılan TANAP projesi Rusya’yı rahatsız eden gelişmeler olarak değerlendirilebilir. Bu gelişme Türkiye ile ABD arasında da doğal bir yakınlaşmaya sebebiyet verebilir zira ABD dünden itibaren saldırıyı kınayan demeçler vermiştir” şeklinde konuştu.



  • Beşiktaş’ta tüm etkinlikler ileri bir tarihe ertelendi

    İSTANBUL (DHA)- Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, yaşanan üzücü olaylardan dolayı kültür ve sanat etkinliklerinin ileri bir tarihe ertelendiğini duyurdu. Akpolat, ‘Ülkece yaşadığımız acı gelişmeler nedeniyle 28- 29 ve 1 Mart’ta gerçekleşmesi planlanan kültür ve sanat etkinliklerimiz ileri bir tarihe ertelenmiştir.  Aklımız ve kalbimiz Mehmetçiklerimizle. Başımız sağ olsun” dedi.



  • (Görüntülü) GİV Başkanı Koç: Girişimcinin başarıya ulaşması minimum 5 sene

    İSTANBUL, (DHA)- Girişimci İş Adamları Vakfı Başkanı Mehmet Koç, ekonominin kalkınmasında girişimcilerin büyük bir payı olduğunu söyledi. Gençlerin sabırlı olmaları gerektiğine dikkat çeken Koç, “Bir girişimci iş hayatına başladığında en erken 5 senede bir şey yapabilir. Riskleri var ama çok keyifli” dedi.


     

    Girişimci İş Adamları Vakfı’nın (GİV) her ay düzenlediği ‘Girişimci Buluşmaları’nın bu ayki konuğu Konutder ve Sur Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Z. Altan Elmas oldu. Elmas, iş adamları, girişimciler, STK temsilcilerinin aralarında bulunduğu katılımcılar ile tecrübelerini paylaştı. Programın açılış konuşmasını yapan GİV Başkanı Mehmet Koç, program kapsamında her ay konuşmacıların tecrübelerini dinlediklerini dile getirdi. Gençlere her zaman ‘girişimci olun’ tavsiyesinde bulunduklarını belirten Koç, “Mutlak başarıya odaklanmanın her zaman risk olduğunu düşünüyoruz. Toplum girişimciyi her şeyi yapabilen olarak algılıyor. Girişimcilik bizim insanımızın doğasında olan bir özellik. Ciddi düzenlemelerle ülkemizin kalkınmasında büyük yol alabileceğimizi düşünüyoruz” dedi.


     

    “GENÇLERİ GİRİŞİMCİLİĞE ÖZENDİRMEK İSTİYORUZ”


     

    Türkiye’nin kalkınmasında girişimcilerin büyük rol oynadığını düşündüğünü söyleyen Koç, “Bu programlarla gençlerin girişimci olmaya daha çok özenmesini amaçlıyoruz. Gerçek bir iş adamının hayatını dinleyip, ondan örnekler alıp, hangi zorlukları nasıl aştıklarını, nasıl başa çıkabildiklerini, nasıl sermaye bulduklarını, nasıl proje geliştirdiklerini öğretmeye çalışıyoruz” diye konuştu.


     

    “CEBİNİZDEKİ PARA KADAR DÜŞÜNMEYİN”


     

    Kendisinin girişimciliğe başladığı dönemde bilgi edinmenin daha zor olduğuna vurgu yapan Koç, şunları söyledi:


     

    “Şimdi bütün bilgiye internet üzerinden ulaşmak çok kolay. Gençlerimiz cesur olsunlar, ceplerindeki para kadar değil, bankaların kayıtlarındaki para kadar düşünsünler. Paranız kadar düşündüğünüzde o sizi çok sınırlıyor. Bugün başarılı projelere bakıldığında hiçbirisi önce parasını koyup, sonrasında başarılı olmuş değil. Start-up kısmını tamamladıktan sonra zaten sermaye bulunabiliyor. Girişimcilik sabır işi. Bugün başlayıp, yarın kazanmak olmuyor. Bana göre bir girişimci iş hayatına başladığında en erken 5 senede bir şey yapabilir. Riskleri var ama çok keyifli. Planlı olmak ve zamanı kullanmak da bu işin bir kuralıdır.”


     

    “İŞİNİZE YARAYAN BİLGİYİ ÖĞRENİN”


     

    Gençlerin işlerine yarayan bilgileri öğrenmesi gerektiğini dile getiren Koç, “Sektörle ilgili bilgi edinseler daha rahat olabilir. Ülkenin ve kendisinin ihtiyacı olacak projeleri düşünmeliler. Çalışanın önü her zaman açılıyor hem de ülkeler böyle kalkınıyor. Biz ülke olarak büyük bir mücadele veriyoruz. Bu mücadeleyi de girişimcilerimizin bugüne kadar geliştirdiği sistemlerle veriyoruz. Ekonomik olarak 20 senede çok büyük mesafe aldık. Devletin girişimciye bakışı çok değişti. Cumhurbaşkanımız ‘Bir iş adamı bir gencin elinden tutup iş adamı yaparsa, büyük hayır işlemiş olur’ demişti. Biz de bunun kültürünü oluşturmaya çalışıyoruz” diye konuştu.


     

    Program, Altan Elmas’ın tecrübelerini anlattığı konuşmasının ardından plaket takdimi ve fotoğraf çekimi ile sona erdi.



  • 46. Pantene Altın Kelebek Ödül Töreni İdlib'teki saldırı sonrası iptal edildi

    İSTANBUL, (DHA) - Türkiye’de sanat ve televizyon dünyasındaki en iyilerinin ödüllendirileceği 46. Pantene Altın Kelebek Ödül Töreni, İdlib’de gerçekleşen hain saldırı sonrasında iptal edildi.

    Hürriyet ve P&G tarafından düzenlenen, 28 Şubat’ta yapılması planlanan 46. Pantene Altın Kelebek Ödül Töreni’nin iptaliyle ilgili, “İdlib’de yaşanan hain saldırı nedeniyle törenimiz iptal edilmiştir. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar dileriz” açıklaması yapıldı.  

     



  • GİV Başkanı Koç: Girişimcinin başarıya ulaşması minimum 5 sene

    İSTANBUL, (DHA)- Girişimci İş Adamları Vakfı Başkanı Mehmet Koç, ekonominin kalkınmasında girişimcilerin büyük bir payı olduğunu söyledi. Gençlerin sabırlı olmaları gerektiğine dikkat çeken Koç, “Bir girişimci iş hayatına başladığında en erken 5 senede bir şey yapabilir. Riskleri var ama çok keyifli” dedi.

    Girişimci İş Adamları Vakfı’nın (GİV) her ay düzenlediği ‘Girişimci Buluşmaları’nın bu ayki konuğu Konutder ve Sur Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Z. Altan Elmas oldu. Elmas, iş adamları, girişimciler, STK temsilcilerinin aralarında bulunduğu katılımcılar ile tecrübelerini paylaştı. Programın açılış konuşmasını yapan GİV Başkanı Mehmet Koç, program kapsamında her ay konuşmacıların tecrübelerini dinlediklerini dile getirdi. Gençlere her zaman ‘girişimci olun’ tavsiyesinde bulunduklarını belirten Koç, “Mutlak başarıya odaklanmanın her zaman risk olduğunu düşünüyoruz. Toplum girişimciyi her şeyi yapabilen olarak algılıyor. Girişimcilik bizim insanımızın doğasında olan bir özellik. Ciddi düzenlemelerle ülkemizin kalkınmasında büyük yol alabileceğimizi düşünüyoruz” dedi.

    “GENÇLERİ GİRİŞİMCİLİĞE ÖZENDİRMEK İSTİYORUZ”

    Türkiye’nin kalkınmasında girişimcilerin büyük rol oynadığını düşündüğünü söyleyen Koç, “Bu programlarla gençlerin girişimci olmaya daha çok özenmesini amaçlıyoruz. Gerçek bir iş adamının hayatını dinleyip, ondan örnekler alıp, hangi zorlukları nasıl aştıklarını, nasıl başa çıkabildiklerini, nasıl sermaye bulduklarını, nasıl proje geliştirdiklerini öğretmeye çalışıyoruz” diye konuştu.

    “CEBİNİZDEKİ PARA KADAR DÜŞÜNMEYİN”

    Kendisinin girişimciliğe başladığı dönemde bilgi edinmenin daha zor olduğuna vurgu yapan Koç, şunları söyledi:

    “Şimdi bütün bilgiye internet üzerinden ulaşmak çok kolay. Gençlerimiz cesur olsunlar, ceplerindeki para kadar değil, bankaların kayıtlarındaki para kadar düşünsünler. Paranız kadar düşündüğünüzde o sizi çok sınırlıyor. Bugün başarılı projelere bakıldığında hiçbirisi önce parasını koyup, sonrasında başarılı olmuş değil. Start-up kısmını tamamladıktan sonra zaten sermaye bulunabiliyor. Girişimcilik sabır işi. Bugün başlayıp, yarın kazanmak olmuyor. Bana göre bir girişimci iş hayatına başladığında en erken 5 senede bir şey yapabilir. Riskleri var ama çok keyifli. Planlı olmak ve zamanı kullanmak da bu işin bir kuralıdır.”

    “İŞİNİZE YARAYAN BİLGİYİ ÖĞRENİN”

    Gençlerin işlerine yarayan bilgileri öğrenmesi gerektiğini dile getiren Koç, “Sektörle ilgili bilgi edinseler daha rahat olabilir. Ülkenin ve kendisinin ihtiyacı olacak projeleri düşünmeliler. Çalışanın önü her zaman açılıyor hem de ülkeler böyle kalkınıyor. Biz ülke olarak büyük bir mücadele veriyoruz. Bu mücadeleyi de girişimcilerimizin bugüne kadar geliştirdiği sistemlerle veriyoruz. Ekonomik olarak 20 senede çok büyük mesafe aldık. Devletin girişimciye bakışı çok değişti. Cumhurbaşkanımız ‘Bir iş adamı bir gencin elinden tutup iş adamı yaparsa, büyük hayır işlemiş olur’ demişti. Biz de bunun kültürünü oluşturmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

    Program, Altan Elmas’ın tecrübelerini anlattığı konuşmasının ardından plaket takdimi ve fotoğraf çekimi ile sona erdi.

    (FOTOĞRAFLI)

     



  • Futbolda işitme engelliler için bir dakikalık ‘sessizlik’

    İSTANBUL, (DHA)- Süper Lig ve TFF 1. Lig’de 24’üncü ve 25’inci hafta oynanacak 18 maçta futbolcular maça işitme engelli çocuklar ile birlikte ‘İşitme Kaybının Seni Sınırlamasına İzin Verme’ yazılı pankartlarla çıkacak. Seyircilerin de bir dakika boyunca sessizlik duruşu gerçekleştireceği maçlarda öğrenciler İstiklal Marşı’na işaret diliyle eşlik edecek.

    İstanbul Aydın Üniversitesi Odyoloji Bölümü ve İstanbul Odyologlar Derneği ‘3 Mart Dünya İşitme Günü’ için yeşil sahalara iniyor. Her yıl, ‘3 Mart Dünya İşitme Günü’nde işitme sorunları ile ilgili farkındalığı arttırmak adına çalışmalar yapan İAÜ Odyoloji Bölümü ve Odyoloji Kulübü öğrencileri bu yıl Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile ortak bir projeye imza attı. Proje kapsamında, Süper Lig ve TFF 1. Lig'de 24’üncü ve 25’inci Hafta’da oynanacak 18 maçta futbolcular maça ellerinde “İşitme Kaybının Seni Sınırlamasına İzin Verme - Don’t Let Hearing Loss Limit You” yazan pankartla çıkacaklar.

    “500 BİN KİŞİYE ULAŞACAĞIZ”

    Dünyada milyonları peşinden sürükleyen popüler şeyin futbol olduğunu ve futbolu merkezlerine bu yüzden aldıklarını dile getiren İstanbul Aydın Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölüm Başkanı ve İstanbul Odyologlar Derneği Başkanı Prof. Dr. Özlem Konukseven, “3E logolu “İşitme Kaybının Seni Sınırlamasına İzin Verme - Don’t Let Hearing Loss Limit You” yazan pankartlarla sahaya çıkacağız. Erken İşitme Taraması, Erken İşitme Cihazı, Erken İşitme ve Konuşma Rehabilitasyonu yazılı pankartlarımızla 3E farkındalığı yaratmak istiyoruz. Türkiye'de oynanacak tüm maçların toplamında 500 bin seyirci bekleniyor. 15 milyon kişi de televizyon seyircisi olacak.  Büyük bir populasyonla işitme sağlığı farkındalığını oluşturacağız” dedi.

    “BİN BEBEKTEN 3’Ü İŞİTME ENGELLİ DOĞUYOR”

    Ailelere de uyarılarda bulunan Prof. Dr. Konukseven, “Eğer çocukları işitmiyorsa,  kapı sesine koşmuyorsa, telefonun sesine tepkisiz kalıyorlarsa,  anneler çocuklarını iki kere tekrarlattırıyorsa, konuşmayı ve sesin nerden geldiğini anlamıyorlarsa mutlaka çocuklarına işitme testi yapsınlar. Çünkü her bin bebekten 2'si 3'ü işitme engelli doğuyor. Okul çağında bu oran yüzde 5'e 6 ya yükseliyor. Çünkü okul çağında geçirilen hastalıklar, okul çağında oluşan kazalar, yanlış ilaç kullanımları, 100 çocuktan 5- 6'sında işitme engeli oluşturuyor. Okul çağında eğer biz önlem alabilirsek yüzde 60 oranında işitme engelini önlüyoruz. Biz bu farkındalığı oluşturmaya çok önem veriyoruz” diye konuştu.

    Prof. Dr. Konukseven, sözlerine şöyle devam etti:

    “2008'den beri yeni doğan işitme taraması yaptırıyoruz.  Binde 10 işitme taramasında; biz ilk bir ayda bütün işitme testlerini yaptırıyoruz, üçüncü ayda işitme kaybı tanısı koyuyoruz, 6’ncı ayda da mutlaka bebeğin işitme cihazı ya da işitsel implantla cihazlanmasını istiyoruz. Daha sonrada hemen işitme ve konuşma rehabilitasyonunu almasını istiyoruz. Bu bireylerin, sosyal bir birey olarak iletişim kuran, işitebilen bireyler olarak topluma kazandırılması biz odyologların görevi.”

    Türkiye'de 897 tane devlet hastanesi olduğunu ancak 179 odyoloğun istihdam edildiğini belirten Konukseven, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’dan da her hastaneye en az 2 odyolog istihdamı istediklerini belirtti.

    (FOTOĞRAFLI)



  • 2.Kentsel Tasarım Sempozyumu başladı

    Burçak BOZKUŞ-Doğan GÜNDOĞDU/ İSTANBUL (DHA)- “İstanbul” konusuyla başlatılan ve alanında uzman isimlerin görüşlerinin paylaşıldığı Kentsel Tasarım Sempozyumu, Beşiktaş Mustafa Kemal Merkezi’nde başladı. İki gün sürecek sempozyumun konuşmacılarından TOKİ Genel Başkan Yardımcısı Levent Sungur, “Gelecek nesillere önemli bir unsur olarak bırakabilmek adına bu sempozyumun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum” dedi.

    Sempozyumda, İstanbul`un doğal ve kültürel mirası, kimlik ve ekolojik bütünlük bağlamında geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki bağlantıları, değişimi, dönüşümü; İstanbul Kenti üzerinden gelişen dünyada, her geçen gün yeniden üretilen kentlerin, yapılmış ve yapılması planlanan çalışmaları, yapılacak sunumlar ile tartışıldı.

    "Kolektif Bellek Olarak Peyzaj" temasıyla 1. Uluslararası, 7. Peyzaj Mimarlığı Kongresi`nin ardından gerçekleştirilecek olan II. Kentsel Tasarım Sempozyumu`nda kolektif bellek, İstanbul özelinde konuşuldu. Sempozyum sonunda interaktif soru cevap yapıldı.

    LEVENT SUNGUR: PEYZAJ MİMARI AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ BİR SEMPOZYUM

    İlk oturumda ‘Kent Merkezindeki Stadyum Alanlarının Dönüşüm Serüveni: Millet Bahçeleri’ konusunu ifade eden TOKİ Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Levent Sungur, Millet Bahçeleri kavramının hayatımıza nasıl girdiğine değindi. Sungur, “Bu sempozyumlarda en önemli unsurlardan bir tanesi de son hükümet programıyla yani 100 günlük programlarla birlikte hayatımıza giren ‘Millet Bahçeleri’ kavramı oldu. Ben bu kavramların hem peyzaj mimarlığı camiasında hem de ülkemizde ne kadar önem teşkil ettiğini vurgulamış olduk. İnsanların belleklerinde, şehirlerin kimliklerinde ve gelecek nesillere önemli bir unsur olarak bırakabilmek adına bu sempozyumun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

    “MİLLET BAHÇELERİ KAVRAMI ÇOK ESKİYE DAYANIYOR”

    Millet Bahçeleri kavramının oldukça eskiye dayandığını belirten TOKİ Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Levent Sungur, “Kent kavramı oldukça geniş bir kavramdır. Millet bahçeleri kavramının içerisinde belki çok uzun bir dönemdir böyle bir kavram var ama bunu günümüzde hem hak ettiği yere getirmek hem de peyzaj mimarlığı açısından bu alanlara daha da değer kazandırabilmek için neler yapılması hususunda, tartışmaya açmak hususunda çok değerli ve kıymetli görüyoruz. Kent kimliği içerisinde de dilimize yerleşmiş birçok ifade var. Mesela; park alanları, kent alanları bunlardan bazılarıdır. Ama benim konuştuğum konulardan biri olan stadyum alanlarının dönüşümü ile ilgili ‘Millet Bahçeleri’ kavramı, tam da bu alanlar için olan bir kavram olduğunu düşünüyorum. Ve kent kimliğinde önemli bir yer bulması gerekmektedir” şeklinde konuştu.

    (FOTOĞRAFLI)



  • ‘23 yıl sonra niye hala 28 Şubat’ı konuşuyoruz?’ sorusunu cevapladılar

    İSTANBUL, (DHA) – 28 Şubat Postmodern Darbesi konulu seminerde dönemin mağdurları, “Biz hala niye 28 Şubat’ı konuşuyoruz?” sorusuna cevap verdi. Geçmişten ders alırsak bize zarar verilemeyeceğini dile getiren AK Parti Milletvekili Fatma Benli, “Başkaları bizim çocuklarımızın geleceğini çalmasın diye biz bugün buradayız. Hala bu konuyu konuşuyor olmamız da başaramayacaklarını gösteriyor” dedi.

    28 Şubat Postmodern Darbesi’nin 23. Yıldönümü sebebiyle Bağcılar Belediyesi ve BAGİMDER tarafından bir panel düzenlendi. Mehmet Akif Ersoy Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen ve moderatörlüğünü Gazeteci-Yazar Ekrem Kızıltaş’ın yaptığı programa AK Parti milletvekili Av. Fatma Benli, emekli öğretmen Hatice Buladı ve dönemin mağdurlarından Ömer Alcep konuk oldu.

    Kızıltaş’ın “Biz hala niye 28 Şubat’ı konuşuyoruz?” sorusuna konuşmacılar, yaşadıkları örneklerle ve karşılaşılabilecek tehlikelere karşı uyarı niteliğinde açıklamalarla cevap verdi.

     “UNUTMAYIN UNUTURSANI TEKRARLANIR”

    Aliya İzzetbegoviç’in “Unutmayın unutursanız tekrarlanır” sözlerini hatırlatarak konuşmasına başlayan Av. Fatma Benli, “Biz unutursak tekrarlanma ihtimali var mı? Normalde olmaz ama jeopolitik konumu ve tarihsel konumu nedeniyle Türkiye dünyanın en kritik ülkelerinden bir tanesi. Türkiye’yi hesaba katmadan dünyayı değiştirebilme imkanı yok. O yüzden Türkiye’yi bize bırakmadılar. Çok partili hayata geçer geçmez 1960 darbesini yaptılar. Başbakanı astılar bu ülkede. Yetmedi 70-80 darbeleri, sonra 28 Şubat oldu. AK Parti geldi işler rayına girdi dediğimizde Genelkurmay Başkanlığı e-bildiri yayınladı. E-muhtırayı verdiler. Ak Parti hakkında kapatma davası açtılar. Buna rağmen ayakta durduğumuz için 2010 da askeri vesayeti ortadan kaldırdığımızda ‘Durun artık’ dedik. ‘Darbe olmayacak ve kararı sadece bizim seçtiğimiz insanlar verecek’ diye düşünüyorduk ki 15 Temmuz oldu. Bizim her daim düşmanımız olacak bu düşmanlar bizim içimizdeki insanları kullanarak bize zarar vermeye çalışacak. Geçmişten ders alırsak bize zarar veremezler. Başkaları bizim çocuklarımızın geleceğini çalmasın diye biz bugün buradayız. Hala bu konuyu konuşuyor olmamız da başaramayacaklarını gösteriyor” dedi.

    “SAVAŞMAYALIM AMA DONANIMLI OLALIM”

    Hatice Buladı ise “Zorlu şartlarda okuyorsunuz birisi geliyor size çelme atıyor sizi düşürüyor. Hepsinden de ötesi hiç sebebi yokken acı yaşıyorsunuz. Çocuklarınızın yanında bile zorda kalıyorsunuz. Gittiğiniz her yerde kapılar yüzünüze kapanıyor. Devlet kurumlarına girdiğimde hep geri adım atarak girdim. Öğrencilik yıllarında da çalışırken de hep geri adım attım. Kendimi hiçbir yerde göremedim. Bunları zihnen yaşarken bile üzülüyorum. Hayatı acısıyla tatlısıyla beraber yaşıyoruz. Dirayetli olmamız lazım. Haksızın karşısında becerebilmek lazım. Savaşmayalım ama donanımlı olalım. Bunların bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum” diye konuştu.

    28 Şubat sürecinde yaşananları o zaman dilimine göre değerlendirmemek gerektiğini belirten Ömer Alcep ise şunları söyledi: “Olay bu kadar basit değil. Çünkü Türkiye üzerinden içeriden ve dışarıdan oynanan oyunlara baktığımız zaman meseleyi birbiriyle ilintili biçimde devam ettirmenin zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Hüzünlü hayat hikayelerin burada aktarmak suretiyle maksadımız daha sorunsuz sıkıntısız darbeler dönemini geride bıraktığımız bir ülkeye kavuşma arzumuzdur. Geçmişe yönelik anılarımızı bu anlam çerçevesinde değerlendirmeye çalışalım.”

    (FOTOĞRAFLI)



  • "Grip sezonunda kalabalıktan uzak durmalıyız"

    İSTANBUL, (DHA)-MEVSİM geçişlerinde yaşlılar, çocuklar ve hamileler başta olmak üzere birçok insanın hastalıklara karşı direnci düşerken grip sezonu da şiddetini gösteriyor. Ekim ayı ile birlikte başlayan grip, soğuk algınlığı ve üst solunum yolu enfeksiyonları artış gösteriyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hayati Kale, kalabalıktan uzak durulması gerektiğine dikkat çekerken “Ekim aylarında başlayan grip hastalığındaki artış nisan aylarına kadar devam eder. Hızla başlayan ateş veya titreme, devamında öksürük, kas ağrıları, baş ağrısı, boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı ya da akıntısı, yorgunluk, halsizlik veya kırgınlık gibi belirtileri görülür” dedi.

    “MUTLAKA AŞI YAPTIRILMALI”

    Medicana Bahçelievler Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hayati Kale, Kuş Gribi (H5 – N1) ve Domuz Gribi (H1 – N1) gibi virüslerin oldukça etkili olduğunu belirterek, gripten korunmanın yollarını anlattı. Dr. Öğr. Üyesi Kale, “Grip genellikle hasta olan kişilerin konuşma, öksürme ve hapşırma gibi davranışları ile saçılan ve virüs içeren damlacıkların, hasta kişiye 1 metre ve daha yakın olan kişilerin ağız, burun ve göz mukozalarına geçmesi ile bulaşmaktadır. Daha nadir olarak virüs içeren damlacık ile kirlenmiş, kontamine olmuş yüzeylere, araç ve gereçlere kişilerin önce elleri ile dokunması ve sonrasında ellerini ağız, burun veya gözlerine götürmeleri ile de bulaşabilmektedir. Hastalıktan korunmak için grip sezonunda mümkün olduğunca kalabalık ve kapalı ortamlardan uzak durulmalı, hasta kişiler ile temas etmemeye, sarılmamaya ve tokalaşmamaya çalışılmalı, eller sık sık yıkanmalı ve kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Özellikle risk grubunda bulunan kişiler, mutlaka aşı yaptırılmalıdır” şeklinde konuştu.

    İYİLEŞMEK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

    Grip hastalığının en çok yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalık sahibi olan kişileri etkilediğini ifade eden Hayati Kale, “Astım, KOAH, diyabet gibi kronik rahatsızlıkları olan kişiler ekim ve nisan ayları arasında son derece dikkatli olmalılardır. Aynı zamanda sigara kullanan kişiler de büyük risk altındadır” diye konuştu. Gribin tedavisi hakkında bilgiler paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Kale, “İstirahat, yeme içme düzeni, sıvı takviyesi, temiz hava ve antiviral kullanmak çözüm olarak görülebilir” dedi.

    (FOTOĞRAFLI)



  • “Sokak hayvanları beslenme noktalarında beslenmeli”

    İSTANBUL, (DHA) - Başakşehir’de sokak hayvanlarına yönelik çalışmalara ortaokul öğrencileri de katıldı. 20 öğrenci, Şamlar Mahallesi’nde bulunan besleme noktasındaki sokak köpeklerini besledi.

    Ortaokul öğrencisi Zeynep Nur Arslan, sokak hayvanlarını beslerken aklına bunu okul arkadaşlarıyla birlikte yapma fikri geldi.Konuyu öğretmenleri ve arkadaşlarına anlatınca hep birlikte harekete geçtiler. Okul yönetimi ve Başakşehir Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü’nün düzenlediği program kapsamında 20 öğrenci, Şamlar Mahallesi’ne doğru yola çıktı.

    EKİPLER ÖĞRENCİLERE HAYVANLARI NASIL BESLEYECEKLERİNİ ANLATTI

    Başakşehir’deki diğer 29 noktasında olduğu gibi Şamlar Mahallesi’ndeki besleme alanında da Başakşehir Belediyesi ekipleri belirli periyotlarla hayvanları besliyordu. Bu kez talep üzerine öğrencilerle birlikte besleme noktasına geldiler. Ekipler, öğrencilere eldiven dağıttıktan sonra hayvanların nasıl beslenmesi gerektiğini anlattı. Öğrenciler, daha sonra mama dolu kapları köpeklerin önüne bırakarak beslenmelerini izledi.

    Arkadaşı Zeynep’in projeyi kendilerine anlatmasının ardından gönüllü olduğunu söyleyen Kayhan Özaydın, “Ben zaten evimin yakınındaki besleme noktasında hayvanları besliyorum. Bu etkinliği duyunca da hemen mama alıp katılmak istedim” dedi.
    Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Feride Taşkan da, projenin amacının öğrencilere hayvan sevgisi aşılamak olduğunu belirterek, “Çocuklar bu etkinlikle sokak hayvanlarına karşı duyarlılık kazandı. Başakşehir Belediyesi’nin katkısıyla proje başarıya ulaştı” diye konuştu.

    YİYECEKLE BESLENEN SOKAK HAYVANLARINDA DERİ HASTALIKLARI GÖRÜLÜYOR

    Sokak hayvanlarının gelişigüzel beslenmesinin çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığına işaret eden Başakşehir Belediyesi Hayvan Rehabilitasyon Merkezi Koordinatörü Yunus Kanlı, “Çeşitli yiyecekler ve et parçalarıyla beslenen sokak hayvanlarında deri hastalıkları görülüyor. Bu nedenle besleme noktalarında kontrollü besleme önemli. Sokak hayvanlarını beslemek isteyenlerin besleme noktalarına gitmeleri ya da bizimle temas kurmaları yeterli” şeklinde konuştu.

    (FOTOĞRAFLI)



  • Koronavirüsü dünya ekonomisini nasıl etkileyecek?

    İSTANBUL, (DHA)- Dünyayı yakından ilgilendiren koronavirüs salgınının yıl sonuna kadar sürmesi durumunda ekonomik büyümeyi etkileyebileceği öngörüsünde bulunan Prof. Dr. Emre Alkin, “Salgın nisan ayında bitmesi durumunda dünya ekonomisinin büyümesi yüzde 0.1 azalır. Salgının yıl sonuna kadar sürmesi durumunda dünya ekonomisinin büyümesi beklenenden 0.5 puan azalacaktır” dedi.

    Altınbaş Üniversitesi'nde düzenlenen Çarşamba Buluşmaları toplantısında bu hafta Prof. Dr. Emre Alkin, Prof. Dr. Işın Çelebi, Koronavirüsün dünya ekonomisine etkisini ve Brexit’teki son gelişmeleri masaya yatırdı. Toplantının moderatörlüğünü televizyon anchor’ı Nazlı Bolak üstlendi.

    Koronavirüsün dünya ve Türkiye ekonomisine olası etkileriyle ilgili Altınbaş Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Emre Alkin şu öngörüde bulundu: “Küresel ticaretteki artışla ekonomik büyüme arasındaki çok sıkı ilişki bulunuyor. Koronavirüs salgınının ticareti aksatmasının büyük risk oluşturur. Salgının nisan ayında bitmesi durumunda dünya ekonomisinin büyümesinin sadece yüzde 0.1 azalacak. Salgının yıl sonuna kadar sürmesi durumunda dünya ekonomisinin büyümesinin beklenenden 0.5 puan azalacaktır.”

    Küresel enflasyon trendlerini de değerlendiren Prof. Dr. Emre Alkin, gelişmekte olan ülkelerde fiyatların ortalama yüzde 4 ila 6 arttığını, gelişmiş olan ülkelerde ise yüzde 2’nin de altında olduğunu anlattı. Prof. Dr. Emre Alkin, Merkez Bankalarının politika faizlerinin enflasyonun sadece çok az üzerinde olduğunu da belirtti.

    “AMERİKA’DA HER 5 ŞİRKETTEN 1’İ BORCUNU ÖDEYEMEZ DURUMDA”

    Dünyadaki düşük faiz ortamının küresel borçlanmayı patlattığını belirten Prof. Dr. Emre Alkin, Amerika’da şirket borçlarının çok yüksek seviyelere çıktığını vurguladı. Prof. Dr. Emre Alkin, “Amerika’da her 5 şirketten 1’inin ‘zombi’ olduğunu, yani borcunu gerçekte ödeyemez durumda olduğu söyleniyor” dedi.

    Prof. Dr. Emre Alkin, önümüzdeki dönemde borcun daha da artacağını ve gelişmiş ülkelerde borcun gayrisafi yurtiçi hasılaya oranının yüzde 440’a çıkmasının beklendiğini, bunun sürdürülemez olduğunu ifade etti. Brexit’i değerlendiren Prof. Dr. Alkin, İngiltere’nin dünyadan 690 milyar dolar ithalat yaptığına dikkat çekerek Avrupa Birliği ve bu arada Türkiye’nin bu ülkeye ihracatının kaçınılmaz biçimde olumsuz etkileneceğini belirtti. Prof. Dr. Emre Alkin, “Ama Türk şirketlerinin bu ülkeye mal satımında bir yolunu bulacağını düşünüyorum” dedi.

    “SOĞUK SAVAŞ CANLANIYOR MU” ENDİŞESİ

    Altınbaş Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Işın Çelebi ise yaptığı sunumda silahlanma hız kazanır ve buna bağlı olarak bölgesel sorunlar artarken dünyayı etkileyen salgınların sayısının ve görülme sıklığının artmasının dikkat çekici olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Işın Çelebi, salgınların bölgesel sorunlara paralel olarak artmasının akla “Acaba Soğuk Savaş yeniden mi canlanıyor?” sorusunu getirdiğini ifade etti.

    İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasının bu ülke ekonomisini 5 yıl sonra çok olumlu etkileyeceğine inandığını belirten Prof. Dr. Işın Çelebi, bununla birlikte önümüzdeki dönemde Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyeti ile AB çatısı altında birleşmesinin gündemde olacağını ifade etti.  Avrupa Birliği’nin önümüzdeki dönemde siyasi birlik olmaktan çıkarak ekonomik birliğe dönüşeceğini de öngören Prof. Dr. Işın Çelebi, Fransa ve Almanya’nın çabalarının bunu engelleyemeyeceğini vurguladı.

    Moderatör Nazlı Bolak ise, Korona salgınının dünya ekonomisine olumsuz etkileri nedeniyle Amerikan Merkez Bankası’nın mart ayı toplantısında faiz indiriminin sinyalini verebileceğini de belirtti.

    (FOTOĞRAFLI)



  • Gebeler tiroid taramasını ihmal etmemeli

    İSTANBUL, (DHA)- İyot eksikliği sebebiyle kendini gösteren tiroid nodüllerinin, doğum sayısı, sigara kullanımı, stres, radyasyona maruz kalmak gibi risk faktörlerine bağlı olarak ortaya çıktığına dikkat çeken Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Cafer Kaya, gebelerde de nodüllü guatrın tedavisinin yapılabildiğini söyledi.

    Düzenli doktor takibi gerektiren tiroid nodülleri, yaygın görüşün aksine her zaman ameliyatla alınmadığının altını çizen Emsey Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Dr. Cafer Kaya nodüllü guatr teşhisi konulan gebelerde her hastaya biyopsi yapılmadığını ifade etti.

    BİYOPSİNİN YAN ETKİSİ YOK

    Şüpheli ve bir santim üzerinde olan nodüllerde biyopsi yapıldığını söyleyen Uzm. Dr. Cafer Kaya, biyopsiyi ince iğne ile nodül içinden sıvı çekerek yapıldığını, hafif ağrı dışında bir yan etkisi olmadığını ve bu nedenle gebelerde biyopsi yapılmasının bebeğe ve anneye bir zararının olmadığını aktardı. Kaya, “Biyopsi gerekmeyen küçük nodüllere 6 ayda 1 ultrason ile takip yapılır. Büyüme var ise biyopsi ile örnek alınır. Biyopsinin insan vücuduna herhangi bir yan etkisi veya zararı yoktur” dedi.

    NODÜLÜN BOYUTU ÖNEMLİ

    Her guatr şüphesi olan hastaya tanı koymak amacıyla öncelikle ultrason yapılamasının önemli olduğunu söyleyen Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Dr. Cafer Kaya, bu sayede tiroid hastalığının tipinin belirlenebildiğini ifade etti. Kaya, "Tiroid hastalıklarının genel adına ‘’Guatr’’ denir. Ülkemizde çok sık rastlandığı guatr hastalığı genellikle ağrı yapmadığını çok büyüdüğünde öksürüğe, yutma ve nefes almakta güçlüğüne neden olabiliyor. Tedavi guatrın büyüklüğüne, hastanın şikayetlerine ve hastalığı oluşturan etkenlere bağlıdır. Belirgin olmayan ve sorun yaratmayan küçük büyümeler genellikle tedavi gerektirmez” dedi.

    Guatr biyopsilerinin yapılması hakkında bilgi veren Cafer Kaya, "Lokal krem ile uyuşturup soğuk sprey sıkarak alanı uyuşturup işleme başlıyoruz. Totalde 40 dakikalık bir işlem. İşlem bittikten sonra pansumanı yapıp tansiyona bakıp her şey normal düzeydeyse hastamızı gönderiyoruz. Sonuçlar 3-4 gün içerisinde çıkıyor. Daha sonrasında sonuçlara bakarak, tedaviye başlıyoruz’’ dedi.

    Tiroid bezinin az çalışarak yeterli miktarda tiroid hormonu salgılamamasına hipotiroidi, aşırı çalışmasına ise hipertroidi adı verildiğini söyleyen Endokrinoloji ve Metabolizma uzmanı Dr. Cafer Kaya, "Anne adaylarının tiroid fonksiyonlarının takibinin çok önemli olduğunu ve anne karnındaki bebeğin gelişimini etkilediği için her gebeye tiroid taraması en az bir defa yapılması gerektiğinin altını çizdi. Hastaya öncelikle kan tahlili yapılır ve gerekirse Tiroid ultrasonu da istenmektedir’’ şeklinde konuştu.

    Gebelikte en sık görülen tiroid rahatsızlığı ise 'hipotiroid’ olduğunu vurgulayan Kaya, her 100 gebeden 3’ünde hipotiroidi görülebilir ve bunun çoğunluğunu 'aşikar hipotiroidizm', diğer kısmının ise 'subklinik hipotiroidizm' olarak tanımlanan iki farklı türde tiroid nodülleri olduğunu ifade etti.

    BEBEĞİN ZEKA GELİŞİMİNİ ETKİLİYOR

    Hipotiroidide en sık görülen belirti ve bulguların yorgunluk, kabızlık, soğuğa karşı hassasiyet, kas krampları ve kilo alımı, ciltte kuruluk ve saç dökülmesi gibi belirtilerle kendini gösterdiğini anlatan Dr. Cafer Kaya şunları söyledi:

    “İyot eksikliği açısından riskli bölgelerde yaşayan hastalarda görülen hipotiroidi guatr hastalığını da beraberinde getiriyor. Hipotiroidinin bir diğer önemli nedeni olan Hashimoto hastalığı da guatra yol açabiliyor. Anne adayında hipotiroidi görülmesi; düşük, erken doğum, preeklampsi (gebelik hipertansiyonu ve ödemi), plesanta dekolmanı (halk arasında bebeğin beslenme kordonunun henüz doğum başlamadan önce ayrılması) ve doğacak bebekte zihinsel fonksiyonlarda azalmaya neden olabilir.”

    (FOTOĞRAFLI)



  • Yağ oranınız yüzde 25'i geçiyorsa dikkat

    İSTANBUL, (DHA) VÜCUT yağ oranının erkeklerde yüzde 30, kadınlarda ise yüzde 25’in üzerinde olması obezite ile ilişkilendiriliyor. Çağın hastalığının ‘ölümcül’ olarak nitelendirilen morbid obezite olduğunu ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hasan Abuoğlu, obezitenin tehlikelerine dikkat çekti.

    İstanbul Rumeli Üniversitesinin Uygulama Hastanesi olan REYAP Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hasan Abuoğlu, Dünya Sağlık Örgütü'nün obeziteyi, “Vücutta hastalıklara neden olacak biçim ve oranda anormal, fazla miktarda yağ birikmesi' olarak" tanımladığını belirterek, “Vücut kitle İndeksinizin 40’ın üstünde olanlar morbid obez olarak kabul edilir. Vücutta yağ oranı ortalama olarak kadınlarda yüzde 22-28, erkeklerde ise yüzde 12-20 olmalıdır. Vücut yağ oranı kadınlarda yüzde 30 erkeklerde yüzde 25 üzerinde olması durumu obeziteyle ilişkilendirilir” dedi.

    “OBEZİTE BİRÇOK KANSER AÇISINDAN CİDDİ BİR RİSK FAKTÖRÜ”

    Morbid obezite hastaları için obezite cerrahisinin düşünülebileceğini belirten Doç. Dr. Abuoğlu, “Pankreas, kolon, meme, mesane, prostat, mide gibi kanserlere yakalanma açısından obezite ciddi bir risk faktörüdür. Ayrıca yüksek kolesterol sonucu damar sertliği, hipertansiyon, kalp krizi, inme riskini artırmaktadır. Tüm bunların yanı sıra çocuklar ve gençlerde özgüven kaybına, psikolojik bozukluklara ve sosyal problemlere sebep olan obezite kadınlarda infertilitenin (kısırlık) önemli bir nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır” dedi.

    Obezite cerrahisi hakkında bilgi veren Abuoğlu konuyla ilgili şunları söyledi: “Obezite cerrahisi denilince akla ilk olarak mide küçültme ameliyatları gelmektedir. Mide küçültme ameliyatları birçok farklı girişim yöntemiyle yapılmaktadır, tek ve en iyi cerrahi yöntem veya seçenek yaklaşımından çok, hastaya en uygun yöntemi belirlemek daha doğrudur. Hangi ameliyat girişimi seçilirse seçilsin hepsi laparoskopik (kapalı) ameliyat yöntemiyle yapılmaktadır. Obezite cerrahisi vücut kitle indeksi 35-40 arasında olup, tip 2 şeker hastalığı, hipertansiyon, uyku apnesi, eklem rahatsızlıkları, jinekolojik problemler, kalp ve damar hastalığı olan hastalarda uygulanabilir. Ayrıca tip 2 diyabet ve metabolik bozuklukları bulunan, vücut kitle indeksi 30-35 arasında hastalarımızda gerekli tetkikler yapıldıktan sonra şeker hastalığının tedavisi için ameliyat programına dahil edilebilirler.”

    “AMELİYAT SONRASI BESLENMEYE DİKKAT EDİLMELİ”

    Ameliyat sonrası beslenmenin çok önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Abuoğlu, “Obezite ameliyatları sonrasında hastanın hayata yeni bir başlangıç yapması, kendileri için oluşturulan diyet programına uyması, besin, vitamin, mineral takviyelerine düzenli olarak devam etmesi oldukça önemlidir. Diyet programları kişiye özel oluşturulmalıdır. Temel prensipleri dikkat edilmeli, günlük protein gereksinimin karşılanması sağlanmalı, öğünler atlanmamalı ana ve ara öğünlere uyulmalı böylece mide aşırı doldurulmadan metabolizmanın daha hızlı çalışması sağlanmalıdır. Ameliyat sonrasında yemekler her zaman masa başında, önceden hazırlanmış bir tabaktan en az yarım saatlik bir sürede lokmalar iyi çiğnenerek tüketilmeli. Yemek sırasında TV veya bilgisayar izlenmemeli, akıllı telefonlar kullanılmamalıdır. Kesinlikle ikinci bir tabak, porsiyon tüketilmemelidir. Günlük su tüketimi 2 litrenin altına düşmemelidir. Yemeklerden yarım saat önce ve yarım saat sonra sıvı tüketimi yapılmamalıdır. Hazır içecekler kesinlikle tüketilmemeli, kafeinsiz ve gazsız içecekler tercih edilmelidir. Tüm önerilere severek ve isteyerek uyulmalı, yaşam biçimi olarak benimsenmelidir. Aile ve arkadaş çevresinden verilen önerilere uyulması konusunda sizlere destek olması istenmelidir” dedi.

    “DÜZENLİ EGZERSİZ ÖNEMLİ ROL OYNUYOR”

    Uzman denetiminde yapılacak düzenli egzersizlerin obezite ameliyatlarının başarısında önemli rol oynadığını ve iyileşme sürecini hızlandırdığını belirten Doç. Dr. Hasan Abuoğlu “Her hastaya özel bir program oluşturulsa da mide ameliyatı sonrası yürüyüş ve egzersiz yapmada temel prensiplere uyulmalı doktorunuzun onayı olmadan sportif faaliyetlere başlanmamalıdır. Erken dönemde en ideal egzersizler yürüyüşlerdir. Doktorunuzun önerdiği tempo ve sürede yürüyüşler oldukça faydalıdır. İlk 6 hafta içinde karın hareketleri yapmaktan ve ağırlık kaldırmadan kaçınılmalıdır. Salon sporları veya yüzme gibi egzersizler kilo verimine ve doktor önerisine göre planlanmalıdır. Sevdiğiniz egzersizleri yapmak ideal olanıdır. Yüzme ve fitness tercih ettiğimiz egzersiz şekilleridir” diye konuştu.

    (FOTOĞRAFLI)



  • “Çocuklarda şeker hastalığı sinsi başlar”

    İSTANBUL, (DHA) VÜCUTTA insülin hormonunun bulunmaması ya da azlığı nedeniyle görülen tip 1 diyabet özellikle çocuklarda sinsi bir şekilde kendini gösterebilir. Vücudun besinlerden yararlanmasını sağlayan normal süreçleri bozan ve kandaki glukoz düzeylerinin yükselmesine neden olan diyabet genetik nedenlerle görüldüğü gibi beta hücrelerinde bağışıklık yanıtının bozulmasına neden olan virüsler, toksinler ve bazı gıda maddeleri nedeniyle de meydana gelebiliyor.

    Çocuklarda şeker hastalığının sinsi başladığını vurgulayan Medicana International Ankara Hastanesi'nden Prof. Dr. Mehmet Boyraz “Diyabet insülin hormonunun vücutta bulunmaması ya da azlığından kaynaklanan bir hastalıktır. Bu hastalık vücudun besinlerden yararlanmasını sağlayan normal süreçleri bozar ve kandaki glukoz düzeylerinin çok yükselmesine neden olur. İnsülin pankreasın beta hücrelerinden salgılanan bir hormondur. Hastalığın nedeni olarak, genetik yatkınlıkla beraber beta hücrelerinde bağışık yanıtın bozulmasına neden olan virüsler, toksinler ve bazı gıda maddelerinden söz edilmektedir. Tip 1 diyabetin oluşumunda inek sütünün önemi büyüktür. 1 yaş altı çocuklarda inek sütüne maruz kalmanın Tip 1 Diyabet görülme sıklığını arttırdığı görülmüştür. Bu yüzden özellikle birinci derece akrabalarında diyabet olan çocuklara olabildiğince uzun süreli inek sütü verilmemesi önerilmektedir. Gıdaların içindeki koruyucu maddeler ve tütsülenmiş gıdalar da otoimmün diyabeti başlatan faktörlerdendir” dedi.

    “BULANTI, KUSMA VE İŞTAHSIZLIK GÖRÜLEBİLİR”

    Çocuklarda şeker hastalığının belirtilerini açıklayan Prof. Dr. Boyraz “Yetersiz insülinin glikozu hücre içine sokamaması sonucu kan glikozu gittikçe artar. Bu durumda vücut kan glikozunu böbreklerden atma yoluna gider. Böylece idrarda glikoz görülmeye başlar. Glikoz atımı ile birlikte böbreklerden sıvı kaybı da oluşacağından, sık idrara çıkma ile vücudun sıvı ihtiyacı da artar ve çok su içme görülür. İnsülin eksikliği sonucu glikozun hücre içine giremeyip enerji üretiminde kullanılamaması nedeni ile vücut yağları kullanmaya başlar. Yağların yakılması ile kilo kaybı ve kanda keton cisimcikleri birikir. Bu ise bulantı, kusma ve iştahsızlık oluşturur ve idrarda keton görülür” diye konuştu.

    Çok idrara çıkma, çok su içme, çok yeme, kilo kaybı gibi belirtilerle ya da daha ileri dönemlerde ketoasidoz veya koma ile başvuran hastalarda idrarda glikoz bakılması, kan şeker düzeylerinin tayini, şeker yükleme testi ve hemoglobin A1c tanı yöntemlerinin uygulandığını açıklayan Prof. Dr. Boyraz bu tanı yöntemlerini şöyle anlattı: “Normal şartlarda idrarda glikoz olmaz. İdrarda glikoz varlığı başta diyabet olmak üzere çeşitli hastalıkları düşündürür. Diyabet hastalığına bağlı ise idrarda glikoz olması kan şekerinin 180 mg/dl. veya üstü olduğunu gösterir.”

    “KANDA ŞEKERE BAKILMASI ŞART”

    İdrarda glikoz görülmesi üzerine bakılan kan şekerlerinin tanı için şart olduğunu belirten Prof. Dr. Boyraz, “Açlık kan şekeri sağlıklı bir insanda 100 mg/dl. nin altında olmalıdır. Açlık Kan Şekerinin 100-125 mg/dl. arasında olması "Bozulmuş Açlık Glikozu" olduğunun göstergesidir. Şeker yükleme testi gerektirir. Herhangi bir zamanda bakılan Kan Şekeri 200 mg/dl.'nin üzerinde ise yine şeker hastalığı tanısı konur” şeklinde konuştu.

    (FOTOĞRAFLI)



  • Yaşlılara evde sağlık kontrolü yapıldı

    İSTANBUL, (DHA) – Silivri Belediyesi Engelli ve Yaşlı Koordinasyon Merkezi (EYKOM) sağlık ekibi, Değirmenköy Mahallesi’nde ikamet eden yaşlı hastaları evlerinde ziyaret ederek sağlık kontrolü yaptı.

    Silivri Belediyesi Sosyal İşler Müdürlüğü Engelli ve Yaşlı Koordinasyon Merkezine bağlı sağlık ekipleri, düzenli olarak devam eden sağlık kontrolü çalışması kapsamında Değirmenköy Mahallesi’ni ziyaret etti. Fevzipaşa Mahalle Muhtarı Şenol Köroğlu ve İsmetpaşa Mahalle Muhtarı Erkan Varol’dan mahallede ikamet eden yaşlı ve hasta vatandaşların bilgi ve adreslerini alan ekipler, mahalle sakinlerini evlerinde ziyaret ederek şeker ve tansiyon kontrolü yaptı. Hastalara ve hasta yakınlarına sağlık durumu hakkında bilgiler verilirken, kullandıkları ilaçlar da ayrıca incelenerek gerekli uyarılar yapıldı.

    HASTA YAKINLARINDAN BAŞKAN YILMAZ’A TEŞEKKÜR

    Değirmenköy Mahallesi’nde kontrolden geçirilen hastaların kan değerlerini ve muayene tarihlerini Silivri Belediyesi’ne ait özel takip kartına işleyerek hastalara teslim eden EYKOM ekipleri, değerleri yüksek ya da düşük çıkan hastaları ilgili uzman doktorlara yönlendirdi. Silivri Belediyesi Engelli ve Yaşlı Koordinasyon Merkezi’nin Hasta Nakil Hizmeti ve diğer sağlık hizmetleri hakkında vatandaşları bilgilendiren ekipler, altı ayda bir rutin kontrollerin süreceğini ifade etti. Sağlık ekipleri ile sahadaki çalışmalara eşlik eden Değirmenköy İsmetpaşa Mahalle Muhtarı Erkan Varol ve sağlık kontrolünden geçirilen hastalar, Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz’a ve EYKOM ekiplerine sağlık hizmetlerinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek teşekkür etti.

    BAŞKAN YILMAZ: “VATANDAŞIMIZIN SAĞLIĞINI ÖNEMSİYORUZ”

    Evde sağlık hizmetinin tüm mahalleleri kapsayacak şekilde yapıldığını belirten Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz, bu yöndeki çalışmaların aralıksız devam ettiğini söyledi. Özellikle yaşlıların kontrol edilmesi gerektiğini dile getiren Başkan Yılmaz, “Bütüncül bir hizmet anlayışı ile hareket ediyoruz. Merkeze uzak tüm mahallelerimizdeki çalışmalarımız her alanda devam ediyor. Bunlardan biri de sağlık hizmetleri. Hastaneye gidemeyen veya kan değerleri başta olmak üzere tansiyon kontrolü yapılmamış, ilaçlarının kullanımı hakkında bilgilendirme ihtiyacı hisseden vatandaşlarımızı evlerinde ziyaret ediyoruz. Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğümüzün sağlık ekipleri gerekli kontrolleri sağladıktan sonra hastalarımıza veya yakınlarına bilgilendirme yapıyorlar. Vatandaşımızın sağlığını önemsiyoruz. Bu çalışmalarımız da artarak devam ediyor” diye konuştu.  

    (FOTOĞRAFLI)



  • Kas hastalıklarının en büyük nedenlerinden biri 'akraba evliliği'

    İSTANBUL, (DHA)- Genetik geçişli bir hastalık olan kas hastalığının en önemli nedenlerinden birinin akraba evliliği olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Habibe Serap İnal, "Ailesinde akraba evliliği olan bir genç anne-baba, ya da akraba olan anne ve babalardan dünyaya gelecek çocukta kas hastalığı görülme olasılığı yükseliyor. Akraba evliliğinin önüne geçmek gerekiyor" dedi.

    İstinye Üniversitesi’nin TÜBİTAK desteğiyle düzenlediği 1. Nöromüsküler Hastalıklarda Değerlendirme ve Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Sempozyumu'nda çocuklarda görülen kas hastalıkları masaya yatırıldı. Fransa Kas Hastalıkları Derneği'nden bir ekibin de yer aldığı etkinlikte, Kas Hastaları Derneği üyeleri tarafından seslendirilen şarkılar salondan büyük alkış aldı. Etkinlik öncesi kas hastalığı hakkında açıklamalarda bulunan İstinye Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Yasemin Çırak, "Kas hastalığı genetik geçişli bir hastalık ve Türkiye’de akraba evliliğiyle birlikte birçok ülkeye göre daha yüksek görülüyor. Diğer ülkelerde nadir hastalık olarak görülen bu hastalık bizde daha yüksek sayı ve rakamlarla çıkıyor" diye konuştu.

    DÜZENLİ FİZYOTERAPİ ÖNEM TAŞIYOR

    Çocuğun hastalığın teşhisiyle birlikte düzenli takip edilmesi gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Yasemin Çırak, "Aslında bu hastalıkların en büyük nedeni kasın kuvvetini kaybetmesi, çocuğun gittikçe bağımlı ve engelli duruma düşmesi. Ailelerin ilerleyen dönemlerde bu çocukları kaybetme nedenleri de akciğer problemleridir. Kas zayıflıkları o kadar ilerliyor ki solunum kasları da zayıflamaya başlıyor. Bu çocukları takip etmek çok önemli. Çocuklar düzenli takip edilmeli, bir ekip çalışması içerisinde nöroloğun, fizyoterapistin, ergoterapistin ortak çalışmasıyla uygun bir program çizildiğinde tedavi olacaktır. Aileler çocukların kıyafetlerini giydirirken bile zorlanıyor. Bunların oluşumu fizyoterapiyle engellenebilir" uyarısında bulundu.

    AKRABA EVLİLİĞİNİN FAZLA OLMASI HASTALIĞI ETKİLİYOR

    Çocuklarda görülen kas ve sinir hastalıklarının türleri hakkında bilgi veren İstinye Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Habibe Serap İnal ise şunları söyledi:

    “En sık görülen ve hepimizin duyduğu Duchenne Musküler Distrofi (DMD), Spinal muskuler atrofi (SMA) veya miyopatiler olabilir. Çocuk ilk doğduğu zaman genellikle sağlıklı bir görünümde dünyaya geliyor. Çocuğun ilkokul çağlarında kendini gösteren bir hastalıksa o zaman o yaşa gelene kadar ailenin biraz tembel bir çocuğu olarak kabul edilir. Çocuk çok fazla koşmaz, oturmayı tercihe eder, annesinden su ister kalkıp suyunu almak istemez, yaşıtları gibi hareket etmez. Daha çok düştüğü fark edilebilir. Belirtiler DMD hastalığında 3-4 yaşlarında başlar. Bu hastalığın Türkiye’de çok fazla görülmesinin bir diğer nedeni akraba evliliği. Ailesinde akraba evliliği olan bir genç anne-baba. Ya da akraba olan anne ve babalar uzak yakın fark etmeden bir kan bağı varsa hastalığın görülme olasılığı yükseliyor. Avrupa'nın bir ülkesinde 3-4 kişide görülen bir hastalık bizde onlarca yüzlerce kişide görülüyor. İşte bunun en önemli nedeni akraba evliliği. Bu çok üzücü bir sonuç. Akraba evliliğinin önüne geçmek gerekiyor."

    (FOTOĞRAFLI)



  • Turistlerin Türkiye’ye büyük ilgisi Outlet merkezinde yeni mağaza açtırdı

    İSTANBUL, (DHA)-Türkiye 2019 yılında bir önceki yıla göre yüzde 14,4 artış ile 52,5 milyon turist ağırlarken, turistlerin Türkiye’ye olan ilgisi outlet merkezlerindeki alışverişi de canlandırdı. Dünyaca ünlü markaların outlet mağazalarını İstanbul'un Avrupa Yakası'na taşıyan Venezia Mega Outlet'te, muhafazakar giyim markası Modanisa’nın mağazası açıldı.Mağazının dünyanın en büyük 'modest' outlet mağazası olduğu duyuruldu.

    2019 yılında yüzde 9’luk bir artışla, 13 milyonun üzerinde bir ziyaretçi sayısına ulaşan Venezia Mega Outlet’te geçtiğimiz yılki yüzde 42’lik toplam ciro artışın yüzde 80’i yabancı ziyaretçilerden oluştu.Outlet merkezinde sepet ortalamasında yabancı ziyaretçilerin harcamaları yerli ziyaretçilerin yaklaşık 8-10 katı arasında gerçekleşiyor. Türkiye’ye gelen turist sayısının artışına paralel olarak outlet merkezinde yeni bir mağaza daha açıldı. 2020 yılında yüzde 40’ın üzerinde bir büyüme hedefleyen Venezia Mega Outlet, muhafazakâr giyim  markası Modanisa’nın 2 bin metrekarelik mağazasına “Çarşı Pazar” katında ev sahipliği yapmaya başladı. 

    “DÜNYANIN EN BÜYÜK MODEST MAĞAZASI”

    Türkiye’nin ilk uluslararası online e-ticaret sitesi Modanisa’nın, Venezia Outlet’te açtığı mağazasında iç giyim ürünlerinin yer aldığı “kadınlara özel” bir alan bulunuyor. Mağazının dünyanın en büyük 'modest' outlet mağazası olduğu duyuruldu. Giyim tarzına dünyada muhafazakar giyim anlamında ‘modest’ deniyor.

    Venezia Mega Outlet’in mağaza ile ilgili yaptığı duyuru şöyle;

    “Tüm aile bireylerini düşünen Modanisa Outlet alışverişin yanı sıra ailece vakit geçirmek isteyen ziyaretçilerini de dinlenme alanları ve çocukların keyifle vakit geçirebileceği çocuk oyun alanlarında ağırlıyor. Modanisa’nın ilk outlet mağazası olan “Modanisa Outlet”, uygun fiyatlarıyla muhafazakâr giyimi tercih eden kadınları Venezia Mega Outlet’in “Çarşı Pazar” katına bekliyor. İtalyan mimarisinin en güzel örneği olan Venedik konseptiyle tasarlanan Venezia Mega Outlet; ürün çeşitliliği, beden alternatifleri, özel koleksiyonlar ve indirimli fiyatlarla İstanbul’da alışverişin merkezi olmaya devam ediyor.”

    (FOTOĞRAFLI)